30 Mar 2013

Kuple X

"I'm fearless to fly
And reach for the end
Reach for the end"


Rasmus / Sail Away

*

ne güzel bir yol şarkısı. en güzel yeri, elbette ki; "reach for the end"
sonrası keman ve toz-duman.

Kuple IX

"Beautiful girl
Won't you be my inspiration?"


Dolores O'riordan / Ordinary Day

*

kız kaçıyor, kadın koşuyor. kız kaçıyor, kadın yoruluyor. kız kaçıyor, kadın çocukluğuna dokunamayacağını anlıyor.

Kuple VIII

"En güzel günlerini, demek bensiz yaşadın.
Demek, bensiz yaşadın."

Zeki Müren / Şarkılar Seni Söyler

26 Mar 2013

ZM / Sonsuzluk ve Bilgelik Ağacı




The Fountain, 2006.
"o ağaç?"
Gayet uzunca bir süre, yeni bir ses’e kulak vermişti Keşfsever. Sabırla, inatla dinlemişti. Ama artık duyulması gereken her şey nihayete erdi. Bundan sonrası irade ve seçim'e kalıyor çünkü. 

 
(Kısaca nasıl tanımlanır bilmiyorum ama ilgimi çekmişti. Geçen kış gözüme çarpan ve hemen okunan bir kitap, ardından dört-beş ay sonra tüm cümlelerinin gerisinde bu şey; Kalaba’yla konuşan bir ses ve o’nun sayfaları, sayfaları bulan cümleleri. Yahudiliğin mistik bir kolu deniliyor, Yahudi tasavvufu deniyor, aslında din’le hiçbir alakası olmayan güzel bir öğreti deniyor. İlluminati, Masonluk, Yahudilik, kısaca bencil amaçlar taşıyan tüm bu gruplardan bağımsız ve tüm insanlığa açık bir öğreti deniliyor. “Materyalist tasavvuf” absürd ve tarzanca olsa da biraz, ben böyle diyorum.

Kabala, evrim’i reddetmiyor, tanrı/yaratıcı’yı inkâr etmeyen ama materyalizme kayan bir tarafı var. Bencilliği oldukça yeriyorlar ve biricik gayeleri almak’tan/verme’ye geçmek. Dinlerde, tasavvufta, hatta Nietzsche’de olan üst insan/kâmil insan motifi Kabala’da da var ve yaşama gelmenin amacı bu döngüyü tanımlamak. Kutsal kitapları, kaynakları inceliyorlar, başucu eserleri ama dini terminolojideki tüm motiflerin sembol olduğunu düşünüyorlar. Dinlerin peygamber dediği, neredeyse kutsallaştırdıkları tüm bu kâmil adamlar onlar için yalnızca ilim sahipleri.


Âdem yaratılan ilk canlı değildi mesela, Adem Yaratıcı’yı kavrayan ilk beşer olduğu için âdem oldu. İbrahim ilk kabalist. Kutsal kitapların hepsi beşer mahsulü. İnsanları yaşamdaki zevklerden soyutlayan, kendilerini gerçekleştirmelerine engel olan, başörtülerin, uzun, bol elbiselerin içine hapseden, onları bağnaz, tekdüze, doğulu ve az gelişmiş yapan tüm yasaklar, kurallar, sınırlar ve soyut varlıklar aslında yok. Yaratıcı mahlûklarından bunları, bu keskin sınırları olan şeyleri istemiyor. Ve Metafizik varlıklar yok. Kutsal kitaplarda “apaçık düşman” denilen, insanları günah’lara sevkeden şeytan yok. Ve şeytan yok.)
 
Girişi uzattım farkındayım ama parantez içini doldurmak zorundaydım. Çünkü güzel bir keşf oldu. Keşf buldum. Okunması lazım gelen bir kitap vardı, onu almıştım. –bitirmedim, başlarındayım hala, hem okumam bile belki de o cümlelere rast’tan sonra- orada Kuran’da çok kez geçen Adem ve Havva’nın cennetten kovuluş kıssasının yazarca anlatımı vardı. İşte o cümlelere denk geldim. Muhatabıma da söyledim, keşfimi söyledim. Bana “itaatkâr” yaşamımda devam etmemi, mensubu olduğum dinde kalmamı, -kendince çorak bulduğu dinimin üzerime gayet yakıştığını ve hatta kendince bunun tam ben’lik olduğunu ima ederek hem de- tembihleyerek bana mutluluklar diledi.
 
*

Gerisini Keşfsever anlatsın o halde.

Âdem ve Havva kıssasındaki, onlara “sonsuzluk ve güç” vaad eden, yasak ağacın kabala olduğunu düşünüyorum. Âdem ve Havva’ya dostça, bilgece ve aslında onların mutlu olmasını isteyerek yaklaşan’ı da İslami terminolojideki adıyla şeytan sayıyorum. -Kafamı nelerle bozmuşum değil mi, işim gücüm yok da, bunlarla uğraşıyorum değil mi.-

"Ama bir kez şu ağacın meyvesinden yerseniz. Gözünüzün önünden kalkacak tüm perdeler. O zaman gerçeği göreceksiniz. Her şeyi bileceksiniz. Bilgi sizin olunca ey âdem, böylece cennette, melekler gibi sonsuz yaşam süreceksiniz. Ölmeyeceksiniz.
Sonsuz yaşam sürmeyi, esenlik bilgisini istemez misiniz?

Onlara önce bilgi
yi, sonra gücü teklif etti. Büyük gerçeği, sonsuz yaşamayı vaad etti."

Nazan Bekiroğlu / La, Sonsuzluk Hecesi.

 
*
 
Bunları Âdem’le Havva’ya söyledi şeytan. Belki de haklıydı. Belki hakikaten de elindeki bilgi, yüce, gücü olan bir bilgiydi. Belki Şeytan’ın yolu kötü değildi(!)
Ama. Bir ama var ki, yaratıcı onlara "o ağaca yaklaşmayın" demişti. Ağaca kötü demedi. Ama insana "o ağaca yaklaşmayın" dedi.
Şeytanı olumsuzlamak, şerlemek konu dışı şimdilik. Asıl konu, Adem ve Havva’nın Yaratıcı'nın öğüdünü dinlememeleri idi. -Bu beni, koca bir dinin mensuplarını itaakar mı yapar?-

O halde, yapılması gereken?
Ağacın hakikaten de kötü olmadığını deneyimlemek?
Kendini bilgi, güç ve sonsuzluk ağacının nimetlerine bırakmak?

Yoksa geriye atıp tüm bu her şeyi, Yaratıcı’nın sözünü mü dinlemeleri?
Bir hikmet'i vardır diye. Sırf O dedi diye.


*

Şimdi ben buradayım Allah’ım.
Yokluğunu düşünme’yi hiç düşünmedim şimdiye dek.
Ama adının gerçekte ne olduğunu çok düşündüm.
Niye bana adını söylemiyorsun ki?
Âşıklar birbirine adlarını söylemekten zevk almazlar mı?
Hem söylesene fısıldayarak kulağıma.
Şeytan; hakikaten de var değil mi?


23 Mar 2013

.: ellerin, ellerin :.

resim;





















merhamet falan değil bu.
ne demeli?
bu resme, resmi çekene ne demeli?
elllerin, ellerin duruşunda tezahür etmiş, "güzellik kaygısı"na ne demeli?

22 Mar 2013

Kuple VII

"Çünkü O, ta derinden, öptü kalbimi
iyileştim ben
O, derinden gelen, O."

Ümit Sayın / Ben İyiyim

19 Mar 2013

17 Mar 2013

Kuple VI

"yağmur, teşekkürler"

mor ve ötesi / yağmur teşekkürler

*

şarkılarla tanışma an'ı da vardır.

tıpkı endişeli bir bekleyişle azaplanıp, kendinize yapacak bir iş ararken girdiğiniz bir kitapçıda bu şarkının çaldığı an'da hissettiğiniz o yatışma hissinde olduğu gibi.

sırf kulaklarınız duysun, iyi duysun diye çalınmış, adımlarınızla birlikte kulaklarınıza gelmiş bu şarkıyı dinleyip, sonra da soğuktan kırmızılaşmış, daha da çirkinleşmiş ellerinizi ağarmış yeşil montunuza sıkıştırıp, şarkının sözlerinden sadece birkaçını hafızanıza saklayarak gidersiniz. şarkı da, o an da sizindir artık.

14 Mar 2013

.: 2tika :.

Z / 2013, mart 10.

iki eski siyasetçinin atışmasıymış da, resmi çekince aklıma düşmüş.
 
 -bir çiçekle bahar gelmez..
-her bahar bir çiçekle başlar!

12 Mar 2013

Meyl'ence

I
http://zeynepmerdan.blogspot.com / yusuf'u kaybetmek

Yusuf'un yüzü ışk kadar beyaz
Gözleri siyah
Yusuf'un yüzünde buz tutmuş mağrur hüzün
Yusuf tapınmaya put resmi

II

Yusuf'un dili konuşmaz
Yusuf'un kelimelere ihtiyacı yok.

Yusuf'un mimiklere ihtiyacı yok
Yusuf antikroma heykeli
Yusuf'un kımıldayamaz;
mermer, naçiz bedeni

Yusuf gözleri
Ve sadece hüzünlüyken ifadesi'yle
Bir katlin müsebbibi olabilir
Ve Yusuf'a yenilmek daha zevkli olur
Yusuf'a muzaffer gülümsemekten

III

Yusuf'a bir an bakmak dahi
günah sayılabilir.

Yusuf'un salınması semte güneşi doğurtur
Yusuf cins-i latif
Yusuf Lut'a gelen meleklerden
Yusuf Havva'nın tüm kızlarından daha zarif

Yusuf'un karşısında yüzüm çirkin, halim budala
Yusuf pür-i ışk, ben peşinde gölge
Yusuf salınır gider, dilenci ayaklar adımları peşinde

IV

Yusuf'un günahı yok.

Yusuf benden güzel
Yusuf benden yukarda
Yusuf bana eğlence
Yusuf gönlümü hoş için

Yusuf'un günahı yok
Yusuf'un benden haberi bile yok

V

Umrumda mı Yusuf sanki.

Ben züleyha değilim
Olmam asla, ben Züleyha.

9 Mar 2013

8 Mart

Z, ilk yürüyüşüne katıldı. kimi yaşlı, kimi halkevci; emekçi, kimi güzeller güzeli kadınların ortasında saf tuttu. kalabalığın, seslerin ve sokağın gücünü keşf etti. meşalelerin, pankartlardan çok daha güzel olduğuna hükmetti. bazen istihzalı, bazen mütebessüm ve elbette ki budala bir yüz ile sloganlara eşlik etti. sırıttı. ajda pekkan'ın "hür doğdum, hür yaşarım. kime ne, kime ne?" şarkısına avazlandı. solkol ehbabıyla zıplamaya dahi yeltendi. sonra hızını alamadı ve kendine kurumuş kan rengi, süet, bütün topuk papuçlar aldı.

Kuple V

"korkacak bir şey yok, nefes al gitsin"

feridun düzağaç / hazırcevap

Kuple IV

"bir deniz kıyısında otur, gemiler sensiz gitsin bırak"

yaşar / beni koyup gitme

Kuple III

"bir ömür harâb oldu, onu bilmiyor leyla"

münir nurettin selçuk / üzgünüm leyla

Kuple II

"please god you must believe me"

guns n roses / this i love

Kuple I

1 cümlesi sevilen şarkılar.
1 cümle hatırına dinlenen şarkılar.
eşlik edilirken iç'in en çok avazlandığı,
şarkının en güzel, en vurucu kısımları ya da.
öyle çok ki.

*

"bir his dolup içine, uçuyorum sandın mı hiç?"

samime sanay / bir ilkbahar sabahı

5 Mar 2013

Tanımlar XVIII / Lilith

Dante Gabrielle Rossetti /
Lady Lilit, 1867
Lilit. Adem’in ilk karısı. Adem’den ayrıldıktan sonra İblis’le evlenen kadın. Adem’le Havva’ya elmayı uzatan kadın.

Sanat tarihinde Lilit’in son iki yüzyıl içerisinde boy göstermiş olması, hiç de sebepsiz değildir. Lilit’in, yani kötülüğün anasının. üç büyük dinin de ortodoksisinin tanımadığı, tanımlayamadığı bir kadın tipinin.

Tarihteki ilk feministtir Lilit. Erkeğe isyan eden ilk kadın. Adem’in kaburga kemiğinden değil, bizzat Adem gibi topraktan yaratılan kadın.

Yerini Havva almıştır. Uysal ve saf olan Havva! Adem’in eşi Havva, İblis’inki ise Lilit. Havva elmayı yiyen kadın, Lilit’se elmayı elinde tutan kadın.

*

Dindarlığın, ‘kadın’la ‘modernite’ arasındaki ilişkiyi bir türlü kavrayamamasının en temel nedeni bu! Hâlâ Ramazan fitrelerini arpa-buğday hesapları üzerinden yapan dindarlık, kadınlığın sorunlarını da ister istemez Havva-Meryem düalitesinden hareketle kavramaya çalışıyor. Hal böyle olunca da masumiyet kavramını bedensel bekâret düzleminden öteye taşıyamıyor. Oysa Meryem bir eş değil ki, sadece anne! Zevce olmayan kadın. Güzel ve masum. Ama yaşamın dışında. Manastır’da.

Modern gerilimin izleriyse Havva’yla Meryem arasında değil bu yüzden, Havva’yla Lilit arasında.

Ey talib, İblis’in adresini bulursan, sana Lilit’in yerini gösteririm.

http://ducanecundioglusimurggrubu.blogspot.com/2012/07/ademin-ilk-celiskisi.html#!/2012/07/ademin-ilk-celiskisi.html

Tanımlar XVII / Masumiyet(?)

Sandro Boticelli / "Venüs'ün Doğuşu"
Güzellik ve masumiyet imgelerini biraraya getiren geleneksel düşünüş, gerçekte, safiyet ve iffetten ayrı bir kadın güzelliğini tasavvur etmekte zorlanır. Çünkü güzellik demek masumiyet demektir; ve saflık ve tazelik ve korunmuşluk.

İsmetten türeyen masum sözcüğünün anlamı da bu tesbiti doğrular zaten. Meselâ peygamberlerin masum(ismet sahibi) olduklarına inanılır; yani günahlardan ‘korunmuş’ ve/veya ‘uzakta tutulmuş’.

Yani bir zamanlar güzellik denilince anlaşılan, el değmemiş bir güzellikti. El değmemiş, yani doğal ve saf ve tabii ki bakire.
Tam da bu noktada bekâretin iki anlamı da açıkça görülebilmeli: 1) bedensel/cinsel, 2) ruhsal/toplumsal. Demek ki masum güzelin sadece bedeni değil, ruhu da korunmuştur.

Masum güzellik, iddiasız bir güzelliktir: doğal... meydan okumayan bir güzellik... sahibinin değerinin farkında bile olmadığı bir güzellik... Öyle ki tüm çekiciliği, dokunulmaya müsait bir saflıkla hâlelenmiş olmasındandır. Giorgione’nin "Uyuyan Venüs"ü gibi. Korunmasızmış gibi görünen bir güzellik.


http://ducanecundioglusimurggrubu.blogspot.com/2012/07/ademin-ilk-celiskisi.html#!/2012/07/ademin-ilk-celiskisi.html