15 Şub 2014

ZM / Tek

Aylar önceydi, bir yazı yazmıştım. Ertesi güne sınavım olmasına rağmen, yazılmadan beni rahat bırakmayacak bir yazı yazmıştım. Bana o yazıyı yazdıran güdünün bugün sonucunu görüyorum. Bunun iyi bir şey mi, kötü bir şey mi olduğunu bile bilmiyorum ama bugün olduğum yerde o yazının dönüştüğü şeyi görüyorum. Karşımda görüyorum.

Bu nasıl azap, hastalık, maraziyet ki ben sinemi teskin edemiyorum. Ne yaparsam yapayım bu gönlü, bağrı(!), sineyi teskin edemiyorum.

Ukdelerden kurtuldum, o beş para etmez ‘dünya süsü’ne meyl şüphesinden kurtuldum derken neden bu sefer de ruhcuğuma silik, boktan, olmamış bir tat bırakan bu acıyı koydun?

Ticaretim hepten ziyan mı? Peki idden ide “zengin hayaller peşinde” zarifçe ukdeler tasavvur eden o kıza ne demeliydi? Ben o kız olmaya biraz daha dayanabilir miydim? Ben dünya süsü’ne ukdeli bakışlar fırlatan, seçtiği yaşam tarzı eninde sonunda ‘muhafaza etmeye’ mecbur bıraktıracak, kendini yırtsa dahi radikal bir muhafazakârdan öteye gidemeyecek, gelecek zamanların(?) muhtemel ki bu olacak imajına zamanla ve esefle bürünmeye dayanabilir miydim?
Dayanamazdım.

*

Ben bir yere ait olmamalıyım. Ben sürekli yürümeliyim. Karanlık, yalnızlık, bilinmezlikten korkmuyorum. Korkuyorum ama korkmuyorum, ben tek yürümeliyim.

Musa’nın dilinde, benim dîlimde, dinimde olan bu kekemelikten kurtulamasam, içimdeki bu karmaşayı mahlûklarından 1’ine bile aşikâr edemesem de ben tek yürümeliyim.

Dostlarım olsa da, hatta evlensem bile, ben tek yürümeliyim. 

3 yorum:

N.Narda dedi ki...

yürümeli misin, yürümek zorunda kalacağını mı hissediyorsun?

Z. dedi ki...

'have to' zorunluluğu değil bu, 'must' zorunluluğu, içten gelen bir mecburiyet. :)

N.Narda dedi ki...

yani b şıkkı.

:)