Mayıs 22, 2012

ZM / Ruh Ütüsü

Açıklanamayan asabiyetin neden olduğu garip tavırlar toplamı. Galiba takıntı, en azından benim takıntı tanımım bu.

*

İlk ne zaman peyda oldu bilmiyorum ama mavi önlüklü zamanlarıma kadar gidiyor. Güzel ve “düzgün” yazma şeklinde baş gösterdi ilkin. Harflerin biçimlerinin göz estetiğimin sempatisini kazanması öyle önemliydi ki, defterin sayfalarını anlık bir sinirle yırtıp attığım çok olmuştur. Ciltlenen defterlerin tükenmez ya da pilot kalemle “etiketleri” atılırken elimin stresten harfleri biçimsiz, yamuk yamuk yazdığı da çok olmuştur.

Sonrası, yüzde malum olan memnuniyetsizlik. Garip bir huzursuzluk.

Bu “düzgün” yazma sıkıntısından hala tam kurtulamadım. Ne zaman derste not tutmanın –sayısal derslerde bile- anlamsızlığını(!) fark ettim, o zaman rahat bir nefes aldım. Yazımı kontrol etme arzusunun kalemi sıpsıkı tutma şeklinde tezahür ettiği parmak ağrılarından geç de olsa kurtulmuştum. Kafam kadar boştu defterlerim.

Ohh.

*

Mükemmeli bilmenin ama asla o’na sahip olamayacak oluşun yarattığı bir huzursuzluk bu. Hiçbir zaman geçmeyecek bir huzursuzluk bu.

*

Giyinirken de çok olur. “Hiçbir zaman içinde tam rahat edemediğiniz  bedeniniz“ de rahat bırakmaz sizi. Elbiselerinizin bir tarafı hep iğreti durur.

Mavi önlüğümün kemerini, önlüğün üzerine aynı kumaştan eklenen o kemerini, karnımı ağrıtacak kadar sıkışım geliyor aklıma.

Huzursuzluğun zaptı, kontrolle olur çünkü. Estetik müptelası beşerlerinin “müdahalelerine” empatiyle yaklaşıyorum şu an.

*

Aynadaki yansımama en sinirli zamanlarda attığımız gülüşlerden birini hediye ettim yine bu gün. Ütüyle özenerek açıyorum kırışıkları geçiyor ama içimdeki bu huzursuzluk, bu bedeni “de” olan huzursuzluk geçmiyor bir türlü.

*

Madem takıntıları taktık bugün kafamıza, düzelim peşpeşe incileri.


İşte benim incilerim;

·         Satır altı çizerken, çizgilerin düzgün bir şekilde ilerlemesi.

·         Pantolların dizkapağı dolaylarındaki pörsümüşlüklerinin, her kullanım sonrası ütünün yüksek buharına maruz kalması.

·         Lise bire kadar başarıyla devam ettirdiğim diğer takıntım ise, defterlerimin üzerine nakşettiğim yazılarımın düpdüzgün ve güpgüzel yazılması.

·         12 yaşına kadar devam ettirdiğim, bildiğim tüm duaların ailemdeki tüm bireylere belirli bir sıra gözetilerek ardı ardına okunması.(dua anlayışımda önemli değişiklikler oldu ilerleyen yaşlarımda)

·         14 yaşında artık oynamayı bırakayım(!) dediğim barbie, sindy(markaları bunlar değildi) bebeklerin, kardeşimle ellerimizle diktiğimiz küçük elbiselerinin dikişlerinin minicik ve düzgün olması.

Mayıs 19, 2012

ZM / Müziğin Ruha Eşlik Ettiği Danslar Üzerine

Bana göre en üst sanat olan müziğin, vücutla oluşturduğu ahengin adı dans etmek. Bugün canlı müziğe gittim. Hopalı, gözlerinde ışıklar olan bir arkadaşımla. Müzikler Karadeniz uşaklarının ezgileriydi. Birkaç tanesine iç sesimle eşlik ettim.

*

Gözlerinde ışık olan arkadaşımın ince bir sesi var, şarkıların hemen hepsine mırıldanarak eşlik ediyor. Ben kavuşmuş kollarımla karanlık atmosferin içine dahil olmaya gayretleniyorum.  Kültürünün karakteristiğine hevesleniyorum. Şarkılarının fazlalığını, çalgılarının ruha dokunan ince, kasvetli seslerini kıskanıyorum.  Ne güzel diyorum, sisin ve çığırtkan yeşilin bu insanları. Tulumları, öfkeleri ve hıphızlı neşeleri.

*

Yazıya dansı çağrıştıran bir başlıkla niyetlendim, konu dağılmasın. Dans diyordum. Bana göre sanatın en üst biçimi olan müziğin en fazla alt başlığı olan dansı diyordum.

*

Dansa eşlik etmesi gereken bir kelime var illa; Ahenk. Vücudun ahenkle hareketlenmesi.  Öyle önemli bir kelime ahenk işte. Dans’a eşlik etmesi gerek.

Olmazsa, vücudunu sallayan insanları seyredersiniz çünkü. Vücut sallanmasına iner dans. Hazzın aşırısı erotik havayla birleşirse de bayağı seyredilemez kalır dans. Ruha ağırlık verir, ruhu acıtır. En iyisi dıştaki sesin, vücuttaki yansıması olsun ve ahenkle salınsın dans. Ne kaba ne de ayıp olsun.

*

Hopalı arkadaşım horona girdi. Uzaktan ona bakıyorum. Ölçülü oynuyor diyorum. Beğeniyorum oynayışını. Bana sen de gir diyor. O’na bir figür bile bilmediğimi söylüyorum. Doğruyu söylüyorum. Fiziksel inceliğin dansa yetmediğinin canlı kanıtıyım çünkü. Ahengin zerresinin bedenime etki etmediğinin de.

Ama ruhum dans edebiliyor. Ruhum etkisi altına girdiği her müzikle dans edebiliyor. Ayakta ince bir sap gibi dursam da dans edebiliyorum ben de.

*


Darcy & Lizzy
Aşk ve Gurur’da Lizzy ve Darcy’nin dans sahnesinin ilhamıyla vurgulayalım, sessiz olmalı dans ederken insan. O sahnede gelsin gözler önüne, romantizme gitmeyen dans yazısı eksik kalır çünkü.

*

1 de, dansın ana başlığı olabilecek hal dili var. Bedenin bir durumla, bir duruma tenasüp olması. Namazı getiriyor aklıma. O’na sergilediğimiz hareketleri getiriyor aklıma. “çirkin” namaz tanımı düşüyor aklıma. Hızlı, estetikten uzak, otomatiğe bağlanmış hareketlerim geliyor hatrıma. Utanıyorum kabalığımdan.

*

Bugün canlı müziğe gittim. Akşamı kollarımı kavuşturmuş bir şekilde masada oturarak geçirdim. Vücudumu hiç hareket ettirmedim, sallandırmadım. Ama tüm ruhumla dans ettim.

2012, mayıs 18

Mayıs 17, 2012

Oscar Wilde Adındaki Bir Adam'ın Nasıl Olduğu ve Yaşadığı Üzerine

“Hayatımın en büyük dramı nedir biliyor musunuz? Ben bütün dehamı yaşamıma harcadım, eserlerime yalnızca yeteneğimi harcadım”

*

Yunan filozofları gibi Wilde da bilgeliğini yazıya dökmez, konuşmasıyla ve yaşamasıyla aktarırdı.

*

Wilde o zamanlar yalnızca yaldız uçlu sigaralar içen ve sokaklarda elinde bir ayçiçeğiyle dolaşan adamdı.

 *

Hiçbir zaman karşısındakini dinlemez, düşünce kendi düşüncesi olmadığı sürece onu hiç ilgilendirmezdi.

*

En ustaca öyküleri, en düşündürücü hicivleri, bu iki ahlakı yani Pagan natüralizmi ile Hristiyan idealizmini karşılaştırmak ve Hristiyan idealizmini anlamsızlaştırmak amacını taşırdı.

*

“Sanıyorlar ki” dedi Wilde “bütün düşünceler çıplak doğar. Benim ancak masallarda düşünebildiğimi anlamıyorlar”

*

“İki tür sanatçı vardır” derdi.  “Bazı sanatçılar yanıtlar, ötekiler de soru sorar. Bazı yapıtlar bekler, uzun süre boyunca anlaşılmazlar; bunlar henüz sorulmamış sorulara cevap getirenlerdir”

*

“Artık sanat eserinden kaçıyorum, artık yalnızca güneşe tapmak istiyorum”

*

“Benim görevim müthiş eğlenmek” diyordu.

*

“Mutluluk değil! Kesinlikle mutluluk değil. Zevk! İnsan her zaman en trajik olanı istemeli.”

*

“Dünyadaki en büyük, en güzel şeyin merhamet olduğunu anladım.”

*

“Hayır, dostum hayır; hepimiz aynı acıyı çekiyoruz.”

 *

“Şuraya yanıma oturun” dedi.  “Artık o kadar yalnızım ki”

*

Oscar Wilde, Beaux-Arts Sokağındaki sefil bir otelde öldü. Cenazeye yedi kişi katıldı, üstelik hepsi mezarlığa kadar gitmedi.


André Gide / 1901, aralık
De Profundis Önsözü’nden

Mayıs 09, 2012

Şerh Edilmiş Şarkılar II / MFÖ, Silmez Gibisin

"bir günah ardından bakıyor yüzün"

kibirden başka birşey olamaz herhalde ki, bir günah ardından demiş sözleri ardarda düşüren. öyle ki büyük demek, yüzün önüne geçmiş de tavır, bakan günah ardından bakmış.

"seni sevdiğime değmez gibisin"

şarkının ana fikri burada parlamış sanki. soğuk, buzdan bir kalbe, hırslanmadan, sakin, farkındaymış gibi her şeyin söyleyip geçiyor sadece. değmez gibisin. sevilmeye dahi değmeyecek birine.

"o kadar mağrur ki kupruku sesin,
 başını sen asla eğmez gibisin"

haklı çıkıyor fikrim. çünkü "o kadar mağrur"muş ki kupkuru sesi. ve kendinden başka kimseyi duymayacak kulakların yine kendine yankı yaptığı sözleri.

yenilip bu aşkı terketmek de var
günbegün gururu tüketmek de var
kaçarak saklanıp hükmetmek de var
hangisi olursa, gelmez gibisin

düşünmüş, kafa yormuş bir zihinde bir çare, bir çözüm olarak belirmiş ama gerçekle yüzleşince hemen sönmüş bir ışık gibi, yanıp sönüyor sadece acınası fikir.

unutmak gerekli başlamak için
başını göğsüne yaslamak için
günahı, günahla yıkamak için
gidersem affetmez, silmez gibisin

günahı günahla yıkamak. sözleri ardarda düşüren çözümü karşısındakine benzemek, belki de onun dilinden konuşmakta bulmuş ki, "günahı günahla" demiş. günahın günahla yıkanması ise, iki olumsuzun, bir güzelliğe varması herhal.

*

firavun nefsli, nemrut kalpli birine yazılmış, sakin sakin yazılmış, güzel şarkı.
öz'ü "değmez gibisin" olan hoş, naif ve bıçak gibi şarkı.

2012, mayıs 9

Mayıs 07, 2012

Savatage / Summer's Rain



Standing alone in a dream
Where nothing is real
But oh how real it feels
There were times I lost my way
I was alone, lost in a haze
Where are you now
I'll find you somehow

And do I stand alone
Like a fool out in the rain

Mayıs 02, 2012

ZM / Yusuf'u Kaybetmek



Yusuf’u kaybedene acınmaz. Nasıl acınır ki. Yusuf’u kaybeden hüznü bulur. Hüznü bulan hakikate yaklaşır. Hakikate yaklaşan fakr’a, acz’e düşer. Acz’e düşene acınmaz. Acz’e düşene merhamet edilir çünkü.

Kiminin Yusuf’u yoktur, kaybedecek dahi Yusuf’u yoktur. Öyle yoktur, yoktadır ki, hüzne bile düşemez, hasret bile çekemez. O’na düşen nedensiz bir gam’dır. Kabz’dır.

Yüzü Yusuf olan beşerler, gözleriyle ve sadece hüzünlüyken ifadesiyle Yusuf olan beşerler de var. Ama o kadar işte. Yüzleri Yusuf sadece, Yusuf değil hiçbiri.

*

Züleyha olmak isteyen kim. Yusuf’u arayan, aramak isteyen kim? Umrumda mı Yusuf sanki.

Bir gün bir güzelliğin hüznü çöker içinize de, anlık bir hissiyatla kaybedecek bir Yusuf’unuz olmasını istersiniz. Ne Yusuf’u, ne de Yusuf’u bulmayı istersiniz. Sadece bir Yusuf kaybedip, hüznünü yaşamak istersiniz.

Ama kaybedecek dahi bir Yusuf yoktur.

*

Züleyha olmak isteyen kim. Aşk’a düşmek isteyen kim. Bu kadar çok, boş, yok varken Züleyha olmak isteyen kim.

Hangi Züleyha karanlıktan, boştan, yoktan daha derin olabilir ki?
Hangi Yusuf kahrdan daha güzel olabilir ki?

*

Sadece, günlerden bir gün, bir an, bir güzelliğin hatırına, kaybedecek bir Yusuf’unuz olmasını istersiniz.

Ama anlarsınız sonra,

Ne Yusuf var, ne kayıp Yusuf.
Öyle ki yok Yusuf.

2012, Mayıs 2

Mayıs 01, 2012

ZM / Ben Arzu Etmemekten Başka Ne Arzu Ederim?

Resim; Francisco de Goya / Pişman Aziz Peter



Her gün milyarlarca kez yankılanan dualardan benimkisi de.

Niye bu kadar önemsetiyorsun dünyalığı bize?

Gerçekten ne istiyorum ben?
Bazı anlar, bazı şeylere güçlü bi arzu duyuyorum sadece.

Peki, gerçekten istiyor muyum onları?

(Başlık; Peyami Safa / Matmazel Noraliya'nın Koltuğu)

Nisan 28, 2012

Bi Kedi Gördüm Sanki

Simsiyah hayvanlardan oldum olası çekindim. Bazılarına ütopik gelebilir ama siyah hayvanların suret değiştirmiş farklı varlıklar olabileceğine dair batıl bir inancım da var.

Dün yine gezinti yaptım. Bu sefer yanımda bir yol arkadaşım da vardı.

Her şey durak yerimiz olan o güzel yeri seçmemizle başladı. Yeri beğenmiştik.


*

İlerlerken bir aile mezarlığına denk geldik. Üzerine yeşillik düşmüş ince iş güzel bir kapısı vardı. Kapıyı incelerken arkadan bir çift yeşil göz fark ettim.

Mezarlığın duvarına kurulmuş, haşmeti oturuşuna yansımış, pek de büyük olmayan simsiyah bir kediydi yeşil gözlerin sahibesi.
Dikkatimi celb etmeye yetmişti sureti.

Resmini çekmeye davrandım ama korkutmuştu beni. Yine de üzerime atlama olasılığını göze alarak resmini çekmeyi başardım.

*

Aradan bir hayli vakit geçti. Kediyi, bakışlarını, haşmetini unutup gitmiştim. Geldiğimiz yerden ilerliyorduk. Kediyi ilk gördüğümüz mezarlığı da geçmiştik baya.

Yol arkadaşımdan beni bir yerde çekmesini rica ettim. Paslanmış sacların(demir levha diyelim) tam önünde. Saclar yıpranmış, yağmurdan kırılmıştı. Arkadan yeşillik sızıyordu. Resmi çekilip oradan ayrıldık.


*
Eve dönüp, resimleri bilgisayara atarken bir anda büyük bir tepki verdim-sıradan gelebilir çoğuna ama garip eğilimleri olan bir ruhun ilgisine oldukça yetecek bir malzemeydi elimdeki-

Meymenetsiz, haşmetli, melun, hodbin, o kara kedi;
ben resim verirken, tam da sacın çatlamış yerinden objektiflere bakıyormuş meğer!
Hayret ettim.

Her şeyin sonunda “açıklama gerektirmeyen bazı garip olaylara ilişkin kuvvetli inancımın” sağlamlaştığını fark ettim.

Bir anafikir verecek sonucum olmadığı için yazıyı bağlayamıyorum, en iyisi şöyle bitirelim;
Bu da böyle bir anımdı.

2012, nisan 28


Nisan 27, 2012

çıkmaz sokak

bugün akşama doğru yapacak hiçbir şey bulamanın sıkıntısıyla dışarı çıktım. saat 5-6 civarıydı. nereye gideceğim hakkında fikrim yoktu. sonra aklıma uzun zamandır almayı unuttuğum sözlük geldi. insanlar yaptığı işe anlam vermeyi severler ya, sözlüğü bahane edip dışarı çıktım.

sözlüğü aldım. gideceğim yer hakkında hiçbir şey düşünmeden sadece yürüdüm. baya yürüdüm. ayaklarım nereye götürüyorsa oraya gittim. caddelerden çıkıp ara sokaklara saptım.

insanın hayattaki konumunu en güzel ifade eden şeyin yürümek olduğunu düşündüm. karşıma hiç kimse, hiçbir yer çıkmadı. garip gibi, derviş gibi yürüdüm.

karşıma çıkmaz sokak çıktı. ilgimi çekti. telefonu çıkarıp resmini çektim.


biraz daha devam ettim. ismini bilmediğim çiçek açmış ağaçlar gördüm. pembe ve eflatun. kokuları ayaklarımı dolaştırdı. sersemledim.

nereye gideceğini bilmeden, sadece gitmek, ne güzel.
daha da giderdim, gidecektim. ayaklarım dayanamadı, hem tam da duraktan geçerken otobüse yakalandım. binmesem ayıp olurdu. bindim ve eve döndüm.

2012 nisan 26, ikindi.

Nisan 24, 2012

salak

kendime salak diyesim var.
akıllıyım da, bir duruma kızmış anlık bir güdüyle değil ama.
hakikaten salak diyesim var, genel bir durumu ifade eder gibi.
alttaki yoruma da yazdım, pekişsin iyice.

ruhu sakar, aklı sakat bir salak.

sonuna ünlem koymayacağım ki, duygusal bir güdüyle çıkmış izlenimi vermesin.
evet, rahatladım biraz.

ZM / Hayat Böyle Güzelken İntiharı Düşündün mü?

Bir şekilde varız.
Belki de sahip olduğumuz tek gerçeklik bu.
Varız.
Kendi varlığını "fark eden"e soru sormak düşüyor. bence en güzeli;

Neden?

İnsanın canını sıkıyor bilinmezlik. Hiçbir şeyin kesin olmayışı.

Düşünsene, öyle bir durum ki, var'ı da, yok'u da kanıtlayamıyorsun.
En mantıklı sonuç, septik olmaya varıyor burdan.
Ben şüpheleri olan bir müslümanım mesela. içime tam sinmeyen, üslubunu kaldıramadığım ayetler var. 4. mealimdeyim.
Bu içime sıkıntı veriyor. kargaşa, hazımsızlık yaşatıyor. arada kalmışlık tabiki de.

Ölene kadar hiçbir şeyden emin olamayacağız sevgili insan.

Kimse allah'ın varlığını ispatlayamayacak. yokluğunu da tabi.

Bir şey daha var. dinde, allah'ın varlığıyla ilgili vs. herşey aklımıza yatsa sence kim inanmamayı seçerdi?
Dinlerin "sınanma açıklaması" dünyaya gelişimize mantıklı bir cevap veriyor bu yüzden.

Zaten din dışında kim neden verebiliyor ki yaşamaya?
Açık yazıyorum bak, hakikaten saçma buluyorsan yaşamı, iki üç haz için yaşamaya ne hacet. git as kendini camus'un dediği gibi.


2012, nisan

(Başlık; Enis Behiç Koryürek / Düşündün mü?)

Nisan 22, 2012

Keşfsever'in Azmi'ye Soru Soruşu

bir insanı tanımaya neyin yetip yetmeyeceğini düşündü.
suyun tazyikli akışına benzer konuşmasıyla birden sordu.

-insanın sevdiği, sevdiklerinin bilinmesi onu tanımaya kafi midir?

-hayır, dedi Azmi.
insanın sevdiği yahut sevdiklerinin bilinmesi onu tanımaya yetmez.

bedeni huzursuzlaşmaya başladı.
düzeltip baştan sordu.

-o halde bir insanı tanımaya ne yeter?

-nefret, dedi Azmi.
bir insanın kalbini karartan şeyi bulmak o'nu tanımaya yeter.

***

Keşfsever'in içi sıkıldı.
negatifin, karanlığın gücü bu aralar sürekli kafasını kurcalıyordu.

2012, Nisan 22

Nisan 21, 2012

Keşfsever'in Hazinelerin Viranelerde Saklı Olduğunu İdrak Edişi

http://zekizabeth.deviantart.com/favourites/#/d2yw1jx
hep yeniyormuş gibi görünüyorlar ya,sayı olarak hep çok oluyorlar ya.

çağdaş, ilerici, yaşamdan zevk alan, kültür sahibi diye nitelendiriliyorlar ya,

bedeni hazzın en inceliklerine varıp, berikileri kaba, köylü, zevksiz diye hırpalıyorlar ya;

bilmiyorlar.
hiç bir .ok bilmiyorlar.
gözlerindeki, kibr perdesinden yalın hakikati göremiyorlar.

Onlara yaptıklarını süslü gösterdi** çünkü.
karanlığı derin, şeytanı cazibeli yaptı çünkü.

Şüphesiz ki bunda düşünecek bir kavim için nice ibretler vardır***
elbette bunda içerleyenlerin sükun bulması için "hikmet" vardır.

Öteki dilde söyleyelim bir de;
hallelujah****


*hazinelerin viranelerde saklı oluşu; Mesnevi
**işte böyle, biz her ümmete yaptıklarını süslü gösterdik; (En'am, 108)
***Zümer, 42
****hristiyan ya da yahudilerin yaratan'a şükür kelimesi

2012, Nisan 21

Nisan 20, 2012

Karadelik Sorular I

Bu, duygusal bir durum değil.
Tamamen anlamak ve gerçeklikle ilgili.
Neden. Karanlık. Bu kadar. Derin.
Işık gerçek. Işık hakikat. Tamam.
Ama.
Neden. Yeis. Kara. Bu kadar derin.
 

Nisan 18, 2012

Son

Madem her şey son'a varıyor, o halde yapılması gereken en mantıklı iş; son'dan başlamak.

Nisan 15, 2012

Sensitive

Natalie Portman











yüzü bakılmaya dayanamayacak kadar naifken;
bir silahın namlusuydu, gözündeki bebek.

*

korkuya ve korkutmaya meyyal,
her an tedirginliğe, kargaşaya düşecek hastalıkta,
ve hassaslıkta yüzüm.

yüzüme safi gümüşten maske takıp dolaşmak isterdim.

ZM / Ben Pür-i Kusrum Ama Yazdıklarım Öyle Değildir, I

ukde bırakmamalı içinde insan.
yoksa bir zaman sonra, kısık gözlerle izleriz ortalığı.
birbirine mıhlanmış dudaklar ve kendine sarılmış kollarla.
*
heves biriktirmek, içi hevayla doldurmak memnuniyetsizliğe, bir level üstü mutsuzluğa götürüyor insanı.
ona yapamadıklarının, henüz olmamış şeylerin pişmanlığını yüklüyor.
olası mutsuzluk tasarılarının hüznüyle geçiyor şimdiki zaman.
ve yüzde yüz doğru çıkıyor, gelecek zamana düşmesi tertiplenmiş, biçilmiş mutsuzluk.
*
evet,
ukde bırakmamalı içinde insan.

2012, nisan 15.

Nisan 13, 2012

Sinéad O Connor / Sacrifice



***
Doğduğumda listelerde en çok bu şarkı çalıyormuş;

On 5th Jul 1990 ...
The Number 1 single was:
Elton John - "Sacrifice"


*

Şarkının türkçe karşılığı "kurban"
5 temmuz 1990, aynı zamanda kurban bayramının 2. günüymüş.

*

It's a human sign
Bu insani bir işaret

When things go wrong
İşler yanlış gittiğinde


:)

***

Rind'in Bir Anlık Zühdü Düşünmesinin Nedeni

Kim sabahladığında en büyük kaygısı, dünya ve dünyalık ise, o kişinin Allah Teala katında hiçbir değeri yoktur.

Allah Teala şu dört hasleti o'nun kalbinden asla çıkarmaz;
Asla kurtuluşu olmayan bir endişe
Asla kurtuluşu olmayan bir meşguliyet
Asla kurtuluşu olmayan fakirlik hali
Asla sonu gelmeyen bir uzun emel ve ihtiras.

Hadis-i Şerif.
(Zahidi, 2012 Ocak 2.)

Nisan 07, 2012

Şerh Edilmiş Şarkılar I / Doğan Canku, Sonsuza Dek



***

Oldukça güzel bir yürüyüş şarkısı.

“Sokaklar geçiyorum sızım hüznüm gölgem benim”

Eli cebinde, ağzında ıslık, yaptığı tek şey keyfdar bir yürüyüş olan adamın şarkısı gibi başlıyor önce. Sonra, belki bir gezgin, belki sadece yürüyüş yapmayı seven sıradan birinin şarkısı olmaya başlıyor.

*

“Caddeler aşıyorum gözyaşlarım en sessizliğim
Asılsız çarelerle yürüyorum işte böyle
Zamanı geriye çeviririm diye”


Eli cebinde ıslıklı adam,
yalnız, zühdü seven bir gezgine, belki de sadece sevdiği kişiyi düşünen sıradan bir insana temas ediyor şimdi.

Asılsız çareler, zamanı geri çevirmek, gözyaşların en sessizlik olması..
daha güzel ifadelerin yazılmasını istiyorsunuz ama sonra nedense rahatsız etmiyor ifadeler sizi.

Yürüyorsunuz işte böyle.

*

Acılar yaşıyorum kavuşmak bedeliyle
Bekliyor biliyorum az ötemde sessizce
Adımlarım yaklaştı görüyorum orda işte
Kayboluverdi yine sokaklar arasında


Bekliyor, biliyorum az ötemde.
Yürüyüşün heyecana, serüvene dönüştüğü yer başlıyor şimdi.

Adımlarım yaklaştı, görüyorum orda işte.
Eli cebinde ıslıklı adam, rüya görüyor, orda işte diyeceği kadar gerçek bir rüya görüyor belki de.

Ama kayboluveriyor yine, burada emin oluyorsunuz onun bir gölgenin, belki de hiç olmayan bir hayalin peşinden sürüklendiğini. Belki o da biliyor hiç yakalayamayacağını. Belki sadece yollara bir sureti, bir hayali ya da içini nedensiz bir gama düşüren o herneyse’yi aramak için düştüğünü.

*

Elbet birgün yollar çaresizce tükenip son bulacak
Zaman işte yeniden başlamış olacak
İnanırım kalbim onunla sonsuza dek yaşayacak
Kaybolup gidecek maziyle birlikte


Şarkı da, yol da soluklanıyor şimdi. çözümü değil ama çözümü getirecek en önemli şey olan ümitle bitmeye hazırlanıyor şarkı.

Kalbinin onunla sonsuza dek yaşayacağı inancıyla bitiyor şarkı da, yol da.
Sürüklendiği şeyin ne olduğu biliyor eli cebinde ıslıklı adam. O diyor. O'nunla diyor.

*

Sahip olduğu tek şey, nedensiz bir gam olan ve sadece yürüyüş yapmayı seven gezgin ise ne’ye, kim’e, nasıl sürüklendiğini düşünmeden, yollara düşüyor sadece.

Az ötede, adını, cismini, niteliğini hiç bilmediği bir “şey”e rastlamak ümidiyle.
Ümit dedimse, lafın gelişi o.

***

2012, nisan 7

Mart 29, 2012

ZM / Kusursuzluk Arayışının Getirdiği Huzursuzluk Üzerine

***

Kusursuzluk vs. Huzursuzluk.

Biri berikinin hemen ardına düşen sonucu çünkü kusursuzluğun peşine düşen elinde sonunda huzursuzluğa düşüyor.

Bin bir türlü kusursuzluk şablonu var. Düşünüşte, hissedişte, arayışta, oturuşta, kalkışta, aynaya bakışta.  Sanki içimizde kendini bir türlü gerçekleştiremeyen yarım adamın eksiklikleri kadar. Kusur arttıkça bir şablon daha çıkıyor gün yüzüne. Çünkü her kusur belki de eksiklik, idealize ettiğimiz kusursuzluk yüzünden gözümüze batıyor.
*

Keşke,
 Razı olsak, mütmain olsak, sükûn bulsak.

*

Benim dili geçmiş zamanda kalan her hata ve kusuruma, kendimin, özümün ve eksikliklerimin yaması olarak, savunma mekanizmalarıyla nakşettiğim kusursuzluk tanımlarım, şablonlarım var.

Olmadı diyorum mesela, çünkü olan “olması gereken”den çok uzak. Bak işte bu eksik, yanlış diyorum. Her olması gereken deyişimde, olmazlara, olmamışlıklara gideceğimi bal gibi de bildiğim halde.

*

Kusursuzluk arayışının bedendeki izdüşümü var bir de.

Galiba Mahrem’de geçiyordu;
“hiçbir zaman bedeninde rahat edememişti.”  

Huzursuzluğu, kan gibi damarlarında hisseden, yüzünün her zerresinde dalgaları olan gerilimin, endişenin ve egosunun bir kısmına da dediği “Angst”ın içinde yaşayan birinin, içinde kolayca kendini bulacağı bir cümle.

*

Çirkin bir suret göstermez çoğu zaman karşıdaki ayna. Standartların altında da değildir hiçbir uzvunuz.  Ama yine de yürüyüşünüz, gülüşünüz ele verir içteki izdihami.

İmdat diye yardım ister, kan hücumuna uğramış yüzünüz. Simsiyah olur, bazı günler aynada seyrettiğiniz gözleriniz. “Şimdi şurda yok olsam!” la yankı bulur içteki sözleriniz.

*

Her zevkin bedeli, her günahın ıstırabı var. Bize hiçbir zaman ait olamayacak olanın peşine düşmenin de, nefse zulmü var.

*

O halde yine başa dönelim.

Her kusursuzluk arzusu, aynı zevk gibi, kişiye verdiği anlık hazdan sonra, yerini etkisi kolay kolay geçmeyecek huzursuzluğa bırakıyor.

Mutlulukların geçici, acıların sonsuz olması gibi.
(Honore de Balzac)

***

2012, mart 29

Mart 23, 2012

An I

Belki bir saniyedir. Belki beş saniye sürer. Belki hiç geçmiyormuş gibi geldiğinden "süre" hesabıyla beş dakikayı da bulandır.

Kısaca hesaplanamazdır. Hesaplanmanın akla dahi gelmediği zam'andaki donmuş resimlerdir. Bu yüzden mi fotograf an'ı saklar? Bu yüzden mi ölüm an'ıdır, aşık olma anıdır, rezil olma an'ıdır.

Mesela mı?

*

Mesela; Ateş gibi bir nehrin kıyıya vuran aksindeki an'lık parıltı anı.

…İşte o an ayaklarıma bir haller oldu. Bir adım arkasındaydım, anlık gelen her şeyi boş, manasız bulan bir cesaretle ve sonun, sonucun asla mutluluk getirmeyeceğinin içe verdiği yerini çoktan bulmuş bir melankoliyle, adımlarını takip edecek kadar bıraktım kendimi. İçimi tutuyordum sözde ama öyle boş, saçma gelmişti ki her şey, bu hareket ne anlama gelecek, nasıl yorumlanacak kısmını silip atmıştım o an. Konuşmamıştı o da ve hissetmişti muhakkak, peşi sıra peşindekini.
Kısa sürmüştü, ama takip edişimi engellememiş, bozmamıştı ya, parıltılı bir hüznüm olmuştu artık. Hüzündü ama parıldamıştı bir an için. belki sezişti, anlayıştı, anlamına varıştı, belki şefkat, belki de başka bir şeydi -ki aşk değildi ve olmamıştı hiçbir zaman- ama bozmamıştı o an’ı.

Mart 20, 2012

ZM / Beyaz

***

dinler, bilim, bizi siyah ya da beyazlaştırıyor doğru.

ama hayatın beyaz ya da siyah olmasının yanlış "olamayacağı" da doğru.

hayatın simsiyah, bembeyaz, alacalı ya da gri, olabilirliği de doğru,

ama en doğrusu, tüm doğrular, gerçekler içinde bir 'hakikat' olduğu galiba.

*

volume I,
ya siyah var, ya beyaz!

volume II,
hem siyah var, hem beyaz..

volume III,
"ne siyah var, ne beyaz"

*

renkler var bir de.

nefsin, karanlığın, özgürlüğün, aşkın, iyiliğin, cesaretin, kıskançlığın ...

bizi tek renge bürümeye çalışan izmler, yollar, insanlar da var bir de.

en fazla iki üç renkli olabilecek dünyasından sıkılıp, darlanıp yeni renkler peşinde koşan insanlar var bir de.

onların ya bir gök kuşağına, ya karışık bir cümbüşe dönüşme ihtimali var bir de.

beyazın, tekliği altında, tüm renkleri doğurması var bir de. (volume IV)

ve beyazın, hakikatın, tekliğin şehaserliği var 1 de.

***

2012, mart

(Verbumnonfacta'ya teşekkür dileklerimle)

Tanımlar VI

Mutlu olmasını
istemekmiş
birinin.

2012, mart

Mart 15, 2012

ZM / Shape Of My Heart



***

Mantıkta, öne sürülen bir ifadenin, değeri ya doğru ya da yanlış olmak zorunda olan içeriğine önerme denir.

*

Müttaki bir mümin, pozitivist bir ateist önerme sahibidir. Bir tek cümlesi, bir tek önermesi vardır. Ya doğru, ya yanlış.
Allah vardır. Düzen vardır.
Allah yoktur. Düzen kendiliğindendir.
Safi sezgi ya da kuru akıl.
Önerme sahibi rahat, şüphecilikten uzaktır. Çünkü ya-ya’cıdır.

*

Denklem, iki niceliğin eşitliğini gösteren bağıntıdır. Araya (=) işareti konularak ifade edilir. Denklemlerde eşitlik değişkenlerin belirli değerleri için sağlanır.

*

Şüpheleri de olsa bir inanç sahibi olan, inanmış olan, kabullenmiş olan önerme değil, denklem sahibidir.
Hayata karşı, varoluşuna binaen, şüphelerine rağmen denklem sahibidir.
Verebileceği değerlerin kısıtlı olması, onu sonsuza değil, bir köşeli paranteze sığacak sonuçlara götürse de, bir önerme sahibinden her zaman başkadır.
Bir bilinmeyen, az karmaşa, az şüphe, korkak sorgulama ama önerme sahibinden fazla idrak sahibi olma.

*

x + y)² =x² + 2·x·y + y² özdeşlik x² - 3·x + 2 = 0 ise bir denklemdir. x² - 3·x + 2 = 0 denklemi sadece x = 1 ve x = 2 sayıları için doğrudur, diğer değerler için yanlıştır. Özdeşlikte ise her x ve y değeri için eşitlik doğrudur.

Onun, verdiği “her” değere karşı, sonuçta “eşitliğin” sağlanacağına ilişkin bir özdeşliği vardır.


***

Ben akademik anlamda, sosyal anlamda zeki sayılabilecek biri değilim. Hayatım başarılarla, övgülerle geçmeyecek. Bir vasat olacağım en fazla.

Ben keşfi boyutta da algıları açık sayılabilecek biri değilim. İmrendiğim kitapların yazarlarının ilhamlarına yakın da olmayacağım hiçbir zaman.

Ama ben, ama ben, tüm vasatlığıma, tüm sıradanlığıma rağmen nefsi hırsın, hazımsızların getirisi olan yanıp sönmeli, bal yapamayan arı kovanı başımla farkındalık kazanacağım boş duracağıma.

*

Zeki değilim çok, belki de hiç, ama önerme sahibi olmadığımı bulacak, anlayacak kadar şuur sahibiyim.

Sezgi, pür-i iman sahibi değilim belki, ama bir bilinmeyenli denklemi kuru, çorak bulacak kadar nefsi farkındalık sahibiyim. Köşeli paranteze sığacak değerlerle yetinmeyecek kadar büyük bir id sahibiyim.

Ve, hayatın iyi, kötü tüm değerlerini özdeşliğime korkmadan vermeyi “deneyecek” kadar idrak sahibiyim.

*

Ben senin öz’üne, özdeşliğine, hala formulüze edemediğim özdeşliğime inanıyorum ve inanmayı da sürdürerek değerler vermeyi deniyorum Allah’ım.

Korkmuyorum siyahtan. atıyorum özdeşliğime siyahı içimdeki şüpheyi teskin etmek için arada.

Çünkü her siyahı, seni denemek için değil, şüphemi iyice küçültmek için, içimi “sağlamak” için atıyorum.

Ben senin eşittir’ine, eşitliğine güveniyorum.

Tek sorun siyahların artması arada.

***


2012, Mart 15

Mart 13, 2012

çünkü devrimbaz aptal, cahil cüheladan daha aptaldır.

anadoludaki ağır ceza reislerinden biri anlattı; mahkemelerde, sanık bir köylü imiş, savcı da bir kadın. iddianame okunmuş. mahkeme reisi, köylüye dönerek sormuş;

-bak, savcı hanım senin için şu, şu, şu suçları işledi, diyor.
iyice dinledin mi?
ne dersin?

köylü şu cevabı vermiş;
-söyler o, kadındır, sen onun sözüne bakma hakim efendi!

bu masum cevabın tadına varamayan savcı bayan öfkelenmiş, yumruklarını havada sallayarak şöyle bir devrim nutku çekmiş;

-sanığın bu sözleri hem makamımıza, hem şahsımıza, hem de kadınla erkek arasındaki farkları kaldıran büyük devrimimize hakarettir. sanık, memleketin tanzimattan beri her biri büyük bir tarih merhalesi halinde yaptığı ileri hamlelerin, cumhuriyet devrinde bizleri nasıl bir medeniyet zirvesine ulaştırdığını, kadının erkek yanında en yüksek vazifeleri nasıl başardığını inkar etmek suretiyle, irtica zihniyetinin hortlamasına sebep olanların arasında yer alıyor.

köylü hiçbir kelimesini anlamadığı bu nutku, şaşkın ve ağzı açık dinlerken, mahkeme reisi, dinleyiciler arasında birbirleriyle konuşanlara bağırıyor:

-öyle yüksek sesle ne konuşuyorsunuz? ne gürültü ediyorsunuz? mahkeme salonunu kadınlar hamamına çevirdiniz!

*

...bizim devrim bülbüllerinin çoğu bu savcı hanımdan farksızdırlar. münasebetli münasebetsiz inkılaptan bahsederken, hitap ettikleri halkın idraki üzerinde, yazdıklarının ve söylediklerinin bir muşamba üzerinde su damlaları gibi kayıp gittiğini bilmezler. büyük bir avrupa filozofu, sanki onları uyandırmak istiyor:

-gerçek inkılaplar sessiz olur.

değil mi? fazla gürültü mahkeme reisini haklı çıkarır ve memleketi kadınlar hamamına çevirir.

*

Peyami Safa / Din İnkılap İrtica, "Devrim Bülbülleri"
Milliyet / Ekim 3, 1954

Mart 07, 2012

Peyami Safa / Matmazel Noraliya'nın Koltuğu'ndan

*
artık, hiç bir şey arzu etmiyorum ki keder duyayım.
öyledir de derunumdaki binihaye hüzün nedir? neden yolların, pembe güllerin üzerine, güneşin üzerine siyah bir tül gerilmiştir?
ben arzu etmemekten başka ne arzu ederim?


*
işittiklerim ve içeride de okuduklarıma ve felaketlerime sebep olan şuur ve hadisatın kaffesi bende insanlara karşı nefret ve merhamet uyandırmaktadır.


*
ey deniz, sen derunuma ruhumun akseylediği bir ayinesin. sende kendimi temaşa eylerim. suların göz yaşlarından mıdır? neden bu mertebe cana yakınsın?


*
iki oda arasındaki karanlık koridorda, ayaklarımın ucuna basarak hergün saatlerce yürür, yürürüm. sonu yoktur.


*
deli gibi eğlenmektense, akıllı gibi bu alemi temaşa eylemek insanın şanından değil midir?


*
ve zamanı unutmak için, artık oturduğum katta saat dahi bulundurmayacağım.


*
oh, oh, oh! şadol mahzun gönül şadol!
cevap geldi oh, oh, oh! şadol, mahzun gönül şadol cevap geldi.
içime doğdu. koltuğumda otururken içime doğdu. oh, oh, oh. şadol mahzun gönül, şadol ki öğrendim, karanlık duvarın ne olduğunu öğrendim.
içime doğdu. karanlık duvar benliğimdir. onu yıkmalıyım ki nura kavuşayım. Allah'a varayım. içime doğdu, edebiyete de öyle varılır.


*
ne arzu eyledimse aksi oldu.
bunda bir hikmet vardır ve bundaki hikmet bendeki arzuyu öldürmek değilse nedir?


***
Peyami Safa / Din İnkılap İrtica
Matmazel Noraliya'nın Koltuğundan Mistik Bir Parça
***

.: campbell scott :.





Dying Young, 1991 / Campbell Scott

Mart 01, 2012

ZM / Zaman Zaman Deli Dalgalarla Gelen Hüzün

"Onlar lezzet ve zevk aldılar, ben ise gam ve keder."
Ali Şeriati

*

Payına zevk yerine gam düşenlerdenim ben de. Dünyaya tamah etsin ya da etmesin, kimine gam düşer, kimine zevk.

Zayıflıyorum bugünlerde. Beşeri güce uzak olmak da bir çeşit zayıflamaya sebebiyet verir. Dediğim o zayıflamak işte. Gerçi öteki anlamına da uzak değilim.
İşte bu zayıflık dar’a düşürünce içimi, çoğu ruhu zayıflayanın yaptığı gibi yürüyüşe çıktım. Ama Wertherimsi atmosferden uzaktı yürüyüşüm. Keşf yürüyüşü değildi, doğayı seyr yürüyüşü değildi.

Gam, dar, gam-dar yürüyüşüydü. 

Gam dediysem, keder dediysem somut bir dert anlaşılmasın. Gamım nedensiz benim. Aç olsaydım, yemek için dualanırdım. Aşık olsam, bir varlık için düşlenirdim. Hasta olsam, doktor diye söylenirdim. Gamım bile, nedensiz benim.

Sanki,
Kayıp etmişim, kayb etmişim, gayb etmişim.

Birinin, bir şeyin eksikliğini çeken aranır. Eksik bir şey var demek ki. Ama ne ki? Bak işte zihnime çağrışım bile yapmıyor soru. Sadece aradığımdan çıkarıyorum, bir şey eksikliği çektiğimi.

*
deniz köpürürken
Konu dağılmasın, yürüyüş diyordum.
Akşama doğruydu hava. Doğru havaydı, akşam. Hararet atıcı bir yürüyüşten sonra, kendimi bir sahilin kenarına bıraktım. Havanın soğuk olması, yerin gezilmeye müsait bir ortam olmaması, sahilin “işte bak, aradığın yer burası” bulmuşluğu verdi içime. 
Deniz köpüklendi. Hararetlendi. İçimdeki nedensiz gamı salıvermek için, denizin gözlerimi yaşartmaya destek olacağını düşündüm. Olmadı. Olmuyor bir türlü. Ağlayamıyorum. Acı çekiyorum. Bir sıkıntı, bir boşluk var. Ama olmuyor, yaşarmıyor gözlerim.


Demek ağlamanın da, yağmur gibi belki, bir yoğunlaşma sürecine ihtiyacı var, sonucuna varıyorum. Belki de istediğim rahmettir. Belki de, Toprakları çatlatan, tomurcukları patlatan rahmettendir istediğim.

*
Dalgalar yükseldi baya. Denizin üzerinde kuşlar belirdi bir ara. Aklıma şeytanların denizde yaşadıkları geldi. Annabel Lee şiiri geldi. Karşıdaki evlerden bir görenim olur mu diye düşünürken insanları tek başına denize, saatlerce denize, baktıran şeyleri düşündüm. Gam, aşk, çaresizlik, belki intihar..

*
Peki ben?
Dedim ya, gamım bile nedensiz denim.

*
Köpek sesleri duydum biraz sonra. İçime korku düştü.
Yürüyüş sona erdi.

Şubat 25, 2012

ZM / Meyl

Gereksiz olduğu, kayda değer olmadığı halde, belki de güdülerimiz yüzünden kısa süreli de olsa dikkatimizi celb eden şeydir meyl etmek. İstemsiz olur, isteksiz olur. Ama muhakkak olur. Kendimizi o dikkatimizi anlık da olsa celb eden şeye, farkında olarak yahut olmayarak yönelmiş olarak buluruz. Peşine bir kısacık şaşkınlık gelir.
Nefsin güdümlenmesi, isteklenmesi belki. İlgiyle başlayan, meylle yol bulan, zaafla da sonuçlanan beşer sanrısı belki.

*

Peki, insanın ilgi duyması, bir yanlışa bile olsa, güdülenmesi, istemli de olsa kusur mudur? Günah mıdır? Nefsin kusur deyip benliğe zaaf saydığı, vicdanın, O’na binaen günah kabul ettiği bu şey, nasıl bir şeydir? Nasıl bir şey ki, değersiz olduğu halde zaptı kolay olmuyor?

Günah işlemese, yasak olana uzak olsa da, içine çok rahat girebilir kötülüğün insan. Çünkü zihniyle ve ruhuyla daha derin günah işler insan. Bu yüzden merakıma, ilgime ve meylime kızma. Zaaf olmadığı müddetçe bu sözü söyleyeceğim.

*

Kızma bana Allah’ım.

*

Ben öyle bir şeyim ya da öyle bir haller oldu ki ruhuma içimdeki bu merak, keşf etme arzusuna bir üsturup, bir yol, bir edep bulamıyorum. Işık var görüyorum, biliyorum ama ayaklarıma bir haller oluyor ve kendimi karanlığın içerisinde buluyorum. Işığın azlığı, yoksa karanlığın, bilinmeyenin cezbesi yüzünden mi bilmiyorum ama ben içimi aşağıdan, karanlık, kötü yollarda buluyorum.

Aklımla kaçıyorum karanlıktan, çünkü yapmayacaksın dediklerine itaatim var. Müslüman’ım. Ve Müslümansam koyduğu şartlara itaat etmem gerek. Azametine secde etmem gerek, 12’nin birinde midemi terbiye etmem gerek. Kelimesine şahadet etmem gerek. Ama yine de, bazen de, içimi karanlıkta buluyorum. Karanlıkta tiksiniyorum kendimden, ışıkta da güvenemiyorum kendime.

Belki de ben böyle biriyimdir Allah’ım. Biraz ışık, biraz karanlık. Kötülüğe meyli, ışığa gönlü olan.

Ama ışığa çok daha fazla gönlü olan.

*

2012, Şubat 25

Şubat 23, 2012

Dumansız Ateşlilerden Bir Adam; Hektor

Damarlarında kan değil de, ateş akan adamlardandı o.  Ateşi aşk değil, pür-i endişedendi ama.  Adamdı o, adamımdı. İki üç sene evvel tanıştık, söylediydi; Hektor’muş adı. Belki de dumansızlardandır, kimbilir.
 
Başı önde, ağzında çarpık gülümsemesiyle düştü orman yoluna. O yürür, sayarım ben adımını. Yürüyüşünden tanırım ben adamımı. Sırtında tuhaf dünyasının kabuğu kamburunu, gözlerinde bebeğinin yayılmış siyahını. Gözünden okurum, diğer dünyadaki adını.
 
2012, Şubat 23


Şubat 21, 2012

Nefs Şarkıları / Nefsi Levvame Makamında, Tek Vuruşluk Bir Eser



Bu başladığında söyleyecek hiçbir şeyim yoktu
Ve içimdeki hiçbirşeysizlikte kaybolmuştum
Kafam karışmıştı
Ve kafasında böyle şeyler olan tek insan olmadığımı
bulmak için onların dışıma çıkmasına izin verdim
İçimde..
Ama onların görebildiği tek şey şu: sadece açığa çıkan kelimeler,
benim hissetmem için bırakılan gerçekliklerdir
Kaybedecek hiçbir şey yok
Sıkışmış bi durumdayım, içim delik ve yalnızım
Ve hata benim kendimin,ve hata kendimin
İyileşmek istiyorum, düşündüklerimin asla gerçek olamayacağını hissetmek istiyorum
Bu kadar uzun zamandır hissettiğim acının gitmesini istiyorum
O gidene kadar bütün acıları sil
İyileşmek istiyorum, gerçek bir şeye yakınmışım gibi hissetmek istiyorum
Ait olduğum yerde hep istediğim bir şey bulmak istiyorum
Ve söyleyecek hiçbirşeyim yok
Sadece aklımda hayal ettiğim gibi olmadığını görmek için her yere bakıp duruyorum
Ben neyim?
Negatiflik dışında neyim var?
Çünkü herkesin bana bakma nedenini bulamıyorum
Kaybedecek bir şey yok
Kazanacak birşey yok, içim delik ve yalnızım
Ve hata sadece benim ve hata sadece benim
İyileşmek istiyorum, düşündüklerimin asla gerçek olamayacağını hissetmek istiyorum
Bu kadar uzun zamandır hissettiğim acının gitmesini istiyorum
O gidene kadar bütün acıları sil
İyileşmek istiyorum, gerçek bir şeye yakınmışım gibi hissetmek istiyorum
Ait olduğum yerde hep istediğim bir şey bulmak istiyorum
Bunu kendi üstümde deneyenekadar asla kendim olduğumu bilemeyeceğim.
Ve yaralarım iyileşene kadar başka hiçbir şey hissetmeyeceğim
Benden kendimden ayrılana kadar hiçbirşey olamayacağım
Kendimden ayrılacağım, bugün kendimi bulacağım
İyileşmek istiyorum, düşündüklerimin asla gerçek olamayacağını hissetmek istiyorum
Bu kadar uzun zamandır hissettiğim acının gitmesini istiyorum
O gidene kadar bütün acıları sil
İyileşmek istiyorum, gerçek bir şeye yakınmışım gibi hissetmek istiyorum
Ait olduğum yerde hep istediğim bir şey bulmak istiyorum
İyileşmek istiyorum, ait olduğum yerdeymişim gibi hissetmek istiyorum
İyileşmek istiyorum, ait olduğum yerdeymişim gibi hissetmek istiyorum
Ait olduğum yerde

Şubat 18, 2012

İsmet Özel / John Maynard Keynes'ten Nefretimin Yirmi Sebebi, 5

seni dünya gözüyle görmek, bunu da nereden çıkardın?
içimde boşuna arama, bulamazsın böyle bir isteğin kırıntısını
bilmez idiysen öğren duymadıysa iyi açılsın kulağın
dünyadaki gözüme çarpmadın şimdiye dek.
...

dünyaya ibretle dikeceksin gözü ki ruh doğranıp eksilmesin
biri sıkıysa çıksın da seyrettiğimi söylesin aval aval olan biteni
....

yüz veririm sanılmasın keşiş yalnızlığın tafralarına
yoktur seyislerin bilgiç edalarında hevesim
....

hayır seni asla bunların hepsi telafat dünya gözüyle
bir kez bile görmek istemiyorum acıdım ömrümce
neler vermezdim seni görmek için gibisinden cümle kuranların
                                                                   haline
uğruna dağları delmem ummana dalmam atmam ateşe naçiz
                                                                   bedenimi

kovalamam peşini davet etse bile eteklerin
hepsi yerin dibine geçsin daüssıla malihulya nastalgia
sen nasıl olsa tıpkı hep olduğu gibi defalarca
görüneceksin ahret gözüme
...

Şubat 15, 2012

ZM / Açıklanamayanlar Üzerine

"Gezgin, Kurtuba'ya döndüğünde, kendisini karşılayan şeyin, yüreğine düşmekte acele eden aşk ateşi olduğunu gördü ve bunu kaderin bir sırrı olarak alıp bağrına bastı.

Aşktan kaçılamayacağını biliyordu.
Yaşlı kadından dört yıl boyunca bunu ders almıştı. Aşk acısı yüreğine ilk düştüğünde Şam'a doğru yola çıkmış, orada varlığını saran bu halenin gittikçe içine doğru derinleştiğini ve büyüdüğünü görmüş, taşımakta güçlük çekmesine rağmen, tıpkı yaşlı kadının verdiği son öğütte gibi tek çaresinin boyun eğmek olduğunu anlamıştı.

Aşık olmuştu ama kime aşık olduğunu bilmiyordu. gönlündeki ateşin kağıda ilk düşürdüğü dizelerde bunun şaşkınlığı ve coşkusu vardı.

"öyle birine tutuldum ki, sevgisi nereden bilmiyorum
bilmiyorum diyen kim, onu da bilmiyorum
şaşırıp kaldım, düşünceler sardı beni
hayretler içinde kaldım şaşkına döndüm
yirmi kez Kabe'yi döndükten sonra fark ettim
sırrımın kucakladığı bir aşkı dile getirdim
kimi seviyordum, tanımıyor, adını bile bilmiyordum"

İlk aşkın acısı Gezgin'i hayret vadisine doğru sürüklemişti."

Sadık Yalsızuçanlar / Gezgin, Durak III

***

Hepimizin onun içimize, kendi özelliklerinden koyduğu en'i var.
Anlayamadığım; niye bu en'e aşk diyoruz ki?
Niye bu en'i aşk ediyoruz ki?

Belki bana düşen temaşa etmek,
O'nun azametini fark edip, şaşırıp, ürküp, mest olmak.
Şaşmak demek, aşk mı demek?
Korku demek, aşk mı demek?

benim aşk'ım böyle, budur da değil,
belki bana düşen, aşk değil.

Kahhar verdi, Cabbar koydu belki.
Bana düşen, bir göz hayreti belki.
Bana düşen, öd patlaması belki.

Aşk kelimesine takıntım yok,
Her en'e aşk denmesine takıntım var.

2012, Şubat 15

Şubat 12, 2012

ZM / Ruh Evinden Tasvirler

yağmur ya da karın yağdığı zifiri bir gecede,
ateşin ya da mumun sarı ışığıyla,
keşf kitapları okumak.

bir köşede, yatakta gibi büzülerek,
anne karnında gibi,
mezarda kormadan uzanmak gibi.

işte ruh evimin tasviri.

mal olmasa,
mülk olmasa,
bedenimin hammaddesi kaygım olmasa,
aşk olmasa,
gururum olmasa.

olmasın, olmasın..

aklım şaşmasın,
bedenim kaymasın,
nefsim coşmasın.

sadece uçsun,
ruhum uçsun.

dünyada bundan daha güzel ne olabilir ki?

ruh evimde,
yalnız,
kulağıma seslerle,
yağmurla,
sarı ışıkla,
mumla,
hırssız ateşle,
okurken, düşünürken;

yaşayacağım daha güzel ne olabilir ki?
ne olabilir ki?
kim olabilir ki?

hangi kudret, güç, aşk, haz bundan daha güzel olabilir ki?

olamaz ki..

***

madem evin bu, burası,
kapıya çıkmaktan, misafirliğe itmekten, aç, güçsüz kalmaktan neden korkasın ki?
neden korkasın ki?

korkma!

"kapı açık, gir içeri.
 kapı açık, gir içeri
 kapı açık, gir içeri"*

***

2012, Şubat 12
by Lilium.

* (düş sokağı sakinleri, ölümler)

Özüyle Zeynini Zayi Etti Aynada

Şubat 09, 2012

ZM / Sonu Hiçliğe Varıyor Her Şeyin



Isao Tomita / Vocalise

*

...
sabahın erken saatleri. laptobu abimin odasından getirmeye üşenmeyecek kadar uyanığım. vocalise çalıyor. bunu duymak içindi tüm uğraşım. uzun zamandır konuşma güçlüğü çekiyorum. kafam dolu, karışık. sana bile yazamıyorum. ama bu olanın en iyisi.

hiç aitlik sıkıntısı yaşadın mı? ya da bir ruh sancısı. ben bunlardan kurtulamıyorum biliyor musun? tanıdığın kişiye o kadar uzağım ki. söylediğin ve cevap vermem gereken sözler öyle uzak ki bana. samimiyetle söylüyorum bu benim sorunum. bunları neticeye ulaştırmak için yazmıyorum.

sonu birşeye bağlanmayacak, sana verecek bir anafikrim yok. beni çözmeye çalışma olur mu, çünkü bunların hiçbirinde neden-sonuç ilişkisi yok. ve sorunların getirdikleri de değil.

sadece oyalanmışım. hani herkesin vardır, onu içine çeken birşeyler. işte o şeyler beni etki altına almak istiyor şu an. hastalıklı yazıyorum değil mi? korkma gayet sağlıklıyım ya da öyle olduğumu düşünüyorum.

bu müzik. yeni versiyonunu buldum, bu daha da sancılı. öyle güzel ki.

ruh. bu kelime duyduklarımın en iyisi. birini etkilemek isteseydim içinde kesinlikle kullanırdım cümlemin.

herkesin, mutlaka bir hayali vardır değil mi?
...

...işte böyle, aitlik sıkıntısı. sana anlatamam kendimi. yanlış anlama, karmaşık öyle derin olduğumdan falan değil. sonu hiçliğe varıyor herşeyin. bu beni ürkütüyor.

bana bir oyalamaca lazım. kendimi birşeylere vermeliyim. ruhumu oyalamalıyım ki rahatlayayım. Allah'ım, şükürsüzlük değil bu. maddeyi geçtim. sevineyim mi, üzüleyim mi bilemedim.

*

2008, eylül 22.

Şubat 06, 2012

Arkadaş vs. Dost

A
arkadaşlık - arkadaş

i.
arkadaşlık mekanın bir getirisidir, benzer bir yaşantıyı, kaderi ve zevkleri paylaşmanın getirisidir.
ii.
ortak zevk gevezeliği yapan oluşum.*

D
dostluk - dost

i.
dostluk ise farklı yaşam ve kaderleri birleştiren, birleştirmeyi seçen ruhların seçimidir.


-dost içerlemesi, iç kızması neticesinde-