30 Eki 2013

An V

Aşık olma an'ı.

*

Belki de hiçkimse gerçekten bilemez. Aşık olduğu gerçek an'ı. Zihninde dahi sepya kalmış resimlere bakar ve seçer birini. Sonra kabul eder; o an'dı. O an.

*

Enarka sıram ve almanca dersi. Mevsim sonbahar. Aylardan -elbette ki- ekim. Neredeyse bir aydır çekiminde olduğum hisse ad konulacak günü yaşayacağım. Farkında değilim sadece. Her şeyi başlatan ve bitiren kapı sesi ve işte şimdi başlıyor.

"O almanca dersinin tüm sıradanlığını bir kapı sesi değiştirdi. Temelinde şirinlik olan bir güzellik vardı. En güvenmediği şey güzelliği olan ve buna hiç önem vermediğini söyleyen bu bencil arkadaşın o gün o güzelliğe hayran olmuştu. Bir şapka bir insanı bu kadar değiştirebilmiydi? Aptal bir diziyi izler gibi, kımıldaman öylece izledim."  -2006, ekim-

27 Eki 2013

En Son Ne Zaman Aşık Olmuştum İlk Duyuşta Bir Şarkıya.



2:03 te başlayan müzik ve işte karşıda Neverland.

23 Eki 2013

Anlatım Bozukluğu*

"Beni affetme. Anlama da. Hayatımın özeti düzeltilemeyecek kadar vahim bir anlatım bozukluğu. Beni daha fazla konuşturma. Ben susayım, sen ağla."

Ali Lidar

*

Sıradanlığımı ve koca bir vasıfsızlığımı yüzüme çarptıkça, kibrimi azdırıyorsun. Oysa ben itaatkâr bir çocuktum. Çizgi film kahramanları desenli etiketli günlüğüne pembe kalemlerle seni sevdiğini yazan çocuktum.

Ben edepsiz değildim. Yüzü çabuk kızaran, şaşkın bakışlı masum surattım ben. Neden gözlerime kara delikler düşürdün ki. Ben seni sevmiştim. Ben seni yarattığın çoğu mahlûktan fazla sevmiştim. Hala da seviyorum. Ama kızgın değilim diyebilir miyim ki.

Zerre’n.
2004, haziran 29.

2005, eylül 13.

2010, nisan.































21 Eki 2013

Salieri.

Salieri: Amadeus, 1984.
Babam işlerinin yolunda gitmesi için Tanrı'ya ciddiyetle dua ederken, Ben gizlice bir çocuğun düşünebileceği en azametli şeyler için dua ederdim. "Yüce Tanrım, beni büyük bir besteci yap. Senin ihtişamını müziğimle dile getirmeme ve ünlü olmamı sağla. Beni dünya çapında şöhret yap. Yüce Tanrım. Beni ölümsüz yap. Ölümümden sonra bestelerimden ötürü insanlar adımı sonsuza dek sevgiyle ansın. Karşılığında bakirliğimi tüm gayretimle ve tüm tevazumla, yaşamımın her anını sana bahşediyorum. Âmin."

*

Sevgili Tanrım, içime gir. İçimi tek bir gerçek müzik parçasıyla doldur. İçinde senin nefesin olan bir parçayla doldur ki, beni sevdiğini bileyim.

Ama neden? Neden Tanrı sesini duyurmak için böylesine yakışıksız bir çocuğu seçmişti? İnanılacak bir şey değildi. Bu parça kazayla bestelenmiş olmalıydı. Öyle olmalıydı.

*

Şu andan itibaren düşmanız. Sen ve ben. Çünkü kendine enstrüman olarak kendini beğenmiş, utanmaz ve ahlâksız bir çocuğu seçtin, bana da sadece, onun müziğinde vücut bulduğunu anlayabilme yeteneğini verdin. Çünkü insafsızsın, adaletsizsin, zalimsin. Sana engel olacağım. Yemin ederim.

Yaratığına bütün gücümle köstek olup zarar vereceğim.

*

Bunu izlemek dehşet verici ve harikaydı. Ve şimdi delilik içimi sarmaya başlıyordu. İkiye bölünen bir adamın deliliği. Nüfuzumu kullanarak, Don Giovanni'nin Viyana'da yalnızca beş defa sahne almasını sağladım. Ama gizlice, o beş seferin hepsine gittim. Sadece benim anlayabileceğim o müziğe tapıyordum. Orada öylece durup, o buruk yaşlı adamın mezardan bile hâlâ zavallı oğluna nasıl hükmettiğini anladığımda nihayet Tanrı'yı yenmenin bir yolunu korkunç bir yolunu buldum.

*

Merhametli Tanrınız, sıradan birinin, onun ihtişamını az da olsa paylaşmasına izin vermektense, kendi canından olanı yok etti. Mozart'ı öldürdü. Beni de işkence çekmem için hayatta bıraktı. 32 yıllık bir İşkence. 32 yıl boyunca yavaş yavaş tükenişimi izledim. Müziğim giderek söndü.

*

Sizin yerinize konuşacağım Peder. Dünyadaki tüm sıradan insanlar adına konuşuyorum. Ben onların şampiyonuyum. Ben onların koruyucu meleğiyim. Bütün sıradan insanların günahlarını bağışlıyorum.

Günahlarınızı bağışlıyorum.
Günahlarınızı bağışlıyorum.
Günahlarınızı bağışlıyorum.
Hepinizi bağışlıyorum.

18 Eki 2013

.: hoşçakal Trabzon :.

"bir deniz kıyısında otur, gemiler sensiz gitsin bırak" rezim;


 
Aynı bankta ve hep böyle. rezim;
Uzungöl'dü ve bulmuştum, eski dostların hallerini. rezim;

Son ev'ime gidiş yolu ve buraların hepsi benim. rezim;

Ve buralar da. rezim;


rezim;

Üzerine bahar vurmuş Ayasofya. rezim;

Çocukluğu hatırlatan mahalleler. rezim;

Ah ne güzel Kara Deniz. rezim;

Ah ne güzel 'tek' kuş, lonely shepherd. rezim;

Ve, hoşçakal Trabzon. rezim;

15 Eki 2013

Z / Kurban



 
 
 
 
 
 
 
 



 
 
My maan's got a heart like a rock cast in the seea
My maan's got a heart like a rock cast in the seea
 
*
 
I will love you till the end of tiime
I would wait a million years


Say you’ll remember! say you’ll remember!
I will love you till the end of tiime

 
*

Ben ne katilim ne de maktül.
Ne öldürmek ne de öldürülmek bana göre değil.
Ben İsmail'im.

İsmail olan nasıl ölür, İbrahim'i yoksa. Ölmesi gerekli, üstelik de zevkli iken.
Ölüme ayaklarıyla giderek!

Bu yüzden,
ben hem Katil'im hem de Maktul.

13 Eki 2013

Bu Ümit Beni Bil, Bil Yaşatan*

Dün gece tüm bir soyutluğuma karşıt gelecek kadar materyalist, ateist, bilim, spor ve elektro müzik meraklısı 'sanal arkadaşım'la sohbet ettik. Her zaman ki gibi birbirimizi anlayamadık. Hissedemedik. Hayretle ve kezlerce aynı soruyu sordum, eksikliğini hissetmiyor musun dedim. Hissetmiyorum, dedi. Ölümü sordum, ölünün ardından hissettiklerini sordum. Döngüsünü tamamladı dedi maktül için ve biraz hüzün hissettiğini. Meşgaleleri vardı, onları sordum. Amaçlarını sordum. Hiç dedi. Hiç, hiç acıtmaz mı dedim. Niye acıtsın ki, dedi. Kültürel kodlamaların hepsi bunlar senin, dedi.

Sonrası hep o klişe argumanlar, antitezler.. Bilim adamları, filozof isimleri.. Varlığı ya da yokluğu ispatlanamayacak ve asla ispatlanamayacak bir şey konusunda agnostik olmak en makuluyken, insan neden reddeder? sorusuna yenilmiş bir cevap bekledim ama boşunaydı. Çünkü ateizm bir tür inançtı. Red üzerinden var olan bir inanç hem de.

Ümitsizliği dünyanın en keskin ve estetik hissi bulmam, tüm bir hayatımı küçük bir ışık uğruna feda edebilecek kadar kalp coşkunu olmam, şiirlerin, şarkıların en çok ve en çok bu duyguyu barındırdığı üzre kıymetli bulmam mı bilmiyorum ama ben bunun için yaşıyorum. Ümit için. Bahar için yaşıyorum. Ve bunun yokluğunu anladığım gün, delire delire ağladığım gün olur. Tepine tepine. Hiç ve yok ise eğer.

Tıpkı..

"Bir akşam,
dalgın dalgın hoş bir kitabı karıştırırken,
bir an bile duraksamadan; 

'Tutkulu ruhların çoğunda olduğu gibi,yaşamdaki inancının tükendiği an gelmişti' cümlesini okudum.
Bir saniye sonra,cümle içimde bir kez daha yankılanıyordu ve gözyaşlarına boğulmuştum."


Albert Camus

10 Eki 2013

Adsız

Yaşamda yokluğu yoksunluk veren türden şeyler yolunda gidince vızıldamıyor insan. Ya da benim için geçerli bu. Vızıldamayınca yaşayıp gidiyor. Eğleniyor. Ama bir şeylerin yolunda gitmemesi lazım sanki. Yani gitmeli ama çok gitmemeli. Yolunda gitmeyen bu şeyler beşeri kaygılardan beslenmemeli üstelik. Yani iş/para/güç/sevgili/arkadaş bulamayınca vızıldamamalı insan. Şikâyetlerini, belki de içindeki münacaat güdüsünü bu gündeliklerle israf etmemeli.

İçinde bulunduğu dünyayı anlamaya başlamakla mı başlamalı önce insan? Yani şu soruyla mı başlamalı öncelikle: “burası neresi?” , “ben kimim” , “neden burdayım” , “nasıl ayakta kalabilirim?” doğru soruyu bilmiyorum. Çünkü istediğim ya da o an yokluğunu hissettiğim şeye göre değişiyor sorum. Beşeri herhangi bir şeye yenildiğimi hissedince ve kibrim acıyınca, en kapitoş mantıkla “nasıl ayakta kalabilirim” diyorum. Ama ruhum, soyut, kutsal, tanrısal bu şey acıyınca, ruhum acıyınca “neden” diyorum. “Neden burdayım?” Belki de birini seçmem gerekmiyor, sınırlar çizmenin verdiği o hoş belirginlik hissi sadece bu. Kendini belirgin ve köşeli hissetmek ya da. Biliyorum top olmak en güzeli.. Biliyorum hep olmak en güzeli, en iktisatlısı. Ama hep’ler bana göre değil. Her’ler ve hep’ler bana göre değil. Bana 1şey lazım. 1i lazım. Öyle sanki.
Böyleyse neden yetinmiyorum? Neden tek arzusu “istemek” olan varlıkları sevemiyorum? Neden onların bu ol’ma çabaları beni bir yönüyle düşündürtüyor? Neden düşünme payı veriyorum? Nedir mahiyeti? Peygamberane deyişle eşyanın hakikati? Ya da geçiniz bu din zırvalarını(!) nedir yaşamın anlamı? Yine başladığım yerdeyim.

 *
Bunu dahi buraya yazıyorum biliyorum ama buraya yazmak ne kadar itici.. Bazen ‘buralarla’ ilgili her şeyden tiksiniyorum.

7 Eki 2013

Başkasının Olmuş Şarkılar

Siz hiç başkasının olmuş bir şarkıyı dinlediniz mi. Ben dinledim.

Öyle çok o'nundu ki şarkı tek bir dizesini sevemedim. Ben sadece kulak verdim. Köşe'mden ve uzaktan. Kezler kez. İleri gidip, şarkı sahibesinin şarkıyı dinlediği an'ları düşündüm. Şarkıyı dinlerken hissettikleri ve hatta verdiği reaksiyonları. Acaba en çok neresini seviyordur'u düşündüm. Gözlerinin dolduğu an'ları düşündüm. Çünkü dolmaması mümkün olamaz şarkılarındandı şarkısı.

Böyle çok şarkı(m) var. Benim de sevdiğim, ondan duymasam belki ondan daha çok seveceğim ama aslında benim olmayan şarkılar. İkinci el şarkılar. Tıpkı bir zaman sonra size verilmiş eski eşyalar gibi. Hep başka'sını hatırlatan. Asla ve gerçekten sizin olamaz. Hep ilk sahibesini hatırlatan. Üstelik, hep ve sonsuz'a kadar onunmuş gibi. Bir ölü'den arta kalanlardan dahi fazla hüzün verebilirler kudretlerine göre.

Yazmayacağım. İsmini yazmayacağım şarkının.

4 Eki 2013

.: anlamak! :.

aynen böyle.
 

3 Eki 2013

Lonely Shepherd

 
dokunuşunda
ya da her aşık oluşunda
aldatıyor gök'ü.

yalnız çoban.
yalnız değil, tek yürüyen
gecenin saatleri, ay altında
ne aşk, ne sevişmek o'na göre değil.

yalnız çoban,
ama yalnız değil,
belki sadece ayrı düşmüş.

deli
çok deli
süper deli
ve cezbesinde.

gece..
gök'ün yüzü..
yıldız pırıltılı siyah gözbebekleri..

asla insan olmamış
azametli en'in maşuğu.

ve başka kimsenin değil.


2013, eylül 6.