Mart 24, 2012

ZM / Mask


***
En ciddi cümleleri dizerken peşpeşe, kendini aptal hissedebilir mi insan? Ben hissediyorum. Öyle ayrıklaşmış ki içle dışım ya da öyle yapay geliyor ki artık dışım, her türlü absürtlüğü tatbik etmekle geçiyor münasebetlerim.

Ah.

Tüm dünyaya v for vendetta maskesi gülüşüyle bakasım geliyor bazen. Sinsi ve güçlü, inceden çene kenarlarında belirmiş istihza dolu sırıtışlardan değil ama dediğim.  Çarpık, ağzı güler, gözleri pür-i endişe pozisyondaki deli gülüşü gibi belki.

Tüm yapar gibi, -mış gibi durumları idare edecek, o tutarlılığı daim ettirecek sabitlikte değil içim. Gülesim var. Kahkaha atasım.  Düşmüş suratla bakasım var.  Ya da mat gözlerle sabit noktaya dalasım.
*

Sözlüklere, bloglara bakıyorum bir iki senedir. Baktığım sadece ‘diğerlerinin’ içi. Bu da insan, bu da yaratılmış, bu da id sahibi. Beyhude zaman israfı belki. Çünkü bugün bunu giymiş. Bugün okulda surat asmış. Bugün bir şarkıda şunu hissetmiş.

Ne çok benciliz.
Ne yarım, ne yamalağız.

Ama yakınmayacağım tutup da gerçeğimizden. Bencilliğimizden. Her üst güdüye yaptığımız sonsuz empati, bizi her şeyi yapamadan algılayan, kısmen de olsa her türlü durumun içine girebilen, yarım-adamlar yaptı. Bu yüzden şimdi her şeyi yapabileceğimize inanıyoruz.

Dekor lazım sadece. İstediğimiz kılık için, dekor lazım sadece. Sanki yokuz. Üzerimizde, dekorumuzda ne varsa o’yuz biz. O kadarız biz.

*
İnsanların nerdeyse kibir, haset, hırstan hislendiği, hisselendiği bir dünyada, sadece ruhumla var olmak istiyorum ben. Kimseyi yenmek, ezmek,  geçmek derdini taşımadan. 'Hayret ile alemi seyrederek'. Ama beni de zaman doğurduğundan olsa gerek, kılığıma, kılıfıma kanabiliyorum bazen.

Keşke pür-i ruhtan olsak.

*
Bugün gözlerinde umursamazlık kılıfı altında diğerlerini yenme arzusundan gelen haset gördüğüm kız ve şimdi içime sadece pis bir boşluk veren yaşadığım absürtlük beni bu cümleleri düzmeye zorladı.

*
Faydalı bir şeye dönüşebildiği oranda her çöp katlanılabilirdir.

***
2012, mart 24

Mart 23, 2012

An I

Belki bir saniyedir. Belki beş saniye sürer. Belki hiç geçmiyormuş gibi geldiğinden "süre" hesabıyla beş dakikayı da bulandır.

Kısaca hesaplanamazdır. Hesaplanmanın akla dahi gelmediği zam'andaki donmuş resimlerdir. Bu yüzden mi fotograf an'ı saklar? Bu yüzden mi ölüm an'ıdır, aşık olma anıdır, rezil olma an'ıdır.

Mesela mı?

*

Mesela; Ateş gibi bir nehrin kıyıya vuran aksindeki an'lık parıltı anı.

…İşte o an ayaklarıma bir haller oldu. Bir adım arkasındaydım, anlık gelen her şeyi boş, manasız bulan bir cesaretle ve sonun, sonucun asla mutluluk getirmeyeceğinin içe verdiği yerini çoktan bulmuş bir melankoliyle, adımlarını takip edecek kadar bıraktım kendimi. İçimi tutuyordum sözde ama öyle boş, saçma gelmişti ki her şey, bu hareket ne anlama gelecek, nasıl yorumlanacak kısmını silip atmıştım o an. Konuşmamıştı o da ve hissetmişti muhakkak, peşi sıra peşindekini.
Kısa sürmüştü, ama takip edişimi engellememiş, bozmamıştı ya, parıltılı bir hüznüm olmuştu artık. Hüzündü ama parıldamıştı bir an için. belki sezişti, anlayıştı, anlamına varıştı, belki şefkat, belki de başka bir şeydi -ki aşk değildi ve olmamıştı hiçbir zaman- ama bozmamıştı o an’ı.

Mart 20, 2012

ZM / Beyaz

***

dinler, bilim, bizi siyah ya da beyazlaştırıyor doğru.

ama hayatın beyaz ya da siyah olmasının yanlış "olamayacağı" da doğru.

hayatın simsiyah, bembeyaz, alacalı ya da gri, olabilirliği de doğru,

ama en doğrusu, tüm doğrular, gerçekler içinde bir 'hakikat' olduğu galiba.

*

volume I,
ya siyah var, ya beyaz!

volume II,
hem siyah var, hem beyaz..

volume III,
"ne siyah var, ne beyaz"

*

renkler var bir de.

nefsin, karanlığın, özgürlüğün, aşkın, iyiliğin, cesaretin, kıskançlığın ...

bizi tek renge bürümeye çalışan izmler, yollar, insanlar da var bir de.

en fazla iki üç renkli olabilecek dünyasından sıkılıp, darlanıp yeni renkler peşinde koşan insanlar var bir de.

onların ya bir gök kuşağına, ya karışık bir cümbüşe dönüşme ihtimali var bir de.

beyazın, tekliği altında, tüm renkleri doğurması var bir de. (volume IV)

ve beyazın, hakikatın, tekliğin şehaserliği var 1 de.

***

2012, mart

(Verbumnonfacta'ya teşekkür dileklerimle)

Tanımlar VI

Mutlu olmasını
istemekmiş
birinin.

2012, mart

Mart 15, 2012

ZM / Shape Of My Heart



***

Mantıkta, öne sürülen bir ifadenin, değeri ya doğru ya da yanlış olmak zorunda olan içeriğine önerme denir.

*

Müttaki bir mümin, pozitivist bir ateist önerme sahibidir. Bir tek cümlesi, bir tek önermesi vardır. Ya doğru, ya yanlış.
Allah vardır. Düzen vardır.
Allah yoktur. Düzen kendiliğindendir.
Safi sezgi ya da kuru akıl.
Önerme sahibi rahat, şüphecilikten uzaktır. Çünkü ya-ya’cıdır.

*

Denklem, iki niceliğin eşitliğini gösteren bağıntıdır. Araya (=) işareti konularak ifade edilir. Denklemlerde eşitlik değişkenlerin belirli değerleri için sağlanır.

*

Şüpheleri de olsa bir inanç sahibi olan, inanmış olan, kabullenmiş olan önerme değil, denklem sahibidir.
Hayata karşı, varoluşuna binaen, şüphelerine rağmen denklem sahibidir.
Verebileceği değerlerin kısıtlı olması, onu sonsuza değil, bir köşeli paranteze sığacak sonuçlara götürse de, bir önerme sahibinden her zaman başkadır.
Bir bilinmeyen, az karmaşa, az şüphe, korkak sorgulama ama önerme sahibinden fazla idrak sahibi olma.

*

x + y)² =x² + 2·x·y + y² özdeşlik x² - 3·x + 2 = 0 ise bir denklemdir. x² - 3·x + 2 = 0 denklemi sadece x = 1 ve x = 2 sayıları için doğrudur, diğer değerler için yanlıştır. Özdeşlikte ise her x ve y değeri için eşitlik doğrudur.

Onun, verdiği “her” değere karşı, sonuçta “eşitliğin” sağlanacağına ilişkin bir özdeşliği vardır.


***

Ben akademik anlamda, sosyal anlamda zeki sayılabilecek biri değilim. Hayatım başarılarla, övgülerle geçmeyecek. Bir vasat olacağım en fazla.

Ben keşfi boyutta da algıları açık sayılabilecek biri değilim. İmrendiğim kitapların yazarlarının ilhamlarına yakın da olmayacağım hiçbir zaman.

Ama ben, ama ben, tüm vasatlığıma, tüm sıradanlığıma rağmen nefsi hırsın, hazımsızların getirisi olan yanıp sönmeli, bal yapamayan arı kovanı başımla farkındalık kazanacağım boş duracağıma.

*

Zeki değilim çok, belki de hiç, ama önerme sahibi olmadığımı bulacak, anlayacak kadar şuur sahibiyim.

Sezgi, pür-i iman sahibi değilim belki, ama bir bilinmeyenli denklemi kuru, çorak bulacak kadar nefsi farkındalık sahibiyim. Köşeli paranteze sığacak değerlerle yetinmeyecek kadar büyük bir id sahibiyim.

Ve, hayatın iyi, kötü tüm değerlerini özdeşliğime korkmadan vermeyi “deneyecek” kadar idrak sahibiyim.

*

Ben senin öz’üne, özdeşliğine, hala formulüze edemediğim özdeşliğime inanıyorum ve inanmayı da sürdürerek değerler vermeyi deniyorum Allah’ım.

Korkmuyorum siyahtan. atıyorum özdeşliğime siyahı içimdeki şüpheyi teskin etmek için arada.

Çünkü her siyahı, seni denemek için değil, şüphemi iyice küçültmek için, içimi “sağlamak” için atıyorum.

Ben senin eşittir’ine, eşitliğine güveniyorum.

Tek sorun siyahların artması arada.

***


2012, Mart 15

Mart 13, 2012

çünkü devrimbaz aptal, cahil cüheladan daha aptaldır.

anadoludaki ağır ceza reislerinden biri anlattı; mahkemelerde, sanık bir köylü imiş, savcı da bir kadın. iddianame okunmuş. mahkeme reisi, köylüye dönerek sormuş;

-bak, savcı hanım senin için şu, şu, şu suçları işledi, diyor.
iyice dinledin mi?
ne dersin?

köylü şu cevabı vermiş;
-söyler o, kadındır, sen onun sözüne bakma hakim efendi!

bu masum cevabın tadına varamayan savcı bayan öfkelenmiş, yumruklarını havada sallayarak şöyle bir devrim nutku çekmiş;

-sanığın bu sözleri hem makamımıza, hem şahsımıza, hem de kadınla erkek arasındaki farkları kaldıran büyük devrimimize hakarettir. sanık, memleketin tanzimattan beri her biri büyük bir tarih merhalesi halinde yaptığı ileri hamlelerin, cumhuriyet devrinde bizleri nasıl bir medeniyet zirvesine ulaştırdığını, kadının erkek yanında en yüksek vazifeleri nasıl başardığını inkar etmek suretiyle, irtica zihniyetinin hortlamasına sebep olanların arasında yer alıyor.

köylü hiçbir kelimesini anlamadığı bu nutku, şaşkın ve ağzı açık dinlerken, mahkeme reisi, dinleyiciler arasında birbirleriyle konuşanlara bağırıyor:

-öyle yüksek sesle ne konuşuyorsunuz? ne gürültü ediyorsunuz? mahkeme salonunu kadınlar hamamına çevirdiniz!

*

...bizim devrim bülbüllerinin çoğu bu savcı hanımdan farksızdırlar. münasebetli münasebetsiz inkılaptan bahsederken, hitap ettikleri halkın idraki üzerinde, yazdıklarının ve söylediklerinin bir muşamba üzerinde su damlaları gibi kayıp gittiğini bilmezler. büyük bir avrupa filozofu, sanki onları uyandırmak istiyor:

-gerçek inkılaplar sessiz olur.

değil mi? fazla gürültü mahkeme reisini haklı çıkarır ve memleketi kadınlar hamamına çevirir.

*

Peyami Safa / Din İnkılap İrtica, "Devrim Bülbülleri"
Milliyet / Ekim 3, 1954

Mart 07, 2012

Peyami Safa / Matmazel Noraliya'nın Koltuğu'ndan

*
artık, hiç bir şey arzu etmiyorum ki keder duyayım.
öyledir de derunumdaki binihaye hüzün nedir? neden yolların, pembe güllerin üzerine, güneşin üzerine siyah bir tül gerilmiştir?
ben arzu etmemekten başka ne arzu ederim?


*
işittiklerim ve içeride de okuduklarıma ve felaketlerime sebep olan şuur ve hadisatın kaffesi bende insanlara karşı nefret ve merhamet uyandırmaktadır.


*
ey deniz, sen derunuma ruhumun akseylediği bir ayinesin. sende kendimi temaşa eylerim. suların göz yaşlarından mıdır? neden bu mertebe cana yakınsın?


*
iki oda arasındaki karanlık koridorda, ayaklarımın ucuna basarak hergün saatlerce yürür, yürürüm. sonu yoktur.


*
deli gibi eğlenmektense, akıllı gibi bu alemi temaşa eylemek insanın şanından değil midir?


*
ve zamanı unutmak için, artık oturduğum katta saat dahi bulundurmayacağım.


*
oh, oh, oh! şadol mahzun gönül şadol!
cevap geldi oh, oh, oh! şadol, mahzun gönül şadol cevap geldi.
içime doğdu. koltuğumda otururken içime doğdu. oh, oh, oh. şadol mahzun gönül, şadol ki öğrendim, karanlık duvarın ne olduğunu öğrendim.
içime doğdu. karanlık duvar benliğimdir. onu yıkmalıyım ki nura kavuşayım. Allah'a varayım. içime doğdu, edebiyete de öyle varılır.


*
ne arzu eyledimse aksi oldu.
bunda bir hikmet vardır ve bundaki hikmet bendeki arzuyu öldürmek değilse nedir?


***
Peyami Safa / Din İnkılap İrtica
Matmazel Noraliya'nın Koltuğundan Mistik Bir Parça
***

.: campbell scott :.





Dying Young, 1991 / Campbell Scott

Mart 01, 2012

ZM / Zaman Zaman Deli Dalgalarla Gelen Hüzün

"Onlar lezzet ve zevk aldılar, ben ise gam ve keder."
Ali Şeriati

*

Payına zevk yerine gam düşenlerdenim ben de. Dünyaya tamah etsin ya da etmesin, kimine gam düşer, kimine zevk.

Zayıflıyorum bugünlerde. Beşeri güce uzak olmak da bir çeşit zayıflamaya sebebiyet verir. Dediğim o zayıflamak işte. Gerçi öteki anlamına da uzak değilim.
İşte bu zayıflık dar’a düşürünce içimi, çoğu ruhu zayıflayanın yaptığı gibi yürüyüşe çıktım. Ama Wertherimsi atmosferden uzaktı yürüyüşüm. Keşf yürüyüşü değildi, doğayı seyr yürüyüşü değildi.

Gam, dar, gam-dar yürüyüşüydü. 

Gam dediysem, keder dediysem somut bir dert anlaşılmasın. Gamım nedensiz benim. Aç olsaydım, yemek için dualanırdım. Aşık olsam, bir varlık için düşlenirdim. Hasta olsam, doktor diye söylenirdim. Gamım bile, nedensiz benim.

Sanki,
Kayıp etmişim, kayb etmişim, gayb etmişim.

Birinin, bir şeyin eksikliğini çeken aranır. Eksik bir şey var demek ki. Ama ne ki? Bak işte zihnime çağrışım bile yapmıyor soru. Sadece aradığımdan çıkarıyorum, bir şey eksikliği çektiğimi.

*
deniz köpürürken
Konu dağılmasın, yürüyüş diyordum.
Akşama doğruydu hava. Doğru havaydı, akşam. Hararet atıcı bir yürüyüşten sonra, kendimi bir sahilin kenarına bıraktım. Havanın soğuk olması, yerin gezilmeye müsait bir ortam olmaması, sahilin “işte bak, aradığın yer burası” bulmuşluğu verdi içime. 
Deniz köpüklendi. Hararetlendi. İçimdeki nedensiz gamı salıvermek için, denizin gözlerimi yaşartmaya destek olacağını düşündüm. Olmadı. Olmuyor bir türlü. Ağlayamıyorum. Acı çekiyorum. Bir sıkıntı, bir boşluk var. Ama olmuyor, yaşarmıyor gözlerim.


Demek ağlamanın da, yağmur gibi belki, bir yoğunlaşma sürecine ihtiyacı var, sonucuna varıyorum. Belki de istediğim rahmettir. Belki de, Toprakları çatlatan, tomurcukları patlatan rahmettendir istediğim.

*
Dalgalar yükseldi baya. Denizin üzerinde kuşlar belirdi bir ara. Aklıma şeytanların denizde yaşadıkları geldi. Annabel Lee şiiri geldi. Karşıdaki evlerden bir görenim olur mu diye düşünürken insanları tek başına denize, saatlerce denize, baktıran şeyleri düşündüm. Gam, aşk, çaresizlik, belki intihar..

*
Peki ben?
Dedim ya, gamım bile nedensiz denim.

*
Köpek sesleri duydum biraz sonra. İçime korku düştü.
Yürüyüş sona erdi.

Şubat 25, 2012

ZM / Meyl

Gereksiz olduğu, kayda değer olmadığı halde, belki de güdülerimiz yüzünden kısa süreli de olsa dikkatimizi celb eden şeydir meyl etmek. İstemsiz olur, isteksiz olur. Ama muhakkak olur. Kendimizi o dikkatimizi anlık da olsa celb eden şeye, farkında olarak yahut olmayarak yönelmiş olarak buluruz. Peşine bir kısacık şaşkınlık gelir.
Nefsin güdümlenmesi, isteklenmesi belki. İlgiyle başlayan, meylle yol bulan, zaafla da sonuçlanan beşer sanrısı belki.

*

Peki, insanın ilgi duyması, bir yanlışa bile olsa, güdülenmesi, istemli de olsa kusur mudur? Günah mıdır? Nefsin kusur deyip benliğe zaaf saydığı, vicdanın, O’na binaen günah kabul ettiği bu şey, nasıl bir şeydir? Nasıl bir şey ki, değersiz olduğu halde zaptı kolay olmuyor?

Günah işlemese, yasak olana uzak olsa da, içine çok rahat girebilir kötülüğün insan. Çünkü zihniyle ve ruhuyla daha derin günah işler insan. Bu yüzden merakıma, ilgime ve meylime kızma. Zaaf olmadığı müddetçe bu sözü söyleyeceğim.

*

Kızma bana Allah’ım.

*

Ben öyle bir şeyim ya da öyle bir haller oldu ki ruhuma içimdeki bu merak, keşf etme arzusuna bir üsturup, bir yol, bir edep bulamıyorum. Işık var görüyorum, biliyorum ama ayaklarıma bir haller oluyor ve kendimi karanlığın içerisinde buluyorum. Işığın azlığı, yoksa karanlığın, bilinmeyenin cezbesi yüzünden mi bilmiyorum ama ben içimi aşağıdan, karanlık, kötü yollarda buluyorum.

Aklımla kaçıyorum karanlıktan, çünkü yapmayacaksın dediklerine itaatim var. Müslüman’ım. Ve Müslümansam koyduğu şartlara itaat etmem gerek. Azametine secde etmem gerek, 12’nin birinde midemi terbiye etmem gerek. Kelimesine şahadet etmem gerek. Ama yine de, bazen de, içimi karanlıkta buluyorum. Karanlıkta tiksiniyorum kendimden, ışıkta da güvenemiyorum kendime.

Belki de ben böyle biriyimdir Allah’ım. Biraz ışık, biraz karanlık. Kötülüğe meyli, ışığa gönlü olan.

Ama ışığa çok daha fazla gönlü olan.

*

2012, Şubat 25

Şubat 23, 2012

Dumansız Ateşlilerden Bir Adam; Hektor

Damarlarında kan değil de, ateş akan adamlardandı o.  Ateşi aşk değil, pür-i endişedendi ama.  Adamdı o, adamımdı. İki üç sene evvel tanıştık, söylediydi; Hektor’muş adı. Belki de dumansızlardandır, kimbilir.
 
Başı önde, ağzında çarpık gülümsemesiyle düştü orman yoluna. O yürür, sayarım ben adımını. Yürüyüşünden tanırım ben adamımı. Sırtında tuhaf dünyasının kabuğu kamburunu, gözlerinde bebeğinin yayılmış siyahını. Gözünden okurum, diğer dünyadaki adını.
 
2012, Şubat 23


Şubat 21, 2012

Nefs Şarkıları / Nefsi Levvame Makamında, Tek Vuruşluk Bir Eser



Bu başladığında söyleyecek hiçbir şeyim yoktu
Ve içimdeki hiçbirşeysizlikte kaybolmuştum
Kafam karışmıştı
Ve kafasında böyle şeyler olan tek insan olmadığımı
bulmak için onların dışıma çıkmasına izin verdim
İçimde..
Ama onların görebildiği tek şey şu: sadece açığa çıkan kelimeler,
benim hissetmem için bırakılan gerçekliklerdir
Kaybedecek hiçbir şey yok
Sıkışmış bi durumdayım, içim delik ve yalnızım
Ve hata benim kendimin,ve hata kendimin
İyileşmek istiyorum, düşündüklerimin asla gerçek olamayacağını hissetmek istiyorum
Bu kadar uzun zamandır hissettiğim acının gitmesini istiyorum
O gidene kadar bütün acıları sil
İyileşmek istiyorum, gerçek bir şeye yakınmışım gibi hissetmek istiyorum
Ait olduğum yerde hep istediğim bir şey bulmak istiyorum
Ve söyleyecek hiçbirşeyim yok
Sadece aklımda hayal ettiğim gibi olmadığını görmek için her yere bakıp duruyorum
Ben neyim?
Negatiflik dışında neyim var?
Çünkü herkesin bana bakma nedenini bulamıyorum
Kaybedecek bir şey yok
Kazanacak birşey yok, içim delik ve yalnızım
Ve hata sadece benim ve hata sadece benim
İyileşmek istiyorum, düşündüklerimin asla gerçek olamayacağını hissetmek istiyorum
Bu kadar uzun zamandır hissettiğim acının gitmesini istiyorum
O gidene kadar bütün acıları sil
İyileşmek istiyorum, gerçek bir şeye yakınmışım gibi hissetmek istiyorum
Ait olduğum yerde hep istediğim bir şey bulmak istiyorum
Bunu kendi üstümde deneyenekadar asla kendim olduğumu bilemeyeceğim.
Ve yaralarım iyileşene kadar başka hiçbir şey hissetmeyeceğim
Benden kendimden ayrılana kadar hiçbirşey olamayacağım
Kendimden ayrılacağım, bugün kendimi bulacağım
İyileşmek istiyorum, düşündüklerimin asla gerçek olamayacağını hissetmek istiyorum
Bu kadar uzun zamandır hissettiğim acının gitmesini istiyorum
O gidene kadar bütün acıları sil
İyileşmek istiyorum, gerçek bir şeye yakınmışım gibi hissetmek istiyorum
Ait olduğum yerde hep istediğim bir şey bulmak istiyorum
İyileşmek istiyorum, ait olduğum yerdeymişim gibi hissetmek istiyorum
İyileşmek istiyorum, ait olduğum yerdeymişim gibi hissetmek istiyorum
Ait olduğum yerde

Şubat 18, 2012

İsmet Özel / John Maynard Keynes'ten Nefretimin Yirmi Sebebi, 5

seni dünya gözüyle görmek, bunu da nereden çıkardın?
içimde boşuna arama, bulamazsın böyle bir isteğin kırıntısını
bilmez idiysen öğren duymadıysa iyi açılsın kulağın
dünyadaki gözüme çarpmadın şimdiye dek.
...

dünyaya ibretle dikeceksin gözü ki ruh doğranıp eksilmesin
biri sıkıysa çıksın da seyrettiğimi söylesin aval aval olan biteni
....

yüz veririm sanılmasın keşiş yalnızlığın tafralarına
yoktur seyislerin bilgiç edalarında hevesim
....

hayır seni asla bunların hepsi telafat dünya gözüyle
bir kez bile görmek istemiyorum acıdım ömrümce
neler vermezdim seni görmek için gibisinden cümle kuranların
                                                                   haline
uğruna dağları delmem ummana dalmam atmam ateşe naçiz
                                                                   bedenimi

kovalamam peşini davet etse bile eteklerin
hepsi yerin dibine geçsin daüssıla malihulya nastalgia
sen nasıl olsa tıpkı hep olduğu gibi defalarca
görüneceksin ahret gözüme
...

Şubat 15, 2012

ZM / Açıklanamayanlar Üzerine

"Gezgin, Kurtuba'ya döndüğünde, kendisini karşılayan şeyin, yüreğine düşmekte acele eden aşk ateşi olduğunu gördü ve bunu kaderin bir sırrı olarak alıp bağrına bastı.

Aşktan kaçılamayacağını biliyordu.
Yaşlı kadından dört yıl boyunca bunu ders almıştı. Aşk acısı yüreğine ilk düştüğünde Şam'a doğru yola çıkmış, orada varlığını saran bu halenin gittikçe içine doğru derinleştiğini ve büyüdüğünü görmüş, taşımakta güçlük çekmesine rağmen, tıpkı yaşlı kadının verdiği son öğütte gibi tek çaresinin boyun eğmek olduğunu anlamıştı.

Aşık olmuştu ama kime aşık olduğunu bilmiyordu. gönlündeki ateşin kağıda ilk düşürdüğü dizelerde bunun şaşkınlığı ve coşkusu vardı.

"öyle birine tutuldum ki, sevgisi nereden bilmiyorum
bilmiyorum diyen kim, onu da bilmiyorum
şaşırıp kaldım, düşünceler sardı beni
hayretler içinde kaldım şaşkına döndüm
yirmi kez Kabe'yi döndükten sonra fark ettim
sırrımın kucakladığı bir aşkı dile getirdim
kimi seviyordum, tanımıyor, adını bile bilmiyordum"

İlk aşkın acısı Gezgin'i hayret vadisine doğru sürüklemişti."

Sadık Yalsızuçanlar / Gezgin, Durak III

***

Hepimizin onun içimize, kendi özelliklerinden koyduğu en'i var.
Anlayamadığım; niye bu en'e aşk diyoruz ki?
Niye bu en'i aşk ediyoruz ki?

Belki bana düşen temaşa etmek,
O'nun azametini fark edip, şaşırıp, ürküp, mest olmak.
Şaşmak demek, aşk mı demek?
Korku demek, aşk mı demek?

benim aşk'ım böyle, budur da değil,
belki bana düşen, aşk değil.

Kahhar verdi, Cabbar koydu belki.
Bana düşen, bir göz hayreti belki.
Bana düşen, öd patlaması belki.

Aşk kelimesine takıntım yok,
Her en'e aşk denmesine takıntım var.

2012, Şubat 15

Şubat 12, 2012

ZM / Ruh Evinden Tasvirler

yağmur ya da karın yağdığı zifiri bir gecede,
ateşin ya da mumun sarı ışığıyla,
keşf kitapları okumak.

bir köşede, yatakta gibi büzülerek,
anne karnında gibi,
mezarda kormadan uzanmak gibi.

işte ruh evimin tasviri.

mal olmasa,
mülk olmasa,
bedenimin hammaddesi kaygım olmasa,
aşk olmasa,
gururum olmasa.

olmasın, olmasın..

aklım şaşmasın,
bedenim kaymasın,
nefsim coşmasın.

sadece uçsun,
ruhum uçsun.

dünyada bundan daha güzel ne olabilir ki?

ruh evimde,
yalnız,
kulağıma seslerle,
yağmurla,
sarı ışıkla,
mumla,
hırssız ateşle,
okurken, düşünürken;

yaşayacağım daha güzel ne olabilir ki?
ne olabilir ki?
kim olabilir ki?

hangi kudret, güç, aşk, haz bundan daha güzel olabilir ki?

olamaz ki..

***

madem evin bu, burası,
kapıya çıkmaktan, misafirliğe itmekten, aç, güçsüz kalmaktan neden korkasın ki?
neden korkasın ki?

korkma!

"kapı açık, gir içeri.
 kapı açık, gir içeri
 kapı açık, gir içeri"*

***

2012, Şubat 12
by Lilium.

* (düş sokağı sakinleri, ölümler)

Özüyle Zeynini Zayi Etti Aynada

Şubat 09, 2012

ZM / Sonu Hiçliğe Varıyor Her Şeyin



Isao Tomita / Vocalise

*

...
sabahın erken saatleri. laptobu abimin odasından getirmeye üşenmeyecek kadar uyanığım. vocalise çalıyor. bunu duymak içindi tüm uğraşım. uzun zamandır konuşma güçlüğü çekiyorum. kafam dolu, karışık. sana bile yazamıyorum. ama bu olanın en iyisi.

hiç aitlik sıkıntısı yaşadın mı? ya da bir ruh sancısı. ben bunlardan kurtulamıyorum biliyor musun? tanıdığın kişiye o kadar uzağım ki. söylediğin ve cevap vermem gereken sözler öyle uzak ki bana. samimiyetle söylüyorum bu benim sorunum. bunları neticeye ulaştırmak için yazmıyorum.

sonu birşeye bağlanmayacak, sana verecek bir anafikrim yok. beni çözmeye çalışma olur mu, çünkü bunların hiçbirinde neden-sonuç ilişkisi yok. ve sorunların getirdikleri de değil.

sadece oyalanmışım. hani herkesin vardır, onu içine çeken birşeyler. işte o şeyler beni etki altına almak istiyor şu an. hastalıklı yazıyorum değil mi? korkma gayet sağlıklıyım ya da öyle olduğumu düşünüyorum.

bu müzik. yeni versiyonunu buldum, bu daha da sancılı. öyle güzel ki.

ruh. bu kelime duyduklarımın en iyisi. birini etkilemek isteseydim içinde kesinlikle kullanırdım cümlemin.

herkesin, mutlaka bir hayali vardır değil mi?
...

...işte böyle, aitlik sıkıntısı. sana anlatamam kendimi. yanlış anlama, karmaşık öyle derin olduğumdan falan değil. sonu hiçliğe varıyor herşeyin. bu beni ürkütüyor.

bana bir oyalamaca lazım. kendimi birşeylere vermeliyim. ruhumu oyalamalıyım ki rahatlayayım. Allah'ım, şükürsüzlük değil bu. maddeyi geçtim. sevineyim mi, üzüleyim mi bilemedim.

*

2008, eylül 22.

Şubat 06, 2012

Din & Laiklik & Sekülerizm

Din - Laiklik

birbirine mesafeli davranan, saygı kılıfını kullanan ama içten içe iki tarafın da birbirinden haz etmediği
insanlar gibidir.

Laiklik - Sekülerizm

laiklik sekülerizmle abartılmadığı sürece, din'in laikliğe anlayış gösterdiği karşılaştırmadır.

Arkadaş vs. Dost

A
arkadaşlık - arkadaş

i.
arkadaşlık mekanın bir getirisidir, benzer bir yaşantıyı, kaderi ve zevkleri paylaşmanın getirisidir.
ii.
ortak zevk gevezeliği yapan oluşum.*

D
dostluk - dost

i.
dostluk ise farklı yaşam ve kaderleri birleştiren, birleştirmeyi seçen ruhların seçimidir.


-dost içerlemesi, iç kızması neticesinde-

Ocak 31, 2012

Aynaların Yüzümüze Karşı Söylediği Yalanlar

Aynaya nasıl yansıdığını bırak
Ayna olmadan nasılsın ona bak
Kaç yüz aynaya bakmadan güzelim diyebilir
Kaçyüz bin aynaları yansımalar diye, bilir
Hangi yansıma bana sensin diyebilir?
Bu kan, sima sensin diyebilir?
Aynaya nasıl yansıdığını bırak
Ayna olmadan nasılsın ona bak

2012, ocak 31

Ocak 28, 2012

ZM / Nefsle Yapılan Gevezelikler

Kurulu bir düzene doğuyor milyarlarca insan. Keşke tek doğsak. Hür doğsak. Doğuştan getirdiğimiz her şey algılamamızı güçleştiriyor. Zaman kaybettiriyor. Öyle çok meşgale, öyle çok icat var ki, hepsi asıl soruları sormayı geciktiren gündemler oluyor.

***

Bir bebek.

Uyuyacak. Büyüyecek. Tıpış tıpış yürüyecek. Okula gidecek. Karneleri beş getirecek. Öss ye girecek. Üniversiteye gidecek. Ortamlara akacak. Aşık olacak. İşe girecek. Evlenecek. Bir türlü soramadığı, soru sormanın aklına bile gelmediği soruların, sorunların içine, içinde, çocuk dünyaya getirecek.
Sürüp gidecek, süre gidecek.

***

Doğayla tek kalsa her insan. Herkesin tek başına yürüyüş yaptığı yollar, vadiler, duraklar olsa.

***

Off.

***

“Bütün bir kâinat muşamba dekor
Bütün bir insanlık yalana teslim.”
Necip Fazıl

Belki de haklı Necip Fazıl, belki de herkes kendi dışında her şeyin dekor olduğu bir oyunda.

***

ne seyircisiz, ne alkışsız, ne münzevi benim oyunum.
Tek başıma hüküm sürdüğüm krallığımın senaryosu elimde, aynaya bakarak ettiğim repliklerimle ne aciz, ne bariz benim oyunum.
“benden ısrarla nefsimi ıslah etmemi istediler
  nerde bende o göz
...
vazgeçer miyim ömrümü adadığım diktatörlükten
olacak şey mi bu hiç olur mu?”

İsmet Özel

***

Kendi nefsine dertlenen, kendi nefsine söylenen bir zibilim en fazla.
Farkına vardığım tek şey, hiç’e yaklaştığım. Çünkü öyle çok, öyle bok ki her şey.  
Hazımsızlık dışında hiç’ten yolumu dönürecek bir meşgale yok şimdilik.

***

“Cehennem başkalarıdır”
Sartre

Başkaları, başkaları. Off başkaları.

Kral olma düşü kuran, bir keresinde kurmuş olanın kaderinde savaşmak vardır.
Ama bak her yer küçücük krallıklarla dolu. Mini minicik devletciklerle.  Onlardan biri, içlerinden biri olacaksın en fazla.
En olmadıktan sonra, eşsiz olmadıktan sonra savaşmanın ne anlamı var? Kazanmak en olmak için çünkü. Krallık en için, eşsiz için çünkü.

O zaman bırakıyorum. Bırakmalıyım. Bıraksam artık!

***

Kendime attığım nutukta bile başkalarının imzası var.
Baksana, bıraksana artık.

***

2012, Ocak

Ocak 23, 2012

Ali Şeriati / Dua



teşekkürler Znn.

Yalnızlık Sözleri, 302

***
hiçbir şey söyleyemem, hiçbir şey hakkında hiçbir şey yazamam.
anladığım şey beni sessizliğe mecbur etti.
yokluğun sonsuz fezasına giren,
hayali bir kuş gibi hissediyorum kendimi.
***

Ali Şeriati / Yalnızlık Sözleri
(syf: 302)

Ocak 17, 2012

Kibr Zedesi

yutkundu.
sesi ayarlamak için.
yönü değiştirdi.
cümle kurdu.
bok oldu.

içinin takati bitti.

2011, ocak

Ocak 10, 2012

Yavuz Bülent Bakiler / Yağmur Güzeli

...
Gel, diyorum duymuyorsun beni bir türlü
Seni böyle hayal meyal yaşamak çok zor
...


Cadde cadde, sokak sokak
Sayıklar gibi dolaşıp seni arayacağım


Beni bir köşe başında ağlıyor bulacaklar
Saklamak zor olacak, çaresiz kalacağım
Seni sevdiğimi anlayacaklar

...

Ocak 07, 2012

ZM / Matruşka

***
tanrıyı ilk reddedişte zincirlerden kurtulma durumu vardır,
çünkü varlığı sorgulanmamıştır, birilerince, kültürle dayatılmıştır, öğretilmiştir.
bunu fark edip tanrı yı "göremeyen" insan,
kendini kötü bir geleneği fark edip, kestirip attığı için özgür ve bilinçli hisseder.
bu özgürlük kişiyi "bir yaşamlık unutuş"a veya tuhaf bir boşluğa iter.
mutlu, başarılı, aşk dolu güzel bir ömür de yaşayabilir, tüketebilir tabi.

tanrıyı ikinci kez reddedişte, isyan vardır, "adalet"i sorgulama vardır. neden, niçinler vardır.
feylesoftur, okumuştur, yazmıştır.
beşeri aklının kıstaslarıyla "düzen"i eleştirme durumu vardır.
anlayamadığı düzeni kuran(!)a karşı içinde öfkesi vardır.

tanrıyı üçüncü kez reddediş, kanımca kafir fıtratına meyilli olma durumundandır.

matruşka gibi, sıra sıra, idrak düzeyine göre kendini gösteren,
birbir ismi olan,
Allah.

sana yok diyorlar,
hiç olmadı diyorlar,
off, umrumda değil.
hepsi hepsi duvarda bir tuğlalar.

bir yaşamlık ömürleri olan mahluklar her biri.
ölünce görecekler.
***

Ocak 03, 2012

Kaç Yol Vardır Üzerine

Maruf ek Kerhi Hz;
hakikatleri almak, halkın elindekilerden ümit kesmek.

Cüneydi Bağdadi Hz;
Allah'ın seni sende öldürmesi, kendisi ile dirilmesi.

Ebubekir Şibli Hz;
karşılıklı sevgi ve dostluk.

Ebu Sehl es-Su'luki Hz;
itirazdan vazgeçmek.

Ebu İshak Kazeruni Hz;
iddiaları terk etmek, manaları gizlemek.

Ebu Necip es-Sühreverdi Hz;
başlangıcı ilim, ortası amel, sonu O'ndan gelen hal.

.
.
.

"nefs adedince"

"sen hala bizim yaptıklarımıza mı şaşırmaktasın?"

***
-Ya Rabbi, insanların gözündeki bu perde, düşmüş oldukları bu sapıklık da ne?
bu akıllarına rağmen nasıl oluyor da velilerin yanına gelmiyorlar.
en akıllıları, en zekileri inkara düşmüşler.
rüya mı görüyorum?

fakat bu rüya değil. işte ağaçların yanına gidiyorum. yemişlerinden yiyorum.
bunları nasıl kabul etmem?

öte yandan münkirleri görüyorum. bu velayet bahçesinden haberleri yok.
nasıl oluyor da milyonlarca insan,
o ağaçlardan ve meyvelerden(velilerden, mürşid-i kamillerden)
uzaklaşıyorlar?

...
-ey nurlu Dekuki!
sen hala bizim yaptıklarımıza mı şaşırmaktasın?
***

Tahirül Mevlevi, Şerhi Mesnevi

Bilgiden Nemalanmak Üzerine

***
arılar mürşide benzer, tellallar ise sineğe benzer.
sinek nerede güzel gördü ise onun üzerine konar.
tellal olan kişi evliya sözlerini halka satar. kendisini insanlara veli gösterir.
allah dostları yanında bundan daha aşağı mertebe yoktur.

şu halde tellallık kendine izzet biçmektir.
bu da kamil mürşidlerin yanında en küçük makamdır.
***

M. Ildırar / Veliler Nasıl Terbiye Eder?

Aralık 30, 2011

Mahluk

Niçin’i olan varlığa mahlûk denir.

.: hançer gibi keskin, çiçekler gibi ince :.


Ey sen ki kül ettin beni onmaz yakışınla,
Ey sen ki gönüller tutuşur bir bakışınla!
Hançer gibi keskin ve çiçekler gibi ince
Çehren bana uğrunda ölüm hazzı verince
N. Atsız
"m" ye.

Sayıklama

"tir tir endişe akıyor damarlarımdan."

"hasta olmam yardım istediğime delil değil mi?"

"içimdeki eziyet yüzümden fışkırıyor, ayan ediyorum kendimi."

"-biliyorum sevmiyorsun bu cümleyi-
ama beni unutma Allah'ım,
beni bir köşede bırakma."

2011 / Aralık

Evren Bizim Zindanımızdır

evren bizim zindanımızdır.
ona hakim olduğumuzu söyleriz, aslında onun kayıtsızlığından faydalanırız.
biz; bir şeyin içindeki bir şey değiliz, bir şeyin içindeki bir hiçiz.
bizi çevreleyen şeylerle hiç bir ilişkimiz yok.
dünya da ay gibi yaşamaya elverişli değil.
yeryüzü gerçek evimizmiş gibi kendimizi kandırıyoruz.
çünkü gidecek yerimiz yok.
yeryüzü ancak delilere ya da kahramanlara uygun bir yer.
belki de çıkış yolu geriye dönmek, yeniden enerjiye dönüşmek.

*

insan olana gurur fazla gelmez.

*

gerçek şu ki; ruhunu lekeleyenler
mutsuz olacaktır.

***

Derviş / Ferzan Özpetek'in Filminden

Non, Je Ne Regrette Rien



La Vie En Rose
Marion Cotillard (Edith Piaf) / Non, Je Ne Regrette Rien

Aralık 23, 2011

Münacaat

İlaç milaç bok püsür
Şuramda bir şeyler var
Sahiden bir şeyler var
Haykırmadan anlatamam

Böylesine dagınık olmasın duyularım(n)
Yırtıyorken kendimi
Yankılanmak için sana

Turgut Uyar

Aralık 15, 2011

Bab-ı Aziz*

"Bu dunyada herkesin tamamlamasi gereken bir gorevi vardir. Bunu unutmadigin surece digerleri cok da muhim degildir. Ama bundan baska herseyi hatirliyorsan hicbirsey bilmiyorsun demektir."

Bab-i Aziz'den

Aralık 12, 2011

Zahid

Gencligimin en guzel yillarini gecirdigim kirsal hayatin yalnizligi, kendimi tamamen verdigim iyi kitaplarin incelenmesi, sevecenlik dolu duygulara olan dogal egilimimi daha da guclendirerek beni Fenelon tarzi bir sofuluga itti. Inziva icinde derin dusuncelere dalmak, dogayi incelemek, evren uzerine dusunmek, yalniz birini surekli olarak her seyin yaraticisina dogru atilmaya, gordugu her seyin amacini, hissettigi her seyin nedenini hafif bir merak duygusuyla arastirmaya zorlar. Yazgimin beni dunyanin bas dondurucu seline firlatip atmasinda beri, yuregimi bir an olsun yatistiracak bir sey bulamadim. Yitirilen tatli bos zamanlarim icin duydugum uzuntu beni her yerde izleyerek, bana mutluluk ve onur verebilecek her seye karsi bir ilgisizlik ve tiksintiye yol acti.

 J.J.R / Yalniz Gezerin Dusleri, Ucuncu Gezinti

Aralık 10, 2011

J.J.R / Yalniz Gezerin Dusleri'nden

Beni ikna edememis ama huzursuz etmislerdi. Ileri surdukleri savlar, beni ikna edemese de sarsmisti. Bu savlara karsi iyi bir yanit bulamiyordum ama boyle bir yanitin bulunmasi gerektigini sezinliyordum. Kendimi hatali olmaktan cok, yeteneksiz olmakla sucluyordum ve yuregim onlara aklimdan daha iyi yanit veriyordu.

Sonunda kendi kendime dedim ki; bu agzi iyi laf yapan baylarin, hararetle baskalarina kabul ettirmeye calistiklari, kendilerine mi ait bilemedigim safsataci felsefeleriyle sonsuza dek beni bocalatmalarina izin verecek miyim?

Aralık 06, 2011

Kafam Bal Yapamayan Arı Kovaniydi Çünkü

Delirmek icin kendini yirtiyordu. En sonunda delirecek kadar zeki degilim dedi. En zeki adamlarin deli oldugunu bilebilecek kadardi zekasi. O halde bana dusen akilli davranan bir vasat olmak dedi. Mutedil de olamadi. Bir akilli bir budala yoluna devam etti.

2011, Aralik

Kasım 28, 2011

Cazibeli Ağızların Kof Fikirlerine


52- (Ey Muhammed!) Biz senden önce hiçbir elçi ve hiçbir peygamber göndermedik ki o bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun arzusuna şüpheler karıştırmasın. Bunun üzerine Allah şeytanın karıştırdığı şüpheyi giderir. Sonra da Allah, âyetlerini tahkim eder (güçlendirir). Allah Alîm'dir (herşeyi bilir), Hakîmdir (Hikmet sahibidir)


53- Allah, şeytanın karıştırdığını, kalblerinde hastalık bulunan ve kalpleri kaskatı olan kimseleri sınamaya vesile kılar. Zalimler şüphesiz (haktan uzak) derin bir ayrılık içindedirler.


Hac (52-53)


Kasım 24, 2011

Ayn Rand / "Güç"

***
-Neden Roark'u öldürmek istiyorsun?
Onu öldürmek istemiyorum.
Onu kodeste, parmaklıklar arkasında,
yenilmiş görmek istiyorum.
Ne söylenirse yapacak.
Ne söylenirse yapacak.
İtaat edecek. Emir altında olacak.
 - Ellsworth, neyin peşindesin?
Gücün.
 -Gücün ne olduğunu sanıyorsun?
-Kuvvet? Silahlar? Para?
Ruhlarını ele geçirmeden
insanları kölelere çeviremezsin.
Kendi başlarına düşünme ve
hareket etme yetilerini öldürmelisin.
Birbirlerine bağlayıp,
boyun eğmeyi...
...birleşmeyi, anlaşmayı,
itaat etmeyi öğretmelisin.
Böylece boyunlarına
tasmalarını takabilirsiniz.
 -Ellsworth.
Yıllardır attığım nutukları dinliyordun
ama işittiğini anlayacak...
...kuvvetin yoktu.
Neden mükemmelliği eleştirip seninki gibi
vasatlığı övdüğümü sanıyordun?
Mükemmel insanlara hükmedilemez.
Neden özveriyi anlatıp duruyordum?
Eğer bir insanın kişisel değer
duygularını öldürürsen, itaat edecektir.
***

Ayn Rand / The Fountainhead 

Kasım 22, 2011

Cahit Zarifoğlu / Başım Eğik Dilim Kapalı Gözler Kançanağı Anlamında

asrımızın zarif düşünceli gençlerinden biri
kederli elini
temiz alnına koyarken fikretmek için 
...


...bildim sensin sen sen diri diri diri şahım
diri şahım diri diri
dirilt alemi alemi alemi alemi

...elim dizlerime vur kalk
...yumruklar dizlere vur vur
ama ben ama ben ama ben ama ben

korku gerek tenlere etim kalbur
deşer bakışın kıyar da kıyar
korku gerek reca gerek

yanlış anlaşılmış olabilir
sesini duyuyorum kendimin / kelimeler kendinden emin değil

yanlış anlaşılmış da olabilir
aklım başımda mi! değil

...ama söyle olmuşsa yüzüme karşı söyle neyi inkar ettim

dilediğim en güzel hayat
çöplerin içinde rüya aradım
düştümse eğer sana bakarken düştüm
 
...
mahşerinde uyanacaksın
ağzının
korkuyorum o nedenle
başım eğik
dilim kapalı



Kasım 14, 2011

Kabala'nın Gücü / Kabala'nın Oyuna Ait 12 Kuralı

1. Okuduklarınız tek bir kelimesine bile inanmayın. Öğrendiklerinizi bir deneme sürüşüne tabii tutun.

2. İki temel gerçeklik vardır: Karanlık olan yüzde 1 dünyamız ve yüzde 99’luk ışık alanı!

3. İnsanların yaşamda gerçekten arzuladığı her şey manevi Işık’tır!

4. Hayatın amacı tepkisel bir varlıktan proaktif bir varlığa yapılan ruhsal dönüşümdür.

5. Dönüşüm anımızda, yüzde 99 alanı ile bağlantı kurarız.

6. Asla –ve bu asla demektir- suçu diğer insanlara veya harici olaylara atmayın.

7. Tepkisel dürtülerimize direnmek kalıcı Işık’ı yaratır.

8. Tepkisel davranış yoğun Işık kıvılcımı yaratır, ama eninde sonunda uyanışında geriye karanlık bırakır.

9. Engeller bizim Işık’la bağlantı kurmamız için fırsatlardır.

10. Engel ne kadar büyükse, Işık potansiyeli de o kadar büyüktür.

11. Meydan okumalar karşı konulmaz olduğu zaman, kesinlik aşıla. Işık her zaman ordadır!

12. Başkalarında bulduğunuz tüm olumsuz özellikler, yalnızca sizin kendi olumsuz özelliklerinizin bir yansımasıdır.

Ve sonunda, nihai olarak;

Komşunu kendin gibi sev. Geri kalan her şey sadece yorumdur. Şimdi git ve öğren.

Yahuda Berg / Kabala'nın Gücü'nden

Kasım 11, 2011

2010, eylül 29 / "muhasebe"

...
ben yaşadığım, ömür sürdüğüm bu dünyayı sevmiyorum. yanımda gürültülü bi şekilde sakız çiğneyen kızı sevmiyorum. okulu sevmiyorum. bazen gördüğüm suretimi sevmiyorum. sorunlu sosyal ilişkiler yaşadığım insanları sevmiyorum.
ben çoğunlukla sevmiyorum.

çünkü içlerine dahil olamıyorum. hükmedemiyorum. bir işe yarayamıyorum. bu gün derste bi hoca hayatla savaşmayın dedi, çünkü onun doğal bir akışı vardır. belki tevafuktur. çünkü ben hep bunu yapıyorum. onun akışını artık sönmeye başlamış mücadele gücümle değiştirmeye çalışıyorum.
olmuyor.

varlığı hiçbiryerde değişmeyen birşey olmak istedim ben. oysa suyum, havayım ve ateşim.
hiçbir beşerden etkilenmemek üzerine kurdum gururumu. ne tuhaf, en çok burdan yara aldım.

kimseye yenilmesem, hiçbir beşeri kıyasa taraf olmasam.
sadece, var olsam.

birkaç gün önce B. nin dediği ve bir zamanlar benimde içimde cümle haline gelmiş söz geldi aklıma. evet, birşeylerin verilmesi lazım. bunu verecek tek varlığın nasip perdesiyle vermesi lazım. istek ve talep etmek yetmiyor.

ne yapmam gerekiyor? bunu gerçekten bilmiyorum. az sonra ders var, ona girmem lazım. ama biliyorsun ya şimdiden kusma emareleri başladı.
bulantım, kaygım ve bitkinliğimle,
şimdilik hoşçakal.
Kütüphane'den

.: beautyland :.





Tablolar; Pino Daeni

Kasım 10, 2011

Meşk'in Müziği


Sami Savni Özer / Allah Ya Allah


***
Buldu hep derdine dermânını canlar bu gece
Nura garkoldu bütün kevn-ü mekanlar bu gece

Âşıkın kalbi bu gün seyr-i cemâl alemidir
Buldu Leylasını Mecnun, coşar ağlar bu gece
***

Kasım 09, 2011

Bab-ı Aziz'den

***
Havadaki ve çöldeki bütün zerreler

İyi bilin, onlar sanki deliler

Her bir zerre mutlu ya da mahzûn

Hakkında hiçbir şey söylenmeyen güneşe tutulurlar
***

Kasım 08, 2011

Bedri Rahmi Eyüpoğlu / Sitem

Önde zeytin ağaçları arkasında yar
Sene 1946
Mevsim
Sonbahar
Önde zeytin ağaçları neyleyim neyleyim
Dalları neyleyim
Yar yoluna dökülmedik dilleri neyleyim
Yar yar... Seni karasaplı bıçak gibi sineme sapladılar
Değirmen misali döner başım
Sevda değil bu bir hışım
 Gel gör beni darmadağın
Tel tel çözülüp kalmışım
Yar yar... Canımın çekirdeğinde diken
Gözümün bebeğinde sitem var

Kasım 04, 2011

Gole Yakh; Ice Flower

the sadness has made a nest in your beautiful eyes (it's always there)
the night has made a home in your black hair
your two black eyes are like my nights
the blackness of your two eyes is like my sadness
when the spite comes down of my eyelashes, it becomes a rain
the sadnesses like a flood has ruined my improvments
when u stay with me
the wind takes my lonlyness
my two eyes has rained in the night
the spring few out of my hands
the ice flower is grown in my heart
i'm too alone in my room
O' the one who has blossomed in this age
how can i sing? my youth has gone
and my voice has gone (i have no more the youth and the voice to sing)
the ice flower is grown in my heart

Ekim 24, 2011

Olivier Bernet / Gole Yakh; Ice Flower

3 - III - Üç

"Bu inancı benimseyenlerin sayısı 'üç' kişiye ulaşınca, o inancın bizzat kendisi onlara şöyle der, 'siz şimdi bir cemaatsiniz, bağımsız bir İslam Cemaati. Bu inancı benimseyen ve bu inancın temel değerlerini üstün saymayan cahiliye toplumundan ayrılmış bir cemaat."

Seyyid Kutup / Tevhit Daveti'nden

Ekim 16, 2011

Kaybetmekten Korkmamak İçin

Ruhun sığmıyor ki tam içine
Tutup hapsedeyim, seni, içime
Ruhunu ruhumun dostu görünce
Mezarın korkusu düşüyor içime

2011, Ekim 16

Ekim 09, 2011

ZM / Ağır Ağır Çıkacaksın Bu Merdivenlerden

Bıktım merdivenlerden. Ömrüm üst basamakların hevesiyle geçiyor. Kimin merdiveni yok ki. Hepimizin merdiveni, tükenmek bilmez basamakları var ya.
 
Ne önemi var basamakların, geride bırakmanın.  En tepeye çıkmadıktan sonra ne önemi var. Ne önemi var, bir iki basamak arkada bırakmanın.

Aptal bir merdiven tırmanışı hayat. Kazanmak da kaybetmek de basamaklarla ilgili. Bu yüzden kimse basamakları sevmez. Herkes çıkarken yaşadığı kazanmışlığı sever.

En tepeye çıkmadıktan sonra adım atmayı neyleyeyim. Hiç bitmeyecek ki basamaklar, hiç bitmeyecek ki. Merdivenin başı görünmüyor ki.

Daha güzeli görünce sönen heyecanı neyleyeyim
Birinci olamadıktan sonra kazanmayı neyleyeyim
Herkes farklı olmak isterken, eşsiz olmayı neyleyeyim

Bulduklarım boşluğa düşürüyor içimi.
Gördüklerim donuklaştırıyor bakışlarımı.
O zaman basamağın başında, hiçbir şey dilemeden durmayayım da neyleyeyim.

2011, ağustos

Münir Nûreddin Selçuk / Dertliyim Rûhuma Hicrânımı Sardım da Yine

Ekim 06, 2011

Kuple

"bir ömür harap oldu, onu bilmiyor leyla.."

Sadettin Kaynak / Üzgünüm Leyla'dan

Ekim 01, 2011

Ruh Gezintisi

Tacı yıldız ece'den, izin alsam gece'den
Yürüsem gitsem sesinden, bir sayhanın peşinden

Sayha bana bağırsa, sayha beni çağırsa
Ümidiyle dolar gözüm, o gün yağmur yağarsa!

Yüzüne baksam aşıktan, yüzü pür-i ışıktan
Baksa bile mahsustan, içim çıkar mahpustan

Nazarı beni bayıltsa, azarı beni ayıltsa
İçim çıkar hevadan, ışk'tan gelen devadan

Patlar ödüm karadan, içim kanar yara'dan
Ne çıkar, nihayet ışık çıkar kara'dan

2011, Ekim 1

Eylül 28, 2011

Ali Şeriati / "biz yoklukta uçan hayali kuşlarız"

***
bazen tuhaf bir hastalığa yakalandığımı hissediyorum. psikologum bana "derdi yüceltme" hastalığına yakalandığımı söylüyordu. mazoşizmin bir türü.
...

bu aciz, dertli ve seyirci insana sadece bir şey ilgi duymaktadır.
isyan, başkaldırı!

isyan! evet, senin reçetede yazıp, rahat etmek, sinirlenmemek, insanlarla ve zamanla uyuşmak, diğer insanlar gibi mutlu olmak, dertsiz ve belasız yaşamak için uzağa atmamı söylediğin şey.

mektubunu okuyunca aniden kalbimden şöyle geçti,
Allah'ım bu dünyada ben ne kadar yalnızım!

ben gözlerimle görüyorum ki varlığımın tek delili isyandır. Descartes'in düşündüğünün tam tersine, düşünmenin varlığın delili olmadığını anlıyorum.
hissetmek de varlığın delili değildir, var ama çok zayıf, boş ve değersiz bir derecede.
Camus doğru söylüyor, "isyan diyorum o halde varım."
ben dalgayım. Filozof İkbal'in "eğer gidiyorsam varım, gitmiyorsam yoğum." 

bir gece uykudan uyandım, adeta gaybi bir mesaj bu sözü kalbime vahyetti.
"biz yoklukta uçan hayali kuşlarız."

manasını uzun bir süre sonra anladım, ruhunu şimdi hissediyorum.
o halde biz neyiz?
hiçbir şey.
yoklukta bir hayal.
***

Yalnızlık Sözleri, 47. Bölüm'den

Ali Şeriati / "seni çok iyi tanıyorum"

***
Tanrım! ben seni çok iyi tanıyorum,
Sokrat'tan daha iyi,
Aristo'dan daha iyi,
Pascal'dan daha akıllıca,
Şems'den daha bilgece,
İbn-i Sina'dan daha aşıkane,
Mesih'ten daha hekimce...
***

Yalnızlık Sözleri I
(syf: 341)

Eylül 25, 2011

Yalnızlık Sözleri, syf: 134

"çalışma odam küçük ama dolu bir dünyaydı. küçük ama benim odamdı.
sadece benim oturduğum, benim sultan olduğum ve benim hükmettiğim, benden başka hiçkimsenin giremediği bir dünya.

benim için yaratılmayan bu büyük dünyada,
kendim için yarattığım küçük bir dünya."