Duy'ulmalık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Duy'ulmalık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Mart 01, 2023

O Şarkı*


Carla Morrison / Devuélvete*

1700'lerden, 1800'lerden karanlık bir ses çağırıyor sanki: "Duy beni..."
Karanlık bir marş, tehlikeli bir şarkı.
Buz kesen ten, ılık ateş, kahreden aşk...

Kasım 04, 2022

Haziran 20, 2021

Gök Şarkısı*


Damien Jurado / Cloudy Shoes ☁️

Gökyüzüne çağıran bir şarkı...

Daha güzel bir isim olamazdı. Zil sesim.

Mayıs 24, 2021

O Şarkı.


O şarkı...
Herkesin bir "o şarkı"sı vardır. Benimki bu şarkı. Ses, söz, video, her şeyiyle.

Kovacs / My Love ♠️

Mayıs 11, 2021

Civilian


Wye Oak / Civilian

Sen, ey güzel şarkı, bir gün dolduracağım o kağıda ritmini ve ruhunu veren ilhamın sesi olacaksın.

Mayıs 03, 2021

Bir Düş Mültecisi: Nerval


Yıl 1855, bir kış gecesi... Paris'te kendini sokak lambasına asarak intihar eden Nerval üzerine bir yazımdan bir kuple okudum:

"Ruhunuz... Bu âlemde, hangisi? Yalnız, tek, ayrı, başka, eşsiz, kayıp, yabancı… Çok defa iç sesimiz dış sesimize senkronize olamaz da duyumsarız bu kayıp hallerinden birini. Yalnızlığımız kadar ikna olup yarımlığımıza, asla olmadığımız o zamanı, o mekânı, o insanı ararız. Yahut ait hissetmediğimiz tüm zamanların, mekânların ve insanların tam ortasında "niçin" orada olduğumuzu soran dünyanın en karadelik sorusuyla göz göze geliriz. Öyle tekinsiz, bilinmez ve rahatsız edici bir sorudur ki bu. Ya o karadelik sorunun içine düşecek ya da bildiğimiz ve hep yaptığımız şeylerin konforunu seçeceğizdir. İnsan "niçin"in içine hakikatle düşerse başka hiçbir eylemi yapamaz hale gelir çünkü. Kaçarız o heyulâdan. Bir meczubu kovar gibi öteleriz fikrimizden onu. Kovarız ve hep bildiğimiz, eşlerimiz, dostlarımız, tüm tanıdıklarımızın doluştuğu o konforlu bölgeye sığınırız.

Bazen de ruhumuzun çağrısının peşine düşmeye cesaret edip burada ve şimdiye ait olamayışın sürgünüyle ait olacağımızı düşlediğimiz “O Belde”ye sürükleniriz. Ruhun ait olduğu yere iltica edişidir bu. Peki ya ait olamadığımız şey zamansa? Şimdiye ait olamadığını anlayan ruh nereye gitsin? Ait olduğu âleme… Ait olduğu âleme gidecek olan düşünün mültecisi, Dünyanın müntehiridir belki de.

Nerval, gerçekliğin kıyısına vurmuş bir ölüm ile rüyalarına sarılmıştı belki de. Onu her ne kadar boynundan tutan bir sokak lambası olsa da, Dünya yine de çekiyordu kendine. Hazindir ki bu çekim ile uzaklaştı dünya gerçekliğinden. Uzaklaştı ve kaybettiği tüm rüyaların ve dünyanın tüm masallarının peşinde, düşünün mültecisi oldu."

Mart 30, 2021

Mum, Ateşi ve Aksi: Ali Şeriati



Kalbimin Kabri 

Okurun yazarını seçişi gibi tıpkı yazar da seçer okurunu. Aşk, her tezatlığa ve mümkünsüzlüğe misafir olduğu gibi yazar ve okur ilişkisine de sirayet eder. Yaşamayan bir yazara aşık olunca; okunmamış her kitabını, açılmamış bir mektubun heyecanıyla tutar okurun elleri. Yaşamayan bir yazarı sevmek, gerçeküstü bir etki yaratır. Her şey tuhaf rastlantılarla muştulanır. İnsan bir şeyi çok fazla sevince sevgisine karşılık olarak Rastlantılar Nişanı bahşedilir ona sanki. Bu fikrin sahibesi bu yüzden kabir ve kalbi benzetir birbirine. Kalplerin de kabri olurmuş çünkü: Şam'da bir camii: Seyyide Zeyneb Camii. 1990'da açılmış. Meğer kalbinde Zeyneb bint Ali ve Ali Şeriati'yi saklıyormuş.

Yalnız yaşımız değil, aklımız da gencecikken aklımızı reşit kılan kitaplar ve o kitapların yazarı vardır. Yalnız o kitapların yazarı değil, gözleriyle irşat eden, acıyan akılların mürşidi vardır. O’ydu. Benimki O'ydu. Şeriati, ruhunu ateşe veren gözler için "Onu görmemiş olsaydım ne sönük bir bakışım olacaktı." demişti. Kendi bakışının kimlerin ruhunu ateşe verdiğini bilmeyecek. Ne hazin.

Ocak 01, 2021

You’re Just too Good to be True*


Daniel Boaventura / Can't Take My Eyes Off You

Olmamış, olmayacak bir düş için yakınırken; eskiden, çok eskiden ettiği, kabul olunmuş olduğunu henüz fark ettiği duasında yaşarken buldu kendini. 

*

Bu şarkıyı neden bu kadar çok sevdiğimi buldum sonunda. Mucizevi bir şeye tanık oluşun coşkusunu veriyor kalbe. Bir mucizeye bakışın o coşkusunu.

Kasım 17, 2020

Haşyetin İhtişamı


Karl Jenkins / Op. 34, No. 14 
The Adiemus Singers · London Philharmonic Orchestra Chorus

Bazı müziklerden korkuyorum... Tekinsiz gecelerin, yabani doğanın, vahşi hayvanların en ilkel tarafına benziyorlar. Öyle sahici, öyle korkunç, öyle muhteşemler.

Rachmaninov'un Vocalise'i... Öyle tuhaf bir şey var ki bu müzikte.

Haziran 15, 2020

Don Henarez*



Philharmonie / Lamma Bada, 2016

İbn Baya'nın neredeyse 10 asır evvel bestelediği rivayet edilen bu Endülüs Ezgisi "Lemma Beda" Balzac'ın Kral ruhlu karakteri Henarez'den başka kime bu denli yakışabilirdi ki?

İki Gelinin Hatıraları'nda Fransız Sosyetesinin dilediği her erkeği kendine âşık edebilecek kudretteki hanımefendisi Louise, Fransa'ya sığınmış Arap asıllı bir İspanyol asilzadesi; İspanyol hocası Henarez'den bahsediyor:







Mayıs 25, 2020

Light of Life*

Kimbilir neresiydi... Hangi aydı? Hangi gündü? Niye poz vermiştim? Düşündüğüm tek şey mekânın ve zamanın yalnızca mekan ve zaman olmadığı. Ruhum bu fotoğrafa baktığında ömründe bir kez bile görmediği Kudüs'ün taş evlerinden birine dayanadığını hissediyor sırtını. Vakit, vakitlerin en güzeli. Öğle bitmiş, ikindiye geçmiş. Güneş sızmış yaprakların ardından... 🌿 Sızmış da rüzgârı da katıp içine ruhuma üfleyivermiş sanki. Ruhta serinliğin o esintisi...

Ve bir müzik çalıyor içimde: Light Of Life*

"I am travelling on the road to paradise
I am travelling on the road to love
I am travelling on the road to paradise
Where the light of truth is in this world
There is no god but God Allah
Where the light of truth is in this world
Where the love of piety is welcome
I am travelling on the road to paradise
Oh, you and we, to paradise
There is no god but Allah
There is no god but Allah
Oh, my heart
I am travelling on the road to Paradise
I am travelling on the road to Love
Yes, my love"



Natacha Atlas / Light of Life

Şubat 20, 2020

Su Masalı*



Almora / Su Masalı

Zeyl: Gothic resimler, dark şiirler, ilk gençlik şarkıları...

Aralık 10, 2019

Yalnız Tanrılar Şerefine*



Şarkıların, şiirlerin, müziklerin de şerefi vardır. Kesinlikle vardır.
Üzerine kadeh kaldırılan şereflerden değil, hayır.
Bu müziğin bir şerefi var.
O şerefi gözyaşıyla,
kahırla ama gururla,
gururla ruhumuz için kaldırırdım.
Şerefimize. Yoninge Uchay*

Wang Wen / Lonely God ♠️


*: Havva Akdağ

Kasım 18, 2019

O Eski Haz




Lisede Pink Floyd'u keşfettiğim o günün, o keşfin hazzını aldım yıllar, yıllar sonra...
Muhteşem bir şarkısın sen. Eşsizsin. Benimsin.

Redd / Kanıyorduk

"Resmini buldum yıllar sonra, bir kitapta.
Nasıl da yakışmıştı yüzün o sayfaya.
Bir devle savaşıyordu adam, yorulmuştu.
Bir sonraki sayfaya geçmeden vurulmuştu.
Yıldızlar meraklı gözler gibi, karanlıkta
Ay yarım kalmış diyordu yazar, bizim gibi.
Düşüyorduk uzaydan bakınca,
Ama aslında yükseliyorduk dünyadan.
Mutluyduk uzaktan bakınca,
Ama aslında kanıyorduk aşkla.
Aşkla,
Aşkla,
Aşkla.
Özlemek seni yıllar sonra acıtıyor.
Kalbim bi' kağıt gibi yırtılıyor.
Bir devle savaşıyordum ben hep, bu hayatta.
Ölmeyi isterdim oysa kollarında.
Düşüyorduk uzaydan bakınca,
Ama aslında yükseliyorduk dünyadan.
Mutluyduk uzaktan bakınca,
Ama aslında kanıyorduk aşkla.
Düşüyorduk uzaydan bakınca,
Ama aslında yükseliyorduk dünyadan.
Mutluyduk uzaktan bakınca,
Ama aslında kanıyorduk aşkla.
Aşkla,
Aşkla,
Aşkla"

Haziran 20, 2019

O



Oi Va Voi / Refugee

Yalnız yaşımız değil, aklımız da gencecikken bizi akl-ı baliğ kılan kitaplar ve o kitapların yazarı vardır. Benimki O'ydu. Dün ölümünün 42. yıl dönümüydü. Bu şarkı her şeyiyle bana onu, sadece onu anımsatıyor.

*

Ali Şeriati okurlarına güzel bir haber:
Ali Rahnema'nın kitabından sonra Fecr Yayınevi geçtiğimiz aylarda bir Ali Şeriati biyografisi yayımladı. Külliyatı dışında meraklısı için harika iki biyografi:

Nisan 27, 2018

Le Facteur*



Georges Moustaki / Le facteur 

*: Postacı

"Genç postacı öldü
O daha on yedi yaşındaydı

Aşk artık yolculuk edemeyecek
O habercisini kaybetti

Her gün gelen oydu
Kolları tamamen benim sevgi sözcüklerimle dolu
Ellerinde tutan oydu
Senin bahçenden koparılan aşk çiçeğini

O, mavi göğe yükseldi
Bir kuş gibi, nihayet özgür ve mutlu
Ve ruhu onu terkettiğinde
Bir yerlerde bir bülbül şakıdı

Seni eskisi kadar seviyorum
Ama artık bunu söyleyemem

O kendisiyle birlikte götürdü
Sana yazdığım son kelimeleri

O artık bu yollardan geçmeyecek
Gül ve yaseminle sınırlandırılmış
Senin evine giden 
Aşk artık yolculuk edemeyecek
O, habercisini kaybetti
Ve benim kalbim sanki hapiste

O delikanlı (bu dünyadan) ayrıldı
Benim sevinç ve ıstıraplarımı sana ileten (o delikanlı)
Kış, baharı öldürdü
Artık bizim için her şey bitti"

2018, Kış





Şubat 16, 2018

Sonsuza Dek*

2018, Şubat / Ankara Kalesi




Doğduğum yılın şarkılarından; Doğan Canku / Sonsuza Dek, 1990.

Şubat 07, 2018

Kovacs / Fool like you



İnsanın en mahrem yeri; ruhu, beyni ya da bedeni falan değil kalbidir. Bu yüzden tesettür en çok kalbe yakışıyor.
Tesettürüm ruhumda, zihnimde, bedenimde değil. Kalbimde. Ve kalpteki tesettür de bir gün örtüsünü kaldırsaydı kalbimin şarkılarını Kovacs söylerdi.

"Left for dead but still alive
Couldn't you find me
A lot of years, a lot of cries
Too horrifying

Still I wait till you arrive
Constantly pining
A liberty to live a lie
Have you erased me?

Too busy to call me, to hold me
Did you ever really want me?

Don't you wanna know
If my heart's been broken?
Will I ever know
Of your love unspoken?

True that my eyes are blue
Quite the same as you
Would you want me to
Be a fool like you?
A fool like you

You can't pretend I don't exist
Rewind the memories
You'll never hear of my first kiss
With love sincerely

I learned to fight things on my own
Without protection
I know that there's no coming home
You did erase me

Too busy to call me, to hold me
Did you ever really want me?

Don't you wanna know
If my heart's been broken?
Will I ever know
Of your love unspoken?

True that my eyes are blue
Quite the same as you
Would you want me to
Be a fool like you?
A fool like you

If I act like you
I'd hide from all my troubles too
If I'd be like you
I would be the same old fool

If my heart's been broken?
Will I ever know
Of your love unspoken?

True that my eyes are blue
Quite the same as you
Would you want me to
Be a fool like you?
A fool like you
A fool like you
A fool you knew
A fool you knew"

Ocak 10, 2018

Face of Love*



Baktığında biliyordum ki ben yüzyıllardır âşık olmak için bu yüzü aramışım gibi, bir cevap gibi, kıtlıktan sonraki su gibi; "Aşk ve Suret" üçlemesi olsun bu post.  

I.
Şebnem İşi Güzel’in, Öykümü Kim Anlatacak? adlı kitabının ilk öyküsü Devinimler'in başlangıcında geçiyormuş;

“Bir İran masalında, sevdiği kadını yüzyıllarca aynı ruhla başka bedenlerde arayan bir adam anlatılır. Adam sonunda yüzyıllardır aradığı kadını uzak ülkelerin birinde bulur. Ona, güneşli bir gökyüzü altında birlikte toprak işlemek istediğini anlatır. Kadın sadece gülümser ve uzak ülkesinde yaşamaya devam eder. Seni ilk gördüğümde sıcak bir ülkede benimle birlikte toprak işlemeyeceğini, kendi dünyanı bana taşımayacağını biliyordum. Yine bana gülümsediğinde biliyordum ki ben yüzyıllardır yeryüzünde seni aramışım.”




II.
Michel Tournier’in Günlüklerinden;

"Aşk, yüzü sevmektir. Aşk ve dostluk arasındaki farkın ne olduğunu biliyor musunuz? İnsan hor gördüğünü de sevebilir: 'Boktansın, ama seviyorum seni.' Bir de Petites Proses kitabında da yer alan şu alıntıya bakın; ‘Biri gönülden sevildiğinde bunun yanılmaz bir işareti var, onun yüzüne baktığında vücudunun başka hiçbir parçasından yüzü kadar fiziksel arzu duyumsamayacaksın.'

III.
“Tam önümde bir ticari araç var. Arka camını boydan boya 'yüzünü bile görmek istemiyorum' yazısı kaplıyor. Geçen gün de bir kamyonun paçalıklarında 'hep bekleyeceksin!' yazıyordu. Dikkatimi çekiyor, araçların üzerindeki, özlemin acısını ve kavuşmanın sevincini anlatan aşk cümleleri yerlerini, nefret ve öfke ifadelerine bırakıyor. Ne oluyor? Yoksa tutku yavaş yavaş yer mi değiştiriyor bu toplumda? Galiba öyle! Artık bir tek nefret ederken cesur ve tutkuluyuz. Severken mi? Kaçak ve korkağız!
'Yüzünü bile görmek istemiyorum!' Nasıl da tutku dolu bir öfke! Aşkın karanlık yüzü olarak nefret!.. Belli ki, şehrin bütün caddelerini, bütün sokaklarını böyle haykırarak dolaşıyor! Belki o "yüz" bir kaldırımda yürürken, bir durakta otobüs beklerken birdenbire önünden geçiveriyor. Peki, bu tersine çevrilmiş aşk ne zaman biter? O yazı ne zaman silinir arka camdan? Kayıtsızlık gelip yüreğe egemen olduğunda! Çünkü aşkın ve her türden tutkunun karşıtı nefret değil, kayıtsızlıktır."

"Eski sevgilinin yüzünü görmek istemiyor ve buna katlanamıyorsan, o yüzün hâlâ kalbinde eskimemiş olmasındandır. Nefret paslanmaya izin vermez. Tersine hafızanın (ve tabii iyi hatıraların da) sürekli ışıldamasına neden olur."

Haşmet Babaoğlu.

Bonus:


Rahat Fateh & Ali Khan & Eddie Vedder / The Face of Love