Nisan 27, 2018

Le Facteur*



Georges Moustaki / Le facteur 

*: Postacı

"Genç postacı öldü
O daha on yedi yaşındaydı

Aşk artık yolculuk edemeyecek
O habercisini kaybetti

Her gün gelen oydu
Kolları tamamen benim sevgi sözcüklerimle dolu
Ellerinde tutan oydu
Senin bahçenden koparılan aşk çiçeğini

O, mavi göğe yükseldi
Bir kuş gibi, nihayet özgür ve mutlu
Ve ruhu onu terkettiğinde
Bir yerlerde bir bülbül şakıdı

Seni eskisi kadar seviyorum
Ama artık bunu söyleyemem

O kendisiyle birlikte götürdü
Sana yazdığım son kelimeleri

O artık bu yollardan geçmeyecek
Gül ve yaseminle sınırlandırılmış
Senin evine giden 
Aşk artık yolculuk edemeyecek
O, habercisini kaybetti
Ve benim kalbim sanki hapiste

O delikanlı (bu dünyadan) ayrıldı
Benim sevinç ve ıstıraplarımı sana ileten (o delikanlı)
Kış, baharı öldürdü
Artık bizim için her şey bitti"

2018, Kış





Nisan 14, 2018

Su Olan Ne'ye Susar?

Paul-Joseph Blanc / The birth of Venus
-“Ben onun kalbindeki tanrıyla baş edebilecek miyim?”
Balzac / Langeais Düşesi  (syf: 37)

-İçinde put büyütürsen tanrı sevgisi diye, melâmet bile tersine inkılâp eder, meşrep putun olur. Melâmet şerbetini çok göstermek tersine inkılâp eder. 

-Aklım tebessüm etti bu söze. Hiçbir şey isteyememenin en büyük istemek oluşu gibi. Bunu bizzat deneyimleyip idrak ettim.

-Büyük dediğin nedir? 

-Âlâ olan. Evlâ olan.

-Bir şey isteyecek durumda olup, isteyememek belki daha faziletlidir. 

-Haddini aşan her şey zıddına döner yasasınca. Öyle çok istemek ki hiçbir şey isteyememek. Vice versa.

-“Sen iste, ben vermeye hazırım, seve seve vereceğim” diyor işte. Tanrı buyruğu.

-Tanrının ne dediğini biliyorum.  

-Ne demiş oluyor tanrı yani?

-"Umma ki küsmeyesin" 
Mahmut Vehbi Hz. 
*
"Beklentiler daima mutsuzluk getirir." 
Osho 
*
"Arzu etmemeyi arzu ediyorum."
Abdulkâdir Geylânî
"Ben arzu etmemekten başka ne arzu ederim." Peyâmi Safâ
*
"Tanrım istiyorum -ki- hayır, hiçbir şey istemiyorum. Âmin." 
Friedrich Scleirmacher

İstemeyi isteyecek isteği olan kaldı mı? Bu hal işte. 

-İstediğin şey hayatın içinde akıp gider. Dışına çıkıp bağırırsan boşa bağırıp çağırırsın. Hayatın içinde kovaladığın şey, istediğin odur. Ve ancak öyle alırsın. 

-İstemiyorum. 
İstemeyi de istemiyorum. 
İstemeyi isteme istencini de istemiyorum. 
İstememeyi istiyorum. 
İstememeyi istemeyi istiyorum. 
İstememeyi isteme isteğini istiyorum. 
İstiyorum.
Gerçekten neyi istiyorum. Soru bu. Bu benim sorum, bu sorula hemhalim. Çözünce ferahlayacağım. 

-Neye ihtiyacın var? 

-İhtiyaç değil, orada acziyet olur. Aç olan doymak ister. Tok olan ne ister? 

- Ne’ye açsın?

-Aç değilim. Sorun tam da burada. Aç olsam, uzanır ve alırım. 

-Aç olduğunu bilmezsen hiçbiri uzanıp alamazsın. Hatta belki de bu konudaki kararlılığın açlıktan bile olabilir. 

-Ket vurmak olur o. Bastırmak. 

-Aç olanı süründürürler. Öyle her uzanana vermezler. İnsan aç da olur. Muhtaç da olur. Zelil de olur. 

-Elbette ama değilim. Olsam neden söylemeyeyim? Uzanır ve alırım. Utanmam, gurur yapmam.

-Güzel şey.

-Elin uzanma iradesi… İsteği… Arzusu…

-İşte o, harekettir, hayatı doğuran hareket. Hayatı devam ettiren. Hayatın içine çeken hareket. 

-Önümde bir sofra var ve yemiyorum. Her şey var o sofrada. Hayat sofrası. Senin canın ne çekiyor o sofradan? Sen gerçekten neyi istiyorsun?

-Ben o sofrada değilim. Benim susuzluğumun, açlığımın haddi hesabı yok. Sofraya oturamam. Bilmem sofra adabını. Ben tufeyliyim, çadırlar doldururum, basitim. Edebiyat yapmam, konuşmam, söylemem. Ama hayatımın içinde o teşneliğin her zerresi vardır. 

-Benim derdim edebiyat mı? Ben sözlerle idrak ediyorum, sen halle. Benim orağım harflerdense suç benim mi? Bana söz vermiş, sana hal. 

-Bedevi bile olsam, dağda, çölde, çayırda, ben de bu halin bedevisiyim. Kuralını bilemedim ama teşneliğimi bildim. 

-Hal vermediyse suç benim mi? 

-Vermiştir. Dil de vermiştir. Hal de vermiştir. Çöl de vermiştir. Sel de vermiştir. 

-Dil de. Dilimde. Su vermemiş. Ya da su vermiş de susuzluk vermemiş. 

-Senin susuzluğun susuz oluşunun içinde. 

-“Sızıyı gideren su, suyun sızladığını kimseler bilmez.” 
Belki de ben suyumdur. O yüzden susuzluğum yoktur. 

-Su olabilirsin. Ama sana teşne olanı bulacaksın.

-Su olana teşne olan yataktır. Bir nehrin yatağı.

-"Musa kavmi için su aramıştı, o zaman Biz ona: "Asanı taşa vur" demiştik de ondan on iki pınar fışkırmıştı, böylece herkes içeceği yeri bilmişti." (Bakara, 60)

-“Biz sana Kevser’i verdik” 
Su olan nasıl su içsin? (Kevser, 1)

-İşte sen de kendi teşneni bulacaksın. O içecek. Meşrebi olacaksın onun. 

-Yatağımı bulacağım, yatağında akacağım. Ya Sen?

-Ben suyu arayanım. Ben de aramakla dindiririm. 

-Göller, denizler, okyanuslar… Senin suyunu nereden bileceksin ki?

-Sen suyu ararken su da seni aramakta olacak. “herkes içeceği yeri bilmişti.” Tanrı buyruğudur bu. 

-Suyu bulmak daha kolay, yatağını bulmaktan. Yatağı güzel bulmazsan erozyon olur, toprağı da Âdem’i de israf edersin. 

-Suç bizim mi? 

-Su’ç. Suyun suçu. 
Suyum, susuz değilim, suç mu?

Nisan 05, 2018

VI - AZ

Roberto Ferri / Anima Mundi

-Bu resmin ana öğesi ne? Vurucu kısmını söyle bana. Kadının kanadı de, adamın koltuk altında giren mızrak de. Ne görüyorsun?

-Düşmek... Mızrak, kanat, meme ucu, ağaç kökleri değil. Uçmak için düşmek. 

-Bana somut bir şey söyle. Düşmek, uçmak değil.

-El. Kadının eli. Hem duruşunu konumluyor, hem adamın kalbine dokunuyor hem de kanatlarını işlevsiz kılıyor. 

-Bildin.

-O zaman bir soru da benden. Bana bu resmin öyküsünü anlat. 

-Kadının tanrısallaşmış olduğunu görüyor mazlum insanoğlu. Kadın öyledir. Sarar, sarmalar. Yükselir böylece. Yükselebildiği kadar.

-Her kadın değil.

-Kabı nisbetince. Çektiği acıdan güç alır. Onunla var olur kadın. İnsanoğulları. Bak, insankızı değil. O el de odur işte.

-Adam tamamen Adem. Bence kanatları sonradan çıktı. Bir oluş olarak. Başı yukarıda ve akış halinde. Yüzünde sessiz bir oluş var. İnsanlığından tanrı(lı)ğa uçacakmış gibi. 

-Dayandığı, denge kurduğu yer neresi? Elini koymasa delip geçip parçalayacak gibi.

-Elini koyduğu yer neresi? Adamın göğsü... Adamda mızrak var ama. Ava gelmiş gibi... 
Ama kadının kanatları var, avlayamadı.

Nisan 03, 2018

.: Silsile :.

Nezihe Araz, Safiye Erol, Sâmiha Ayverdi, Sofi Huri.

Geçen akşam; "tanrım, insana bahşettiğin kalemden sonra en güzel hediye; eli kalem tutan eş, dost, sevgili sanırım. İnsana harflerle nasıl kucaklaşılır onu da gösteriyorlar." demiştim.

Devam etti. 

Sabaha D'nin hediyesi bu fotoğrafla başladım. Siyah beyazdı ama içime öylesine parlak bir varlık neşesi verdi ki, huyum olmadığı halde sabaha gülümseyerek başladım.

Devam etti.

İş yolunda rüzgarla yürürken, gökyüzü hala yüzümde kalmış tebessümü görmüş ve lütfetmiş olacak ki; gözümün içine güneşi doğurup başımın üzerinden üç dört tane kuş geçirdi.

Devam etsin...

Mart 27, 2018

Georg Trakl / Düşlergezer

Georg Trakl 

A'nın Heidegger okumalarındaki rastlarındandı Georg Trakl. Önce şiiri, sonra yazgısı ruhuna dokunmayı başarmış olacak ki bana da gösterdi. İyi ki göstermiş. Çeviri dahi olsa ruhunun sesine duyar duymaz meylettim. Şiir, ruhsal bir kelebek etkisi yaratıp Ruh Müzem'e kadar geldi. Belki bu postu görenlerin ruhlarından da bambaşka ruhlara ulaşacak.

Avusturyalı, dışavurumcu, şair, sanatçı künyesi en kısa böyle. Ve yazgısı... Kızkardeş aşkı(!) şiirlerindeki sapkın coşkuyu ve taşkın lirizmi izah etmede yeterli gelse de, sol tarafa aldığım resmi, zapt edilemez, kabına sığmaz bakışları ve dürtüsel burnu bu bilgiyi benim nazarımda da teyit ediyor.

Alkol, uyuşturucu bağımlılığı, sapkın bulunan kalbi yönelimi ve en nihayetinde "Klup 27"lilere dahil edeceğimiz kadar müsanip intihar etmekle son verdiği kısa bir şiir yazgısı. -Müntehir Şairler Listem bir hayli kabardı.- 3 sene sonra peşinden kızkardeşini de götürmese iyiymiş.

Tüm bu yazgının berisinde şiirindeki sesin ahengindeyim ben. Bana kalırsa siz de sadece bu sesi duyun.


"Neredesin, yanımdan ayrılmayan,
Neredesin, cennetin çehresi?
Bir sert rüzgar alay etmekte: Sen, deli!
Bir düş! Yalnızca düş! Ey ıslah olmayan!
Ama yine de! Yine de! Nasıldı eskiden,
Ben gecede ve yalnızlıkta yitip gitmeden
Anımsıyor musun, ey ıslah olmayan, ey deli!
Sert bir rüzgar sanki ruhumun yankısı:
Ey deli! Ey ıslah olmayan!
Durmuyor muydu yalvaran elleriyle kadın,
Dudaklarında kederli bir gülümsemeyle,
Seslenmiyor muydu yalnızlığa ve geceye!
Neydi seslendiği! Bilmiyor musun?
Aşk gibiydi sanki. Taşımıyordu hiçbir yankı
Ona bu sözcüğü gerisin geriye.
Aşk gibiydi sanki. Taşımyordu hiçbir yankı
Ona bu sözcüğü gerisin geriye.
Ve rüzgar -ruhumun yankısı!
Sürekli alaylı: Ey ıslah olmayan! Ey deli!"

Şubat 21, 2018

Varlık Estetizmi



Öylesine güçlü ve çarpıcı bir tesir bırakmış ki Fransız Fotografçı Ludovic Florent, nüdizm silik bir araca dönüşmüş. Ve harika bir varlık estetizmi çıkmış.

Fotograflar;

*

"Çıplaklık yüksek sanatta örtünün yerini alır. Perdenin. Ham ervah bedene bakar, iffet ehli o bedenin remzettiği ruha. Fihi-ma-fihin anlamı budur. İçindekinin içindeki. Çıplak bir kadına bakmakla çıplak bir kadın resmine bakmak aynı şey değildir. Güzellik hakikati örten şeffaf şalın adı. Işıltı ışıldıyanı saklar."

Dücane Cündioğlu 









Şubat 16, 2018

Sonsuza Dek*

2018, Şubat / Ankara Kalesi




Doğduğum yılın şarkılarından; Doğan Canku / Sonsuza Dek, 1990.

Şubat 07, 2018

Kovacs / Fool like you



İnsanın en mahrem yeri; ruhu, beyni ya da bedeni falan değil kalbidir. Bu yüzden tesettür en çok kalbe yakışıyor.
Tesettürüm ruhumda, zihnimde, bedenimde değil. Kalbimde. Ve kalpteki tesettür de bir gün örtüsünü kaldırsaydı kalbimin şarkılarını Kovacs söylerdi.

"Left for dead but still alive
Couldn't you find me
A lot of years, a lot of cries
Too horrifying

Still I wait till you arrive
Constantly pining
A liberty to live a lie
Have you erased me?

Too busy to call me, to hold me
Did you ever really want me?

Don't you wanna know
If my heart's been broken?
Will I ever know
Of your love unspoken?

True that my eyes are blue
Quite the same as you
Would you want me to
Be a fool like you?
A fool like you

You can't pretend I don't exist
Rewind the memories
You'll never hear of my first kiss
With love sincerely

I learned to fight things on my own
Without protection
I know that there's no coming home
You did erase me

Too busy to call me, to hold me
Did you ever really want me?

Don't you wanna know
If my heart's been broken?
Will I ever know
Of your love unspoken?

True that my eyes are blue
Quite the same as you
Would you want me to
Be a fool like you?
A fool like you

If I act like you
I'd hide from all my troubles too
If I'd be like you
I would be the same old fool

If my heart's been broken?
Will I ever know
Of your love unspoken?

True that my eyes are blue
Quite the same as you
Would you want me to
Be a fool like you?
A fool like you
A fool like you
A fool you knew
A fool you knew"

Ocak 26, 2018

Konuşamam yalnızca Mektup*

Tanrım, zarf seçiminden, kâğıda, yazıya, yazı şekline her şeyinden öyle keyif aldım ki ruhum biraz kabzolduğunda mektuplara ve harflerin kuşlarına koyacağım ruhumu. Uçsunlar diye uzaklara...






Ocak 22, 2018

.: Bûse-i Can :.

(Audrey Hepburn, Sabrina rolünden)






































"Bir bûse-i can bahşına ver nakd-i hayâtı
Gel kaail olursa
Senden yanadır söz yine bâzâr senindir
Ey âşık-ı şeydâ"

Nedîm

Ocak 18, 2018

Sisters of Mercy*



Çaldım. Haberi yok. Haber vermeyeceğim. İnsan hakiki muhatabı görsün diye bırakılmış bir şeyi, bırakıldığı yerde bulur da onu alırsa alır da bağrına basarsa bunun adı çalmak olur mu? Hiç olur mu öyle şey?

Birinin varlığına içinizde verdiğiniz bir hitap, onun içinde size duyurulmadan verilmiş olan hitapla aynı hitap olduğunda muhatabınızın muhatabınız olduğunu tasdiklemiş olursunuz. Neden mi? Çünkü Ruhumun Kızkardeşi.

*

Ruh Müzem'in şüphesiz ki en güzel şiirlerinden.
O'nun ruhundan çıktı;

Sisters of Mercy

Ah, ateşli ruh!
Kendinden başka bir şey var edebileceğini sana kim söyledi?
Kim tutuşturdu senin için
Çoğu kadının uykuda geçirdiği uzun geceleri?
Yarı yaşında
Yaşamını ikiye katladın
Kutsal kasende birikiyor şimdi kanın ve gözyaşın
Köle pazarları, çirkin yatak düşleri, yersiz şenlikler ve kafatasları
Nerval'in dert ettiği 
"kaba oyalanmalar"
Dünyanın dul zamanındasın
Ah, ateşli ruh!
Ne zaman görecekler yüzümüzün ardını
Kız kardeş, yitik masallar belleği
Kurtaralım kendimizi etin hafızasından
Şahitliğinde kalemin ve kağıdın
Ve şu müşterek yazgımızın
"hippolyte, kız kardeşim
yüzünü bana dön sen,
ruhumsun, her şeyimsin 
ve öteki yanımsın."
Korkarak, çekinerek birbirimizden
Ve koşarak, özlemle koşarak birbirimize
Duvarları ağlayan bir evde
Gündüz düşleriyle uzandığımız
beytü'l makdis'te
Ve tam ortasında yazgımızın
Seninle biz 
Kızkardeşim
Apaçık birer yara olarak kalacağız.

Ocak 11, 2018

Gerard de Nerval



Tek bir cümlesinden kendime yol bulup, ruhunu özenle keşf etmek istediklerimden Gerard de Nerval. Fazlasıyla beni çeken bir şeyler var onda, istidadında ve yazgısında.

Masumiyet Müzesi'ndeki "kaba oyalanmalar" betimlemesiydi;

"Fransız şair Gerard de Nerval'in bir kitabını okudum. En sonunda aşk acısından kendini asan şair, hayatının aşkını sonuna kadar kaybettiğini anladıktan sonra, Aurelia adlı kitabının bir sayfasında, bundan sonraki hayatın kendisine yalnızca "kaba oyalanmalar" bıraktığını söyler."
(syf: 189)

"İki kere eskiden de yaptığı gibi saçlarını çekiştirdi, üç kere lafa karışmak için fırsat kollarken nefesini içine çekip omuzlarını hafifçe yükselterek bekledi. ...Güzelliğinden ya da kendimi çok yakın hissettiğim hareketlerinden ve teninden sızan bir ışık, bana dünyanın gitmem gereken merkezinin onun yani olduğunu hatırlatıyordu. geri kalan yerler, kişiler, meşgaleler kaba oyalanmalardan başka bir şey değildi."
(syf: 264)

Bu da Ahmet Oktay'dan; 

Morg Kaydı

Giriş tarihi: 26 ocak 1885
Adı, soyadı: labrunie, gérard de nerval deniliyor
Cinsiyeti: erkek
Yaşı: 47
Doğum yeri: paris (seine)
Medenî hali: bekâr
Mesleği: edebiyatçı
Miyim/eşya: siyah ceket, siyah yakalık, gömlek, flanel yelek,
gri-yeşil pantolon, kızıl çoraplar, boyalı ayakkabılar, siyah şapka
Ölüm biçimi: asılma
İntihar ya da cinayet: intihar
Ölüm nedeni: bilinmiyor
Gözlem: morga kaldırılmadan önce tanındı.
cesede edebiyatçılar derneği sahip çıktı

Nasipsizim.

Yazdıklarını henüz okumadım, fazla Türkçe çevirisi olduğunu sanmıyorum. Ama bir yazar, yazdıkları henüz okunmamışken dahi tek bir betimlemesiyle dahi hakkında böyle merak uyandırmışsa...

Ocak 10, 2018

Face of Love*



Baktığında biliyordum ki ben yüzyıllardır âşık olmak için bu yüzü aramışım gibi, bir cevap gibi, kıtlıktan sonraki su gibi; "Aşk ve Suret" üçlemesi olsun bu post.  

I.
Şebnem İşi Güzel’in, Öykümü Kim Anlatacak? adlı kitabının ilk öyküsü Devinimler'in başlangıcında geçiyormuş;

“Bir İran masalında, sevdiği kadını yüzyıllarca aynı ruhla başka bedenlerde arayan bir adam anlatılır. Adam sonunda yüzyıllardır aradığı kadını uzak ülkelerin birinde bulur. Ona, güneşli bir gökyüzü altında birlikte toprak işlemek istediğini anlatır. Kadın sadece gülümser ve uzak ülkesinde yaşamaya devam eder. Seni ilk gördüğümde sıcak bir ülkede benimle birlikte toprak işlemeyeceğini, kendi dünyanı bana taşımayacağını biliyordum. Yine bana gülümsediğinde biliyordum ki ben yüzyıllardır yeryüzünde seni aramışım.”




II.
Michel Tournier’in Günlüklerinden;

"Aşk, yüzü sevmektir. Aşk ve dostluk arasındaki farkın ne olduğunu biliyor musunuz? İnsan hor gördüğünü de sevebilir: 'Boktansın, ama seviyorum seni.' Bir de Petites Proses kitabında da yer alan şu alıntıya bakın; ‘Biri gönülden sevildiğinde bunun yanılmaz bir işareti var, onun yüzüne baktığında vücudunun başka hiçbir parçasından yüzü kadar fiziksel arzu duyumsamayacaksın.'

III.
“Tam önümde bir ticari araç var. Arka camını boydan boya 'yüzünü bile görmek istemiyorum' yazısı kaplıyor. Geçen gün de bir kamyonun paçalıklarında 'hep bekleyeceksin!' yazıyordu. Dikkatimi çekiyor, araçların üzerindeki, özlemin acısını ve kavuşmanın sevincini anlatan aşk cümleleri yerlerini, nefret ve öfke ifadelerine bırakıyor. Ne oluyor? Yoksa tutku yavaş yavaş yer mi değiştiriyor bu toplumda? Galiba öyle! Artık bir tek nefret ederken cesur ve tutkuluyuz. Severken mi? Kaçak ve korkağız!
'Yüzünü bile görmek istemiyorum!' Nasıl da tutku dolu bir öfke! Aşkın karanlık yüzü olarak nefret!.. Belli ki, şehrin bütün caddelerini, bütün sokaklarını böyle haykırarak dolaşıyor! Belki o "yüz" bir kaldırımda yürürken, bir durakta otobüs beklerken birdenbire önünden geçiveriyor. Peki, bu tersine çevrilmiş aşk ne zaman biter? O yazı ne zaman silinir arka camdan? Kayıtsızlık gelip yüreğe egemen olduğunda! Çünkü aşkın ve her türden tutkunun karşıtı nefret değil, kayıtsızlıktır."

"Eski sevgilinin yüzünü görmek istemiyor ve buna katlanamıyorsan, o yüzün hâlâ kalbinde eskimemiş olmasındandır. Nefret paslanmaya izin vermez. Tersine hafızanın (ve tabii iyi hatıraların da) sürekli ışıldamasına neden olur."

Haşmet Babaoğlu.

Bonus:


Rahat Fateh & Ali Khan & Eddie Vedder / The Face of Love

Ocak 08, 2018

Varlık Şiiri*

Utangaç Kız Heykeli.
Hakiki Zeyn'i görene zeyneb görünmez.

Sosyal medyayı sorguladığım, neden buralardayım diye kendime sorduğum çok oldu ama Ruh Müzem'i öylesine içselleştirip, yazgımın şahidi ve varlığımın bahçesi etmişim ki, buranın mahiyetini hiç sorgulamadım.

"Sormak varlığın markasıdır. İsmin, cismin, cinsiyetin, ırkın, yaşın, politik & hayat görüşünün hiçbir önemi yok. Derin olan her soru kabulum." diyerek kullanmaya başladığım bu uygulamada https://curiouscat.me/Kesfsever öylesi güzel sorulara, yorumlara, eleştirilere ve taltiflere muhatap oldum ki cevabın değil, sorunun hakikatine bir kez daha iman ettim.

"İnsan niye kendisine soru sorulmasını ister?" 

Sormak taş atmaktır durgun bir göle. Dindiğinde nehrim dalgalansın istiyorum. Ruhumun nehrine akisler, dalgalar vursun istiyorum bazen. Oysa çoğu zaman hep taşkın ruhumun suyu.
Sormaktan çok büyük bir haz; cevaplamaktan ise "sizi rahatsız etmeye geldim" şeddesinde başka bir haz alıyorum.  Hakiki 1 muhatapla işteş bir sorgu hali ise paha biçilemez.
Bazen 1 soruya muhatap kalmak istiyorum. Ruhumu mat etmiş gibi mahv'edecek 1 soruyla. Öylesi bir soru bekliyorum belki de. Geldiğinde bu uygulamayı yok edeceğim.

dedim.

Ama öyle şeyler nasibime çıkıyor ki vakti var diyorum hâlâ. Öylesi muhteşemler ki kim(ler)in yazdığıyla dahi ilgilenemedim. Öylesine sahih bakışlardı ki akıbetimin güzellemesiyle dahi ümit buldum. Oysa kendime de dünyaya karşı da yeise düşecek kadar karamsardım. Tüm bu yorumlar için şükran doluyum. Hayır taltiflere değil. Bana kendim adına bir ümit verdikleri için. Selâm olsun her kim iseler ruhlarına.

Kenzler;

"Yazılanı harf harf
Yaşadığında sonunda
Tek başına
Z
Kıldıysa seni Khoda
Sol tarafın hikmetle
Boşlukta yüz yüze
Kalmakta sonsuz aşka
Tüm varlığını açmakta"

*

"Varlığı gölgelerden ve kokulardan izlemek hünerli avcıların işiydi, sizin hüneriniz ise bulmakta değil kaybolmaktaydı. 
Kaybolmakta usta olmanız bulunmayı ne kadar da keskin bir arzuyla istediğinizin deliliydi sadece. Kendini arayanların bazen en uzaklara gitmesi bundan olmalı. 
Kendi ruhunun uçurumlarından aşağı düşmekte olan kişi, bunu bir şölene çevirmişse eğer, hangi faninin eli ona uzanabilir? 
Istırabıyla sarhoş olmuş kişiyi, hangi el o esirlikten çekip çıkarabilir?

Yalnızlık emanetinin sahibi asil ruhlar ailesinin üyesi Z, kapını kapalı tutuyorsun ama ben seni gökyüzünden seyrediyorum."

*

"Sizin ruhunuza inebilmek için öncelikle cismâni güzelliğinizin etkisini alaşağı etmek gerekiyor. Zira cisminiz dikkat dağıtıyor; lakin karşınızda olup, aldığınız nasîbe şaşırmanın bir doyum noktası elbette var. İşte maruz kalınan, atlatılması gereken bu halden sonra ruhunuzu tanıma fırsatı başlayabilir. Asıl oradaki tanışlık daha kıymetlidir, oradaki tanışlık cisminizi ebeden aşmanın en mahir yoludur. Ne onunla ne onsuz.. Sizi keşf'etmek kolay bir mesele değil; ama sizi keşf'ettikçe duyulacak olan haz da azımsanabilecek bir kazanım değil. İşte bu keşf'in engellerini, labirentlerini, tarafınızdan örülebilecek olan duvarlarını aşmak için ufak bir talihe ihtiyaç var, bu talihe mazhar olana ne de güzel bir gayret nasip edilecektir, ne de özenilesi... Sizi süsleyenin rahmetine hamdolsun."

"Özenle yazmak gerekiyordu, zirâ bıçak sırtı bi mevzuda yanlış anlatmak niyetimizin varlığına kasteder. Mahcupluğunuz, sâhibin unutulmadığına işaret, eksik olmasın... Cisminiz gâyet vurgulu, ses tonunuzla, bir şey anlatırken ordan oraya hareket eden ellerinizle, mimiklerinizle, özenle takınılan sâfî duruşunuzla... İşte bu vurgulu hâl, ruhunuza giden yolda büyük bir tuzak gibi. Güzeli sevenin yarattığının iştahı güzele kapalı olamıyor maalesef, bu, O'ndan tezahür eden, insana fazla gelen, insanın aklını yetersiz kılan bir yansıma. Bu nedenle onlara kızsanız da, bu müşkülü biraz da anlamaya gayret gösterin. O'nun verdiği meyîl ile aklının bir kısmını kaybeden eril, karşılaştığı cismâni bir rahmete karşı aklının kalan kısmını da kullanılamaz bir hale getirebiliyor. Bunlar elbette bir savunma olamaz, akl'eden için özün kıymeti, niteliği daha ehemmiyetlidir."

"Ben sizi yanlış tanımamak adına adeta mücadele veriyorum desem yanlış olmaz sanırım. Başlangıçta afilli cümle dizişleriniz, kendinize karşı mücadeleniz ile dikkatimi çekmiştiniz, sonra cisminiz, fikriniz, azminiz gelmişti.. Herkes gibi kibrli bulmuştum sizi -ki bu sizi yok hükmüne itmek için yeterliydi- lakin ruh iddianız mani oldu her seferinde. Verdiğiniz mülakat vesilesi ile kanlı canlı görme fırsatı bulduğumda, bunun bir kibr değil her güzelin musallatı olan bir imtihan olduğuna kanaat getirdim. Zirâ o gün, o odada ruhunuzun samimiyeti fazlasıyla işlemişti bana. İşte bu her şeyi değiştirdi hakkınızda, ruhunuza ulaşmak adına elimi kuvvetlendirdi, onu albenili kıldı nazarımda. Sizi bir kibr iticiliğinden alıp, Nostalghia'nın Domenico'su kadar delikanlı kıldı.. Dâim olur inşallah."

*

O kadar özenli izahlar, öylesine cömert güzellemeler ki mahcubum. Cismimin dikkat çekecek denli vurgulu olduğunu düşünmüyorum. Eskiden rahatsız olurdum ama muhatabımın ruhumdan daha çok suretimi fark etmesi rahatsız etmiyor artık. Özellikle de seçme şansım olmadığı ve bana verilen özelliklerime bir vurgu yapıldığı zaman. İltifat saymıyorum onu ve zaten mutlu edemiyor beni. Ama böylesi hakikatli bir gözle hakiki Zeyn'i görmüşler ki zeynep olanın hükmü kalmamış. Siz(ler)e bu güzel bakışı verene hamd olsun asıl.

O kadar güzel bir "Varlık Şiiri" olmuş ki ben olsam da güzel, olmasam da.

"Bunları 1 kenz sayıp Ruh Müzem'e koyacağım."

demiştim.

Ocak 04, 2018

Herostratos




Sartre'nin 5 kısa öyküden oluşan kitabı Duvar'da geçen öykülerden birinin adı; Herostratos.

Meşhur olmak için dünyanın yedi harikasından biri olan Efes Tapınağı’nı yakmaktan başka bir şey bulamayan mitolojik bir karakterden alıyor adını.

Sartre'nin meşhur sözü "l'enfer c'est les autres"(cehennem başkalarıdır) mottosu gibi giyinmiş bir karakteri anlatıyor.

Bu zamanda "terörize" olmuş her şeyi ne güzel özetleyen bir tema.

Aralık 25, 2017

Hakikat Kitapları*

Vitam Vero İmpendenti: Hakikat Uğruna Yaşamını Riske Atan Kişi.
Jean Jacques Rousseau / Yalnız Gezerin Düşleri, Juvenal

"Hakikat kelimesine karşı aşırı bir ilgim, abartılı bir merakım var."
Ayşe Şasa / Bir Ruh Macerası

"Eğer hakikati arıyorsanız, hayatınız asla eskisi gibi olmayacaktır."
Abdülkadir es-Sufi