31 May 2012

.: hüzzam :.


http://zekizabeth.deviantart.com/gallery/#/d53ldhy
beklerim her gün, bu sahillerde mahzun böyle ben
gün batar, kuşlar döner, dönmez o yoldan beklenen
en nihayet anladım, yokmuş gören hatta bilen
gün batar, kuşlar döner, dönmez o yoldan beklenen

"beklerim her gün bu sahillerde"
güfte; rahmi duman
beste; ismail hakkı nebioğlu
makam; hüzzam

30 May 2012

Müflisin Uzun Zaman Sonra İki Damla Ağlaması

Çocukken ağlamak, hep işe yarardı
Ağlamak elde etmenin selefiydi
Ağlardım, dünyalar benim olurdu sonunda
Mülklere malik olurdum, susunca.

2012, mayıs 30

*

(ek;
aşağıdaki her madde tek başına yeterlidir, anlamanın en güzel şekli ağlamayı algılamak için için;

münir nurettin selçuk / beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın,
sezai karakoç / köşe,
van gogh / sonsuzluğun eşiğinde,
ve http://zeynepmerdan.blogspot.com/2011/07/aglamann-muzigi.html)

26 May 2012

Tanımlar, VII / "bir kalbe gireceğim iddiasındaki hançer dileği"


Kalbine saplanmayı 
İstemekmiş
Birinin.


2012, mayıs

*


"vildan: entrero in un cuore!
- evet?
vildan: manası nedir biliyor musun? bir kalbe gireceğim demek."


Peyami Safa / Bir Tereddüdün Romanı

24 May 2012

Rağbet Edilen Gün'de

öyle çok ileri bakıyorum ki,
önümü bile göremiyorum.

Ölmek Hırsı


2012, mayıs 24 / 15.10
bugün kendisine farklı bir gözle baktığım,
harşit çayı.



Çağırırken suları,
Kabına sığmaz nehirlerin
Genç yaşımın bir hevesi;
Delilik yapmak isterim.

22 May 2012

ZM / "Düzgün"

Açıklanamayan asabiyetin neden olduğu garip tavırlar toplamı. Galiba takıntı, en azından benim takıntı tanımım bu.

*

ingilizce, fen bilimleri ve matematik defterlerim
böyle idiler.
İlk ne zaman peyda oldu bilmiyorum ama mavi önlüklü zamanlarıma kadar gidiyor. Güzel ve “düzgün” yazma şeklinde baş gösterdi ilkin. Harflerin biçimlerinin göz estetiğimin sempatisini kazanması öyle önemliydi ki, defterin sayfalarını anlık bir sinirle yırtıp attığım çok olmuştur. Ciltlenen defterlerin tükenmez ya da pilot kalemle “etiketleri” atılırken elimin stresten harfleri biçimsiz, yamuk yamuk yazdığı da çok olmuştur.

Sonrası, yüzde malum olan memnuniyetsizlik. Garip bir huzursuzluk.

Bu “düzgün” yazma sıkıntısından hala tam kurtulamadım. Ne zaman derste not tutmanın –sayısal derslerde bile- anlamsızlığını(!) fark ettim, o zaman rahat bir nefes aldım. Yazımı kontrol etme arzusunun kalemi sıpsıkı tutma şeklinde tezahür ettiği parmak ağrılarından geç de olsa kurtulmuştum. Kafam kadar boştu defterlerim.

Ohh.

*

Mükemmeli bilmenin ama asla o’na sahip olamayacak oluşun yarattığı bir huzursuzluk bu. Hiçbir zaman geçmeyecek bir huzursuzluk bu.

*

Giyinirken de çok olur. “Hiçbir zaman içinde tam rahat edemediğiniz  bedeniniz“ de rahat bırakmaz sizi. Elbiselerinizin bir tarafı hep iğreti durur.

Mavi önlüğümün kemerini, önlüğün üzerine aynı kumaştan eklenen o kemerini, karnımı ağrıtacak kadar sıkışım geliyor aklıma.

Huzursuzluğun zaptı, kontrolle olur çünkü. Estetik müptelası beşerlerinin “müdahalelerine” empatiyle yaklaşıyorum şu an.

*

Aynadaki yansımama en sinirli zamanlarda attığımız gülüşlerden birini hediye ettim yine bu gün. Ütüyle özenerek açıyorum kırışıkları geçiyor ama içimdeki bu huzursuzluk, bu bedeni “de” olan huzursuzluk geçmiyor bir türlü.

*

Madem takıntıları taktık bugün kafamıza, düzelim peşpeşe incileri.


İşte benim incilerim;

·         Satır altı çizerken, çizgilerin düzgün bir şekilde ilerlemesi.

·         Pantolların dizkapağı dolaylarındaki pörsümüşlüklerinin, her kullanım sonrası ütünün yüksek buharına maruz kalması.

·         Lise bire kadar başarıyla devam ettirdiğim diğer takıntım ise, defterlerimin üzerine nakşettiğim yazılarımın düpdüzgün ve güpgüzel yazılması.

·         12 yaşına kadar devam ettirdiğim, bildiğim tüm duaların ailemdeki tüm bireylere belirli bir sıra gözetilerek ardı ardına okunması.(dua anlayışımda önemli değişiklikler oldu ilerleyen yaşlarımda)

·         14 yaşında artık oynamayı bırakayım(!) dediğim barbie, sindy(markaları bunlar değildi) bebeklerin, kardeşimle ellerimizle diktiğimiz küçük elbiselerinin dikişlerinin minicik ve düzgün olması.
biyoloji defterimden bir sahife, daksil izine dikkat ediniz.
hazırlık, ingilizce defterimden bir kesit,
 ismimin cibiliyetli(!) yazılışıyla. 

19 May 2012

ZM / Müziğin Ruha Eşlik Ettiği Danslar Üzerine

Bana göre en üst sanat olan müziğin, vücutla oluşturduğu ahengin adı dans etmek. Bugün canlı müziğe gittim. Hopalı, gözlerinde ışıklar olan bir arkadaşımla. Müzikler Karadeniz uşaklarının ezgileriydi. Birkaç tanesine iç sesimle eşlik ettim.

*

Gözlerinde ışık olan arkadaşımın ince bir sesi var, şarkıların hemen hepsine mırıldanarak eşlik ediyor. Ben kavuşmuş kollarımla karanlık atmosferin içine dahil olmaya gayretleniyorum.  Kültürünün karakteristiğine hevesleniyorum. Şarkılarının fazlalığını, çalgılarının ruha dokunan ince, kasvetli seslerini kıskanıyorum.  Ne güzel diyorum, sisin ve çığırtkan yeşilin bu insanları. Tulumları, öfkeleri ve hıphızlı neşeleri.

*

Yazıya dansı çağrıştıran bir başlıkla niyetlendim, konu dağılmasın. Dans diyordum. Bana göre sanatın en üst biçimi olan müziğin en fazla alt başlığı olan dansı diyordum.

*

Dansa eşlik etmesi gereken bir kelime var illa; Ahenk. Vücudun ahenkle hareketlenmesi.  Öyle önemli bir kelime ahenk işte. Dans’a eşlik etmesi gerek.

Olmazsa, vücudunu sallayan insanları seyredersiniz çünkü. Vücut sallanmasına iner dans. Hazzın aşırısı erotik havayla birleşirse de bayağı seyredilemez kalır dans. Ruha ağırlık verir, ruhu acıtır. En iyisi dıştaki sesin, vücuttaki yansıması olsun ve ahenkle salınsın dans. Ne kaba ne de ayıp olsun.

*

Hopalı arkadaşım horona girdi. Uzaktan ona bakıyorum. Ölçülü oynuyor diyorum. Beğeniyorum oynayışını. Bana sen de gir diyor. O’na bir figür bile bilmediğimi söylüyorum. Doğruyu söylüyorum. Fiziksel inceliğin dansa yetmediğinin canlı kanıtıyım çünkü. Ahengin zerresinin bedenime etki etmediğinin de.

Ama ruhum dans edebiliyor. Ruhum etkisi altına girdiği her müzikle dans edebiliyor. Ayakta ince bir sap gibi dursam da dans edebiliyorum ben de.

*


Darcy & Lizzy
Aşk ve Gurur’da Lizzy ve Darcy’nin dans sahnesinin ilhamıyla vurgulayalım, sessiz olmalı dans ederken insan. O sahnede gelsin gözler önüne, romantizme gitmeyen dans yazısı eksik kalır çünkü.

*

1 de, dansın ana başlığı olabilecek hal dili var. Bedenin bir durumla, bir duruma tenasüp olması. Namazı getiriyor aklıma. O’na sergilediğimiz hareketleri getiriyor aklıma. “çirkin” namaz tanımı düşüyor aklıma. Hızlı, estetikten uzak, otomatiğe bağlanmış hareketlerim geliyor hatrıma. Utanıyorum kabalığımdan.

*

Bugün canlı müziğe gittim. Akşamı kollarımı kavuşturmuş bir şekilde masada oturarak geçirdim. Vücudumu hiç hareket ettirmedim, sallandırmadım. Ama tüm ruhumla dans ettim.

2012, mayıs 18

17 May 2012

Oscar Wilde Adındaki Bir Adam'ın Nasıl Olduğu ve Yaşadığı Üzerine

“Hayatımın en büyük dramı nedir biliyor musunuz? Ben bütün dehamı yaşamıma harcadım, eserlerime yalnızca yeteneğimi harcadım”

*

Yunan filozofları gibi Wilde da bilgeliğini yazıya dökmez, konuşmasıyla ve yaşamasıyla aktarırdı.

*

Wilde o zamanlar yalnızca yaldız uçlu sigaralar içen ve sokaklarda elinde bir ayçiçeğiyle dolaşan adamdı.

 *

Hiçbir zaman karşısındakini dinlemez, düşünce kendi düşüncesi olmadığı sürece onu hiç ilgilendirmezdi.

*

En ustaca öyküleri, en düşündürücü hicivleri, bu iki ahlakı yani Pagan natüralizmi ile Hristiyan idealizmini karşılaştırmak ve Hristiyan idealizmini anlamsızlaştırmak amacını taşırdı.

*

“Sanıyorlar ki” dedi Wilde “bütün düşünceler çıplak doğar. Benim ancak masallarda düşünebildiğimi anlamıyorlar”

*

“İki tür sanatçı vardır” derdi.  “Bazı sanatçılar yanıtlar, ötekiler de soru sorar. Bazı yapıtlar bekler, uzun süre boyunca anlaşılmazlar; bunlar henüz sorulmamış sorulara cevap getirenlerdir”

*

“Artık sanat eserinden kaçıyorum, artık yalnızca güneşe tapmak istiyorum

*

“Benim görevim müthiş eğlenmek” diyordu.

*

Mutluluk değil! Kesinlikle mutluluk değil. Zevk! İnsan her zaman en trajik olanı istemeli.”

*

“Dünyadaki en büyük, en güzel şeyin merhamet olduğunu anladım.”

*

“Hayır, dostum hayır; hepimiz aynı acıyı çekiyoruz.”

 *

“Şuraya yanıma oturun” dedi.  Artık o kadar yalnızım ki

*

Oscar Wilde, Beaux-Arts Sokağındaki sefil bir otelde öldü. Cenazeye yedi kişi katıldı, üstelik hepsi mezarlığa kadar gitmedi.


André Gide / 1901, aralık
De Profundis Önsözü’nden

13 May 2012

.: gök'ün dolmuş gözleriyle içerlemesi :.


2012, mayıs 12 /  Trabzon

10 May 2012

zm / "the million dollar question"

resimdeki adam;
derinlere mi dalıyor
yoksa;
boşluğa mı düşüyor?

9 May 2012

Şerh Edilmiş Şarkılar II / MFÖ, Silmez Gibisin

"bir günah ardından bakıyor yüzün"

kibirden başka birşey olamaz herhalde ki, bir günah ardından demiş sözleri ardarda düşüren. öyle ki büyük demek, yüzün önüne geçmiş de tavır, bakan günah ardından bakmış.

"seni sevdiğime değmez gibisin"

şarkının ana fikri burada parlamış sanki. soğuk, buzdan bir kalbe, hırslanmadan, sakin, farkındaymış gibi her şeyin söyleyip geçiyor sadece. değmez gibisin. sevilmeye dahi değmeyecek birine.

"o kadar mağrur ki kupruku sesin,
 başını sen asla eğmez gibisin"

haklı çıkıyor fikrim. çünkü "o kadar mağrur"muş ki kupkuru sesi. ve kendinden başka kimseyi duymayacak kulakların yine kendine yankı yaptığı sözleri.

yenilip bu aşkı terketmek de var
günbegün gururu tüketmek de var
kaçarak saklanıp hükmetmek de var
hangisi olursa, gelmez gibisin

düşünmüş, kafa yormuş bir zihinde bir çare, bir çözüm olarak belirmiş ama gerçekle yüzleşince hemen sönmüş bir ışık gibi, yanıp sönüyor sadece acınası fikir.

unutmak gerekli başlamak için
başını göğsüne yaslamak için
günahı, günahla yıkamak için
gidersem affetmez, silmez gibisin

günahı günahla yıkamak. sözleri ardarda düşüren çözümü karşısındakine benzemek, belki de onun dilinden konuşmakta bulmuş ki, "günahı günahla" demiş. günahın günahla yıkanması ise, iki olumsuzun, bir güzelliğe varması herhal.

*

firavun nefsli, nemrut kalpli birine yazılmış, sakin sakin yazılmış, güzel şarkı.
öz'ü "değmez gibisin" olan hoş, naif ve bıçak gibi şarkı.

2012, mayıs 9

7 May 2012

Savatage / Summer's Rain



Standing alone in a dream
Where nothing is real
But oh how real it feels
There were times I lost my way
I was alone, lost in a haze
Where are you now
I'll find you somehow

And do I stand alone
Like a fool out in the rain

2 May 2012

ZM / Yusuf'u Kaybetmek



Yusuf’u kaybedene acınmaz. Nasıl acınır ki. Yusuf’u kaybeden hüznü bulur. Hüznü bulan hakikate yaklaşır. Hakikate yaklaşan fakr’a, acz’e düşer. Acz’e düşene acınmaz. Acz’e düşene merhamet edilir çünkü.

Kiminin Yusuf’u yoktur, kaybedecek dahi Yusuf’u yoktur. Öyle yoktur, yoktadır ki, hüzne bile düşemez, hasret bile çekemez. O’na düşen nedensiz bir gam’dır. Kabz’dır.

Yüzü Yusuf olan beşerler, gözleriyle ve sadece hüzünlüyken ifadesiyle Yusuf olan beşerler de var. Ama o kadar işte. Yüzleri Yusuf sadece, Yusuf değil hiçbiri.

*

Züleyha olmak isteyen kim. Yusuf’u arayan, aramak isteyen kim? Umrumda mı Yusuf sanki.

Bir gün bir güzelliğin hüznü çöker içinize de, anlık bir hissiyatla kaybedecek bir Yusuf’unuz olmasını istersiniz. Ne Yusuf’u, ne de Yusuf’u bulmayı istersiniz. Sadece bir Yusuf kaybedip, hüznünü yaşamak istersiniz.

Ama kaybedecek dahi bir Yusuf yoktur.

*

Züleyha olmak isteyen kim. Aşk’a düşmek isteyen kim. Bu kadar çok, boş, yok varken Züleyha olmak isteyen kim.

Hangi Züleyha karanlıktan, boştan, yoktan daha derin olabilir ki?
Hangi Yusuf kahrdan daha güzel olabilir ki?

*

Sadece, günlerden bir gün, bir an, bir güzelliğin hatırına, kaybedecek bir Yusuf’unuz olmasını istersiniz.

Ama anlarsınız sonra,

Ne Yusuf var, ne kayıp Yusuf.
Öyle ki yok Yusuf.

2012, Mayıs 2

1 May 2012

zm / "ben arzu etmemekten başka ne arzu ederim?"

resim; francisco de goya / pişman aziz peter

her gün milyarlarca kez yankılanan dualardan benimkisi de.
niye bu kadar önemsetiyorsun dünyalığı bize?

gerçekten ne istiyorum ben?
bazı anlar, bazı şeylere güçlü bi arzu duyuyorum sadece.

peki, gerçekten istiyor muyum onları?

(başlık; peyami safa / matmazel noraliya'nın koltuğu)