Şubat 07, 2011

Tahkir Zarafeti Üstadı: Cemil Meriç

Buyurunuz, Cemil Meriç'in farklı zamanlarda gerçekleşmiş ev sohbetlerinin yazılı kayıtlarına kısaca bir göz atalım;

14 Mart 1977
- "Mehmed Akif bence şair bile değildir. Birtakım fikirleri, sözleri manzum söylemiştir, o kadar. Akif kuvvetli bir nâsir de değildir. Zaten Akif bir vâizdir. İyi bir hatiptir." (s. 141)

22 Aralık 1976
- Peyami tabiî olarak kıskançtır. Kendisi son derece çirkindi. Akşamcıydı. Hergün içerdi. Bir ara esrar da denemiştir. (...) Peyami'nin birtakım tehlikeli alâkaları da vardır. Polisin emrindedir. Bu alâkalar onda bir psikoz yaratmıştır âdeta. Hâkim sınıfın kalemidir. Kurulu düzenin adamıdır. (s. 69)

12 Ocak 1977
- Aydın yaralıdır. Meselâ bir Necib'i [Necib Fazıl'ı] ele alalım. 1938'lere kadar sefîh bir adam. Sonra Halk Partisi [onu] milletvekili yapmadığı için karşıya geçti. Kumarbazlığı, dolandırıcı olduğu muhakkak. (...) Necib'in tezadı şu: Genç yaşta Avrupa'ya gitti ve onun tahakkümünden kurtulamadı hiçbir zaman. (...) Necib bir tezadlar mahşeridir. (...) Bir trajedidir Necib. (s. 88)

27 Ocak 1977
- Cemaleddin Afganî ve Abduh, ikisi de İngiliz ajanıdırlar. Aşağılık insanlardır. Biz bunu 70 sene sonra görüyoruz. 1908'de bunları görmelerine imkân yoktu. Hoca Tahsin de madrabazın biridir. O devirde dürüst olan sadece Namık Kemal'dir. (s. 93)

10 Ağustos 1977
- "Hakikatte Cevdet Paşa'nın üslûbu berbattır. Talebem olsa kötek atardım." (s. 249)

1 Ağustos 1977
- Medreselerde okutulan el-Telhis vardı. Çok kötü, pis yazılmış bir kitap. İnkiraz çağının medreselerinde yazılmıştır. (s. 227)

2 Şubat 1977
- Kafka kadar âdî bir adam gelmedi edebiyata. Pis âdî. İmanını kaybetmiş, pısırık, ezik bir adam. (s. 95)

7 Ocak 1977
İlhan Arsel hakkında yazı yazmak isterdim. Tesadüfler yazdırmadı. (...) İlhan Arsel'den mektup var. Bu mektubu yazan adam her şeyden önce namusludur. Bitti vesselam. Ben bugüne kadar, bunun kadar güzel bir davranış görmedim; ki bu adam benim nefret ettiğim biri. İlk kitabımı Arsel'e ithaf edeceğim. Ben hiçbir hizbe dahil değilim, hakikate mensubum. (s. 84)

***
Dilerseniz, şimdi de merhum Meriç kendi hakkında neler söylemiş, üşenmeyip kulak verelim:
***

29 Kasım 1975
- Benim düşüncelerim heterodokstur. Sosyalist değilim. İslâmcı değilim. Öyleyse ben neyim? Ben kendimim. (s. 39)

4 Şubat 1977
- 1954'te gözlerimi kaybettim. O zamandan beri hem kütüphânemi kurdum, hem çocuklarımı yetiştirdim. Kütüphânemi on milyona kuramazsınız. Çok iyi okuyucuydum. Gözlerimi kaybettikten sonra imanım kalmadı. (s. 99)

28 Temmuz 1977
- Yaptığım hatalar hudutsuzdur. Hayatım hatalarla dolu, ama Arapça öğrenmeme hatamı hiç affetmiyorum. Bilhassa 10. sınıftan sonra nefretim daha arttı. 10. sınıfta Suriye Devlet Reisi Şeyh Taceddin geldi birgün mektebe. Ben Fransızları seviyorum, Arapları sevmiyorum. (...) Şeyh Taceddin "Acaba Arapça şiir yazmıyor musun?" diye sordu. "Hayır" dedim; 'sevmiyorum." Adam olmayacağım daha o zamandan belliydi. Küstah, terbiyesiz biriydim. (s. 212)

***
Dücane CÜNDİOĞLU
Yenişafak
12/11/2005
***

Ocak 19, 2011

Goethe / Genç Werther'in Acıları'ndan II

"artık karar verildi lotte.
ben öleceğim.
...sen bu satırları okurken hayatının son anlarında bile seni görmekten üstün bir zevk tanımayan bu huzursuz ve talihsiz adamın katılaşmış vücudunu mezarın soğuk toprağı örtmüş olacak."

*
güzel bir yaz akşamı tepeye çıkarsan beni hatırla!
o vadiden her geçişimde aklımın, hayallerimin hep seninle meşgul olduğunu düşün!
sonra mezarlığa doğru dön,
batmakta olan güneşin son pırıltıların içinde,
mezarımın üstündeki otları rüzgarın nasıl salladığını seyret!

*
"neden beni uyandırıyorsun ilkbahar rüzgarı?
yüzümü okşayarak diyorsun ki; sana inci gibi çiğ taneleri taşıyorum.
ama benim solma zamanım yakın artık.
yapraklarımı dökecek fırtına neredeyse çıkacak."

*
silahlar dolu. saat on ikiyi vuruyor.
lotte! elveda, elveda!
Die Leiden des jungen Werthers  / Johann Wolfgang von Goethe

Ocak 18, 2011

Goethe / Genç Werther'in Acıları'ndan I

22 mayıs 1771

"ben ise gülümseyerek derin düşüncelere dalıyorum."

26 mayıs 1771

"hoşuma giden bir yer buldu mu, orada bir kulübecik kurar, masrafsızca yaşarım."

27 mayıs 1771

"sevgili dostum! duygularım coşunca, kendi küçük çevresinde günlük rızkını arayarak tasasızca yaşayan, yaprakların döküldüğünü görünce kışın yaklaşmakta olduğundan başka bir şey düşünmeyen böyle bir varlığa rastlamak bütün taşkınlığımı yatıştırıyor."

16 haziran 1771

"çocuk samimiyetle elini uzattı. küçücük sümüklü burnuna umursamadan onu içtenlikle öpmeden kendimi alamadım."

"...bundan nasibimi ben de aldım, iki tokatta ben yedim. bana başkalarından daha hızlı vurduğunu gizli bir sevinçle sezer gibi oldum."

21 haziran 1771

"uzaklık ne ise, gelecek zaman da odur!"

18 temmuz 1771

"lotte'nin gözleri onun yüzünde, yanaklarında, düğmelerinde yakasında izler bırakmıştır diye dikkatlice baktım bütün bunlar benim için ne kadar kutsal, ne kadar değerli.

20 temmuz 1771

"...her şeyin ucu bir saçmalığa dayanır."

10 ağustos 1771

"o bunları anlatırken ben yanında yürür,
yol boyunca çiçekler toplardım..
onları özene bezene bir buket haline getirdikten sonra akıp giden ırmağa atar,
suyun üzerinde hafifçe kayarak gidişini arkadan seyrederdim."

12 ağustos 1771

"çünkü ölmek, binbir sıkıntı dolu bir hayata göğüs germekten şüphesiz daha kolaydır."

18 ağustos 1771

"sonsuz hayat manzarası, sonsuza kadar açık duran bir mezara dönüyor."

30 ağustos 1771

".. alacakaranlığın donuk sessizliğinde birazcık dinlenmek için göğün tepesindeki dolunayın pırıltıları altında, ıssız ormanda, eğri büğrü bir ağacın üstüne gece vakti otururum."

10 eylül 1771

"...çok sevdiğim iki tarafı ağaçlıklı yolda gezinirdim. daha lotte'yi tanımadan önce, gizli bir sır, gizli bir bağ beni buralara çekmişti."

20 ekim 1771

"kaygısız mı?
bu sözün kalemimden dökülmesi seni güldürüyor.
ah! birazcık kaygısızlık beni dünyanın en mutlu insanı yapardı."

8 ocak 1771

"akılsızlar, nerede bulunduğunun asla önemi olmadığı en önde oturanında baş rolü pek nadir oynadağını anlamazlar."

9 mayıs 1771

"...şimdi çok iyi hatırlıyorum;
bazen orada durup garip duygularla  suların akışını seyrederdim.
suyun akıp gittiği yerlerin, kimbilir ne kadar esrarlı olduğunu hayal ederdim."

"düşünce ve bilgilerime değer veriyor ama duygularımı umursamıyor.
oysa bana gurur veren tek şey duygularımdır."

11 haziran 1771

"gelişigüzel yazılmış bir kitabı okuyormuşum gibi onunla konuşmaktan zevk almıyorum."

3 eylül 1771

"bazen anlayamıyorum.
ben onu böyle çok, böyle içten sevdiğim, ondan başka hiçbir şey, görmediğim ve bilmediğim halde nasıl oluyor da o başkasını seviyor, sevebiliyor!"

4 eylül 1771

"neden seni üzüyorum?
neden daima bana acımak ve beni azarlamak fırsatını veriyorum sana?"

12 ekim 1771

"dağlardan, rüzgarın uğultusu içinde, zayıf ruhların iniltilerini, sevgisini yosun kaplı, sonra etrafını otlar bürümüş mezarı başında inim inim inleyen kızın feryatlarını işitiyorum."

19 ekim 1771

"ah, nedir bu boşluk?
göğsümde şiddetle duyduğum bu korkunç boşluk!
durup kendi kendime, onu bir kere, yalnız bir kere bağrıma basabilsem,
bu korkunç boşluk dolacak diyorum."

16 ekim 1771

"insan hayatta geçici bir yolcudur.
kendi varlığına en çok inandığı, doslarının hatıralarında ve gönüllerinde en çok izler bıraktığını sandığı yerde bile kalplerden silinir ve izleri kaybolur."

8 kasım 1771

"insanın kaderi, nasibini aldıktan sonra göçüp gitmekten başka nedir ki?"

22 kasım 1771

"acılarımla alay ediyorum."

30 kasım 1771

"öğle üzeri dere kenarında geziniyordum.
canım yaşamak istemiyordu.
her taraf ıssızdı.
dağdan soğuk ve rutubetli akşam rüzgarı esiyordu."

" ...yüce tanrım!
ruhum seninle dolu iken,
şimdi neden benden yüz çevirdin?"

Genç Werther'in Acıları / Goethe

Aralık 19, 2010

kapı'dan sızanlar

1
Allah teala bir kulunu çok sevdiği zaman,
onun yalvarış ve yakarışlarını duymak için
onu belalara müptela kılar.

deylemi, enes'ten

2
istediğiniz kadar okuyun, Allah'a yemin ederim ki;
amel etmedikçe size ecir yoktur.
ahmakların gayeleri rivayet,
alimlerin gayeleri ise dirayettir ki;
bu bildiklerine riayet etmektir.

Hasan Basri(r.a)

3
ben dünyanın dostlarım için acı, bulanık, dar ve sıkıntılı olmasını vahyettim.
ta ki; bana kavuşmayı özlesinler.

Hadis

4
o insanlara, Hak için Gönlü Kırıklar Zümresi(Münkesiret'ül Kulub) denir.
manası gönlü Hak için mahzun demektir.
İşte o insanlara Allah şöyle buyurur;
"benim için kalbi mahzun olanlarla olurum"

Kutsi Hadis

5
ebu süleyman ed-darani,
"bazıları Kur'an okunurken düşünür ve ağlar.
bir kısmı düşünür ve nara atar.
bir kısmı ise;
düşünür ama ne nara atar ne de ağlar
sadece hayret içinde donakalır" diyerek gece ehlini üçe ayırmış,
ve bu üç halin oluşma nedenlerini soranlarada
bunu açıklamaya gücüm yetmez demiştir.

6
her sır ifşa edilmez,
her hakikat açığa vurulmaz.
hürlerin kalpleri, sırların mezarıdır.

Gazali

7
Allah(cc)'nin şunu söylediği rivayet edilmiştir.
"ey insan, benim önümde dururken ağlamaktan aciz kalma.
çünkü beni sevmekte, benden korkmakta
ağlamayı gerektitir."

Gazali

Balzac / Vadideki Zambak'tan


"Zambağım benim! dedim.
Düşüncemle okşadığım, ruhumla öptüğüm güzel çiçeğim benim.
İnsan şeklinde açmış çiçeğim.
Sapında el değmemiş ve dimdik duran,
bembeyaz, mağrur, kokulu çiçeğim!"

Felix, Henriette'ye


Vadideki Zambak / Balzac

Kasım 25, 2010

Angst

*kaygı kişiliğin tıpkı bir hisse senedi gibi sınanabilen ve değeri inip çıkabilen bir varlık olduğuna ilişkin yanılgılı bir inancın pahalı bir bedelidir.
doğu batı / sayı 6

*yaklaşmakta olan bir hiçe indirgeme tehdidinin yaşanmasıdır.
rollo may

*anksiyete, zevk alma ya da uzuntu gibi diger duygulanim sekillerinden farklidir. cevresel bir tehdit olmayip, insanin varolusunun merkezine olan bir tehdittir.
rollo may

*özgürlüğün baş dönmesi.
soren kieregaard

*yaralardan yaratıcılık devşirme haleti.
albert camus

*kaygı 'hiç'i açığa çıkarır, haklıdır da bu konuda; sorun o 'hiç'le yüzleşip yüzleşemeyeceğimizdir.
heidegger

* varoluşumuzun kalitesi, özgürlüğün önkoşulu.
sartre

Kasım 24, 2010

Gazali'den

insanın iç aleminde öyle duygular vardır ki, onlar beştir ve zahirdeki araçlara yeri gelince yardım ederler;

*hayal kuvveti
*düşünce kuvveti
*akılda tutma(hıfzetme) kuvveti
*anma(akla getirme) gücü
*kuruntu gücü
bunların hepsinin yeri beyindedir.
bu beş gücün her birinin belirli hizmetleri vardır.
bunları bu işlere ehil olan kimseler bilir.
eğer bu adını saydığımız şeylerin birine zarar gelecek olursa;
insanın işi aksar, adaletsizliğe uğrar, bozulur.


Ölüm ve  Kıyamet / Kendini Tanımak
GAZALİ

Kasım 23, 2010

Pachelbel / Canon in D Major



Faruk Nafiz Çamlıbel / Ölümü Hatırlatan Kadın

kayalıklarda gördüm seni, bir sisli günde
fırtınadan saçların çözülmüş bir demetti
o kayalıklarda ki bir yıl evvel üstünde
çöllerden aşık dönen bir genç intihar etti..
seni her nerde, artık, her ne suretle görsem
bir gölgenin duyarım ruhuma düştüğünü
ben de o aşık gibi burda bir gün ölürsem
tanrım mukaddes etsin seni gördüğüm günü!
...
bazı ruhum kararır kefenlerden, mezardan
yok mu, Rabb'im, ölümün bir güzel şekli derdim
o kayalıklarda ilk seni gördüğüm zaman
hayalimde ölüme en güzel şekli verdim..
başka bir göz yaşını dudaklarınla silsen
ürpererek: bu, derim, mezardan bir nefestir!
buna kıskançlık deme, bence değil yalnız sen
seni gören göz bile ne kadar mukaddestir!
kimse karşında belki titremez gönlüm kadar
bense hala korkarım dizinde ağlamaktan
teması korku veren tatlı bir ölüm kadar
daha hoştur kalbime görünüşün uzaktan..

Kasım 21, 2010

Faruk Nafiz Çamlıbel / Melek'ül-Mevt

seyre çık sevdiğim! akşamları kurbanlarını
yarıyor kalbini herkes, sana göstermek için
ah o taş kalbini bir kez titretmek için..
yedi köy ziyan etti, canını, kanlarını..

bir ölüm meltemi gibi eserken nefesin..
ömrü dal gibi sallanıyor aşıkların..
bir fısıltı gibi boğuyorken sesin, söyle
yoksa o cehennem dedikleri sen misin?

hangi ceylan beslemiş bağrında seni?
hangi kaplan süt vermiş öz annen yerine?
üç yüz evlik köyü takmış saçının tellerine
sürüyorsun mezarlıkta için titremeden..
...

(orjinali değil, şahsım tarafından kesilip biçilmiş ve tahribata uğramış hali:)

Kasım 19, 2010

Peyami Safa / Bir Tereddüdün Romanı'ndan I

1
hiç kimse bir zümreye mensup olmaktan kurtulamaz.
(syf: 136)

2
mide, kainatın merkezidir.
beyinden ziyade o düşünüyor ve bizi idare ediyor.
bütün aşklarımın ve nefretlerimin, bütün ihtiraslarımın mideme bağlı olduğunu ekseriya dikkat ettim.
(syf: 138)

3
hakikat şudur ki, ben, bilmeyerek bu kadınla senelerden beri dost yaşamışım; aynı heyecanları aynı günde beraber geçirmişiz.
o benim kitaplarımı okumamış olsaydı bile, birbirine benzer şeraitin merkezinde yaşayanlar arasındaki gıyabi dostluk alakasını içimizde taşıyoruz ve günün birinde, bu insanlardan biri karşımıza çıkınca onunla müşterek hatıralara malikmişiz gibi kendimize yakınlığını hissediyoruz.
(syf: 140)

4
en acemi kalemin bir ruha ilave edeceği şeyi bilirim.
(syf: 141)

5
onun hayalinde bile arzularımı daima kesen sivri ve keskin bir köşe vardı. neydi bu, neydi bilmiyorum. belki de onun bana benzeyen tarafıydı ve kendime karşı nefretimle birleşiyordu.
(syf: 157)

6
alakalarımızın yüz bin şekline isim bulamıyoruz ve sevmek deyip çıkıyoruz. onun için ne kadar suistimale uğruyor bu kelime.
(syf: 165)

7
insanda yaşamak hırsıyla beraber her an ölmek hırsı da var.
(syf: 167)

8
zekanın en sivri noktası şüphe ve tereddüttür.
(syf: 178)

9
kadının ebediyeti zekasında değil, rahmindedir. yeni kadın, yaratıcılığın merkezini şaşırmıştır.
(syf: 180)

10
ben bir şey aramamanın azabını çekiyorum. bu azaptan şikayet ediyorum.
fakat onu sevmiyor muyum?
(syf: 182)

11
ancak 'izm'siz düşünülebildiği gün insan zekasının hürriyetinden ve genişliğinden bahsedilebilir.
(syf: 205)

***
Peyami Safa / Bir Tereddütün Romanı
Ötüken, 15. basım
***

Peyami Safa / Bir Tereddütün Romanı'ndan II

...
sen hayatında her şey yapmış bir kadınsın. fakat hiç birine alışamamışsın, hiç birinde ihtisas kazanamamışsın; evlendin, fakat tam manasiyle zevce olmadın; sevdin; fakat yekpare bir aşkın olmadı, bir çok hadiseler en büyük ihtirasın billurunu kırdı; seyahat ettin, fakat sende bir seyyah melekesi teşekkül etmedi; bir çok hafiflikler yaptın, barlarda, balolarda, tiyatroların kulis aralarında yaşadın, fakat bir kokot pişkinliği elde edemedin; tercemeler yaptın, fakat bir satır bile yazı neşretmedin; çocuklara bayılıyorsun, fakat ana olmadın; her emelin, her gayenin büyüklüğünü ve güzelliğini anlıyorsun, fakat hiç bir emelin yok; bir çocuk saflığıyla en basit yalanlara inanabilirsin, fakat hiç bir şeye iman etmiyorsun.

...
Peyami Safa / Bir Tereddütün Romanı
(135-136 syf.)
Ötüken, 15. basım

Ekim 28, 2010

Rabindranath Tagore'den




"bana tutunulacak birşey ver,
birşey ki;
hazdan fazla devam etsin
ve,
ıstırap içinde dahi dayanabilsin!.."

RA-
BINDRA-
NATH
T
A
G
O
R
E

Ekim 17, 2010

Tagore / Anlat

dostum!
kalbinin sırrını kendine saklama
anlat bana
usulca
ve bana yalnızca

nazlı nazlı gülümserken
fısıldayıver kulağıma usulca
inan ki
kulaklarım değil,
yüreğim duyacaktır bu sesi

bak gece ıssız,
ev sessiz
vu kuşlar yuvalarında
yalnızca uykular kanat çırpıyor

anlat!
kararsız gözyaşlarınla
ürkek gülümsemelerinle
anlat!
tatlı utancınla
pas tutan acılarınla

anlat bana!
kalbinin sırrını
bana anlat

anlat

Ernesto Che Guevera / Tomas'la Vedalaşma



...

işte o zaman, dört duvar arasında
solgun şair,
evrenin şarkıcısı olacaksın
ve sen bahtı kara, ince ruhlu, hasta şair
halkın güçlü şairi olacaksın.


Ernesto Che Guevera
Şiirler