23 Oca 2018

Ruhça

“Başlangıçta dünyadaki bütün insanlar aynı dili konuşur, aynı sözleri kullanırlardı. Doğuya göçerlerken Şinar bölgesinde bir ova buldular ve oraya yerleştiler. Birbirlerine, 'Gelin tuğla yapıp iyice pişirelim.' dediler. Taş yerine tuğla, harç yerine zift kullandılar. Sonra, 'Kendimize bir kent kuralım.' dediler, 'Göklere erişecek bir kule dikip ün salalım. Böylece yeryüzüne dağılmayız.' Tanrı, insanların yaptığı kenti ve kuleyi görmek için aşağıya indi ve şöyle dedi: 'Tek bir halk olup aynı dili konuşarak bunu yapmaya başladıklarına göre düşündüklerini gerçekleştirecek, hiçbir engel tanımayacaklar. Gelin, aşağı inip dillerini karıştıralım ki birbirlerini anlamasınlar.' Böylece Tanrı, onları yeryüzüne dağıtarak kentin yapımını durdurdu. Bu nedenle kente Babil adı verildi; çünkü Tanrı, bütün insanların dilini orada karıştırdı ve onları yeryüzünün dört bucağına dağıttı.”

Tevrat, Genesis (I-IX)

*

Babil’den önce tüm bir insanlığın konuştuğu dil neye benzerdi bilinmez ama belki de Ruhça’ydı. Şimdi milyarca sözcük izdihamı arasında, manayı da, kastı da kaybetmiş ve bulamaz halde anlamın anlamıyla çarpışmayı ümit ediyoruz. Kayboluyoruz aynı sesle telaffuz edilse de bambaşka manalara gelen bambaşka kastların yabancı kelimelerinde.

Her insanın ruhunun gündeminde o an için en çok konuşmak istediği bir varlık var. Belki ihtiyaç, belki haz, belki bir cevabı arayıp da bulmak gibi varmak istediği bir varlık var. Peki, Ruhçanızın hakiki muhatabı kim? Notalarında, çizgilerinde kendimiz bulduğumuz bir sanat eseri? Ruhumuzu gözümüzden okuyan maşuğumuz? İç Sesimiz? Dua sesimiz? Münacatlardaki tanrımız? Hakiki bir dostumuz?

Ruhun hakiki muhatabı Ruhça konuşabildiği varlık. Diğerleriyse bir vakte misafir olmuşlar. Vadesi dolunca gidecekler. Vakit vazzı vurunca. Hakikatteyse; kısmi özgürlük, sınırlı alternatifler ve güncel seçeneklerin en avantajlısıyla muhatap oluyor insan. Bu yüzden Ruhça bilmiyor kimse.

Vakit geçirmek için beraber yürürsün / beraber yürürsün ve vakit geçmiştir / vaktin nasıl geçtiğini anlamadan yürürsün. Arkadaş, kadim dost, sevgili, eş, akraba, çocuk falan diyoruz ama tüm beşeri ilişkiler günleri sayıları bir vakte misafir olmaktan ibaret. Peki, Ruhçanızla konuşmak istediğiniz varlık nerede? Muhayyelenizde? İdeallerinizde? Mazinizde? Hayatınızda?

Kelimeler ve kastlarının hakiki manasına varma arayışı yolumuzu Hermeneutik’e düşürsün; biz bu yazıda kelimelerin tabirinin yahut gerçekliğinin değil onları güzellemenin peşine düşelim.

Ruhça Sözlük:
Ruhça Sözlük: Kelimelerin hakiki anlamlarına gelmediği, kelimelerin zahiri anlamlarının berisinde anlamını doğurduğu, çoğalttığı, yapı söküme uğratmaktan da fena helak ettiği sözlük.

Dişil Yazı*:
“Kadının ebediyeti zekâsında değil, rahmindedir. Yeni kadın, yaratıcılığın merkezini şaşırmıştır." diyen Peyami Safa'ya el-cevap: İlham, ruhu döllemektir. Bazen tek bir cümle dahi ruhu dölleyebilir. Öyle bir döller ki hatta Alef ve Zain arasından bir sonsuz doğurulur ondan. İlhamının gelmesi beklenmez. Hakiki bir mülhem gelir, ruhu döller ve gider. Bazen ruhun ırzına geçerek dahi bırakabilir mülhem olanı. Yazmak; doğurmaktır. Ve yazmak, ruhunda ve zihninde bir rahim taşıyan kadınlara yaraşır en âlâ.
*: Hélène Cixous’unun “Écriture Féminine”sinden ilhamla.

Kalp Tesettürü:
Kalbin Tesettürü diye bir şey var: ruhu, benliği, zihni, bedeni yazmaktan çekinmemek de kalbi yazarken hicap etmek. İnsanın en mahrem yeri; ruhu, beyni ya da bedeni değil kalbidir. Bu yüzden tesettür en çok kalbe yakışıyor. Kalpleri saklamalı. Ketum ve haris olmalı kalp dile gelince. Dîl, dile gelince.

Rast Yasası:
Varlığınıza haddinden fazla tesir eden ne var ise geçmişte bir anlığına olsun karşınıza çıkmıştır.

Kalbi rutubet kokmak:
Ağlamak biriktirmek ve ağla(ya)mamak kalbi rutubetlendirir. Sonra çürüme başlar. Kalp çürümesi.

Gurbet:
İnsanın kendi içine varamaması gurbettir.

Hicret:
İnsanın ruhuna varmaya gitmesi hicrettir.

Ruh Mezarı:
Maziden geçmiş muhatapların maktul yahut merhum sıfatıyla özlemek yasıyla kadim bir ritüelde sonsuza kadar yaşadıkları yer.

Varlık Tokatı:
Bazen bir beşer insan olsun diye ona varlık tokatı atılır. Ruhu, haysiyeti, idraki, izzeti neyi noksansa ya da fazlaysa orasına. Varlık tokatı can yakar. Gururunuzu kırar. Kompleksten komplekse girersiniz. Ama atan eller salihse sizi kemal eder.

Varlık Tahkiri:
Muhataba yapılacak en büyük hakaret. “Keşke 1 kenz sandığım varlığını hiç bilmeseydim. Varlık zeynini hiç keşf etmeseydim. Keşke hiç olsaydım da; varlığın varlığımı hiç bilmeseydi. Hiç görmeseydi. Hiç muhabbet beslemeseydi” keşkesi.

Saklayan(Saklı+ayan):
Saklanışından belli ayan olan şey. Saklandıkça daha çok aşikâr olan. Âşk olan.

Muhatap:
Birinin varlığına içinizde verdiğiniz bir hitap, onun içinde size duyurulmadan verilmiş olan hitapla aynı hitap olduğunda muhatabınızın muhatabınız olduğunu tasdiklemiş olursunuz.

Teferrüd Makamı:
"Teferrüd: Kendi başına olma, bağımsız olma, yalnız olma, herkesten ayrılma." Kısaca; ikâmesizlik.
Aşk, muhatapta Teferrüd Makâmını bulmaktır. Sıfatlarını değil, zatını sevmek. Ruhunu. 1iri Râb gibi ikâmesiz görmek. Yani; şirk.

Taltif Tahammülsüzü:
İltifat duyunca sevinen insan kadar ahmağı yok. Üzülmeli insan taltif duyunca hatta. Muhatabın ruhu değil sıfatlarını gördüğünün kanıtı. Zatı değil sıfatları övüyor muhatap. Özü değil, kıyafeti yani. Sizde öyle bir şey bulmalı ki muhatap, yeryüzünde hiçbir insan o taltifi giyemeyecek olsun. Hakiki taltif ruha yapılır. Sıfata değil. Muhatabınızın alternatifi, ikâmesi olduğu anda, tüm bir aşk güzellemeniz anlamsız bir boşluğa dönüşüyor. Dünyanın en meşru tenezzül etmeyişi: bir başkasının ikâmesi olmamaya gösterilen direnç.

Tesir Aidiyeti:
Bir şeyin hâkiki anlamda kaybedilebilmesi için size ait olması gerekir. Diğeri emanettir zaten. Sadece bir zamanlığına zilyetliğinizde olmuştur. Bir şeye, bir yere, birine hakiki anlamda tesir etmişseniz sizin olmuştur. Öyle bir ait olmuştur ki mâlik olmadan sizin olmuştur. Tam da bu yüzden muhatabınızın başka bir rakibe temas etmesinin bedenine mâlik olmasının bir anlamı yok. Meğerki o râkib muhatabın ruhuna tesir etmemiş olsun. Tersten okumayla; muhatabın bir vakit zihnine, kalbine ve ruhuna ve ruhuna tesir etmiş 1 rakip her zaman hakiki bir kıskançlık nedenidir.

Aşk Zikri:
Unutulmanın en dayanılmaz tarafı muhataba tesir edememiş olmanın kâhrı, başka bir şey değil. Hatırlamak, şeddelisi muhatabı hiç hatırdan çıkarmamak en güzel taltif ruha. Tam da bu yüzden; aşk, en hâkiki zikir. Aşk, muhatabın ruhunu kendi ruhunda her an, her lahza zikretmektir.

Tezatların Raksı:
Aynı üstünlük kompleksi ve aşağılık kompleksinin bir olduğu gibi; acımasızlık ve kırılganlık arasında muhteşem bir bağıntı var. Size acımasız diyenler bilsin ki küçük şeylere sizden feci kırılan biri yok. Sizi naif bulanlar bilsin ki sizin kırdığınız gibi kimse kıramaz. "Her şey zıttı ile kaimdir" ne güzel yasa. Tezatlıklardaki muhteşemlik işte. Zıtlıkların raksı işte.

Aşk’ın Kaçmak Kanıtı:
İnsan yenileceğini anlayınca ama henüz yenilmemişken kaçar, Yeneceğini bildiği halde bırakınca ise vazgeçer. İnsan vazgeçtiğini çok sever. Kaçtığına ise âşık olur. Ölmemek için kaçar. Cân havliyle. Çünkü kalırsa öleceğini(âşık olacağını) bilir. Korkmak. Soysuz bir yenilmek korkusuyla kaçmak. Aşkın kaçmaktan evla başka hangi kanıtı var?

Tesir Kudreti:
Birinin cümlelerini çalmaktan, konuşmasının, ifadelerinin ritmini çalmaktan dahası bunun farkında dahi olmamaktan daha büyük kanıt var mı? Birinin ruhuna tesir edebilmiş olmaktan daha büyük bir kudret yok. Zihnine, kalbine, tavırlarına ve ruhuna. Birinin ruhuna temas ettiğinizin en hâkiki kanıtı; muhatabın hırs & heva gösterdiği şeylerle hem hâl olmanız.

Ruhun gücünün alâmeti bu çünkü tesir kudreti. Ruha sinmek. Öylesi yüce bir ruh taşımak ki, muhatabın ruhuna nüfûz etmek. Ruhunda incecik zarâfette tahakkûm kurmak.

Hiç yorum yok: