11 May 2018

Hınç Gülleri Dövmesi Bağırdım Bağrıma

Derrida'nın Yapısöküm kavram ve Sevim Burak ilhamıyla denemesi fazla riskli bir yazı formu olan bu öyküleri Hece Mayıs sayısında yazdım:

27 Nis 2018

Le Facteur*



Georges Moustaki / Le facteur 

*: Postacı

"Genç postacı öldü
O daha on yedi yaşındaydı

Aşk artık yolculuk edemeyecek
O habercisini kaybetti

Her gün gelen oydu
Kolları tamamen benim sevgi sözcüklerimle dolu
Ellerinde tutan oydu
Senin bahçenden koparılan aşk çiçeğini

O, mavi göğe yükseldi
Bir kuş gibi, nihayet özgür ve mutlu
Ve ruhu onu terkettiğinde
Bir yerlerde bir bülbül şakıdı

Seni eskisi kadar seviyorum
Ama artık bunu söyleyemem

O kendisiyle birlikte götürdü
Sana yazdığım son kelimeleri

O artık bu yollardan geçmeyecek
Gül ve yaseminle sınırlandırılmış
Senin evine giden 
Aşk artık yolculuk edemeyecek
O, habercisini kaybetti
Ve benim kalbim sanki hapiste

O delikanlı (bu dünyadan) ayrıldı
Benim sevinç ve ıstıraplarımı sana ileten (o delikanlı)
Kış, baharı öldürdü
Artık bizim için her şey bitti"

2018, Kış





14 Nis 2018

Su Olan Ne'ye Susar?

Paul-Joseph Blanc / The birth of Venus
-“Ben onun kalbindeki tanrıyla baş edebilecek miyim?”
Balzac / Langeais Düşesi  (syf: 37)

-İçinde put büyütürsen tanrı sevgisi diye, melâmet bile tersine inkılâp eder, meşrep putun olur. Melâmet şerbetini çok göstermek tersine inkılâp eder. 

-Aklım tebessüm etti bu söze. Hiçbir şey isteyememenin en büyük istemek oluşu gibi. Bunu bizzat deneyimleyip idrak ettim.

-Büyük dediğin nedir? 

-Âlâ olan. Evlâ olan.

-Bir şey isteyecek durumda olup, isteyememek belki daha faziletlidir. 

-Haddini aşan her şey zıddına döner yasasınca. Öyle çok istemek ki hiçbir şey isteyememek. Vice versa.

-“Sen iste, ben vermeye hazırım, seve seve vereceğim” diyor işte. Tanrı buyruğu.

-Tanrının ne dediğini biliyorum.  

-Ne demiş oluyor tanrı yani?

-"Umma ki küsmeyesin" 
Mahmut Vehbi Hz. 
*
"Beklentiler daima mutsuzluk getirir." 
Osho 
*
"Arzu etmemeyi arzu ediyorum."
Abdulkâdir Geylânî
"Ben arzu etmemekten başka ne arzu ederim." Peyâmi Safâ
*
"Tanrım istiyorum -ki- hayır, hiçbir şey istemiyorum. Âmin." 
Friedrich Scleirmacher

İstemeyi isteyecek isteği olan kaldı mı? Bu hal işte. 

-İstediğin şey hayatın içinde akıp gider. Dışına çıkıp bağırırsan boşa bağırıp çağırırsın. Hayatın içinde kovaladığın şey, istediğin odur. Ve ancak öyle alırsın. 

-İstemiyorum. 
İstemeyi de istemiyorum. 
İstemeyi isteme istencini de istemiyorum. 
İstememeyi istiyorum. 
İstememeyi istemeyi istiyorum. 
İstememeyi isteme isteğini istiyorum. 
İstiyorum.
Gerçekten neyi istiyorum. Soru bu. Bu benim sorum, bu sorula hemhalim. Çözünce ferahlayacağım. 

-Neye ihtiyacın var? 

-İhtiyaç değil, orada acziyet olur. Aç olan doymak ister. Tok olan ne ister? 

- Ne’ye açsın?

-Aç değilim. Sorun tam da burada. Aç olsam, uzanır ve alırım. 

-Aç olduğunu bilmezsen hiçbiri uzanıp alamazsın. Hatta belki de bu konudaki kararlılığın açlıktan bile olabilir. 

-Ket vurmak olur o. Bastırmak. 

-Aç olanı süründürürler. Öyle her uzanana vermezler. İnsan aç da olur. Muhtaç da olur. Zelil de olur. 

-Elbette ama değilim. Olsam neden söylemeyeyim? Uzanır ve alırım. Utanmam, gurur yapmam.

-Güzel şey.

-Elin uzanma iradesi… İsteği… Arzusu…

-İşte o, harekettir, hayatı doğuran hareket. Hayatı devam ettiren. Hayatın içine çeken hareket. 

-Önümde bir sofra var ve yemiyorum. Her şey var o sofrada. Hayat sofrası. Senin canın ne çekiyor o sofradan? Sen gerçekten neyi istiyorsun?

-Ben o sofrada değilim. Benim susuzluğumun, açlığımın haddi hesabı yok. Sofraya oturamam. Bilmem sofra adabını. Ben tufeyliyim, çadırlar doldururum, basitim. Edebiyat yapmam, konuşmam, söylemem. Ama hayatımın içinde o teşneliğin her zerresi vardır. 

-Benim derdim edebiyat mı? Ben sözlerle idrak ediyorum, sen halle. Benim orağım harflerdense suç benim mi? Bana söz vermiş, sana hal. 

-Bedevi bile olsam, dağda, çölde, çayırda, ben de bu halin bedevisiyim. Kuralını bilemedim ama teşneliğimi bildim. 

-Hal vermediyse suç benim mi? 

-Vermiştir. Dil de vermiştir. Hal de vermiştir. Çöl de vermiştir. Sel de vermiştir. 

-Dil de. Dilimde. Su vermemiş. Ya da su vermiş de susuzluk vermemiş. 

-Senin susuzluğun susuz oluşunun içinde. 

-“Sızıyı gideren su, suyun sızladığını kimseler bilmez.” 
Belki de ben suyumdur. O yüzden susuzluğum yoktur. 

-Su olabilirsin. Ama sana teşne olanı bulacaksın.

-Su olana teşne olan yataktır. Bir nehrin yatağı.

-"Musa kavmi için su aramıştı, o zaman Biz ona: "Asanı taşa vur" demiştik de ondan on iki pınar fışkırmıştı, böylece herkes içeceği yeri bilmişti." (Bakara, 60)

-“Biz sana Kevser’i verdik” 
Su olan nasıl su içsin? (Kevser, 1)

-İşte sen de kendi teşneni bulacaksın. O içecek. Meşrebi olacaksın onun. 

-Yatağımı bulacağım, yatağında akacağım. Ya Sen?

-Ben suyu arayanım. Ben de aramakla dindiririm. 

-Göller, denizler, okyanuslar… Senin suyunu nereden bileceksin ki?

-Sen suyu ararken su da seni aramakta olacak. “herkes içeceği yeri bilmişti.” Tanrı buyruğudur bu. 

-Suyu bulmak daha kolay, yatağını bulmaktan. Yatağı güzel bulmazsan erozyon olur, toprağı da Âdem’i de israf edersin. 

-Suç bizim mi? 

-Su’ç. Suyun suçu. 
Suyum, susuz değilim, suç mu?

5 Nis 2018

VI - AZ

Roberto Ferri / Anima Mundi

-Bu resmin ana öğesi ne? Vurucu kısmını söyle bana. Kadının kanadı de, adamın koltuk altında giren mızrak de. Ne görüyorsun?

-Düşmek... Mızrak, kanat, meme ucu, ağaç kökleri değil. Uçmak için düşmek. 

-Bana somut bir şey söyle. Düşmek, uçmak değil.

-El. Kadının eli. Hem duruşunu konumluyor, hem adamın kalbine dokunuyor hem de kanatlarını işlevsiz kılıyor. 

-Bildin.

-O zaman bir soru da benden. Bana bu resmin öyküsünü anlat. 

-Kadının tanrısallaşmış olduğunu görüyor mazlum insanoğlu. Kadın öyledir. Sarar, sarmalar. Yükselir böylece. Yükselebildiği kadar.

-Her kadın değil.

-Kabı nisbetince. Çektiği acıdan güç alır. Onunla var olur kadın. İnsanoğulları. Bak, insankızı değil. O el de odur işte.

-Adam tamamen Adem. Bence kanatları sonradan çıktı. Bir oluş olarak. Başı yukarıda ve akış halinde. Yüzünde sessiz bir oluş var. İnsanlığından tanrı(lı)ğa uçacakmış gibi. 

-Dayandığı, denge kurduğu yer neresi? Elini koymasa delip geçip parçalayacak gibi.

-Elini koyduğu yer neresi? Adamın göğsü... Adamda mızrak var ama. Ava gelmiş gibi... 
Ama kadının kanatları var, avlayamadı.

3 Nis 2018

.: Silsile :.

Nezihe Araz, Safiye Erol, Sâmiha Ayverdi, Sofi Huri.

Geçen akşam; "tanrım, insana bahşettiğin kalemden sonra en güzel hediye; eli kalem tutan eş, dost, sevgili sanırım. İnsana harflerle nasıl kucaklaşılır onu da gösteriyorlar." demiştim.

Devam etti. 

Sabaha D'nin hediyesi bu fotoğrafla başladım. Siyah beyazdı ama içime öylesine parlak bir varlık neşesi verdi ki, huyum olmadığı halde sabaha gülümseyerek başladım.

Devam etti.

İş yolunda rüzgarla yürürken, gökyüzü hala yüzümde kalmış tebessümü görmüş ve lütfetmiş olacak ki; gözümün içine güneşi doğurup başımın üzerinden üç dört tane kuş geçirdi.

Devam etsin...

28 Mar 2018

.: o güzel başını göğsüme yasla :.

Ayhan Işık & Türkan Şoray, Galata. (Otobüs Yolcuları, 1961)

27 Mar 2018

Georg Trakl / Düşlergezer

Georg Trakl 

A'nın Heidegger okumalarındaki rastlarındandı Georg Trakl. Önce şiiri, sonra yazgısı ruhuna dokunmayı başarmış olacak ki bana da gösterdi. İyi ki göstermiş. Çeviri dahi olsa ruhunun sesine duyar duymaz meylettim. Şiir, ruhsal bir kelebek etkisi yaratıp Ruh Müzem'e kadar geldi. Belki bu postu görenlerin ruhlarından da bambaşka ruhlara ulaşacak.

Avusturyalı, dışavurumcu, şair, sanatçı künyesi en kısa böyle. Ve yazgısı... Kızkardeş aşkı(!) şiirlerindeki sapkın coşkuyu ve taşkın lirizmi izah etmede yeterli gelse de, sol tarafa aldığım resmi, zapt edilemez, kabına sığmaz bakışları ve dürtüsel burnu bu bilgiyi benim nazarımda da teyit ediyor.

Alkol, uyuşturucu bağımlılığı, sapkın bulunan kalbi yönelimi ve en nihayetinde "Klup 27"lilere dahil edeceğimiz kadar müsanip intihar etmekle son verdiği kısa bir şiir yazgısı. -Müntehir Şairler Listem bir hayli kabardı.- 3 sene sonra peşinden kızkardeşini de götürmese iyiymiş.

Tüm bu yazgının berisinde şiirindeki sesin ahengindeyim ben. Bana kalırsa siz de sadece bu sesi duyun.


"Neredesin, yanımdan ayrılmayan,
Neredesin, cennetin çehresi?
Bir sert rüzgar alay etmekte: Sen, deli!
Bir düş! Yalnızca düş! Ey ıslah olmayan!
Ama yine de! Yine de! Nasıldı eskiden,
Ben gecede ve yalnızlıkta yitip gitmeden
Anımsıyor musun, ey ıslah olmayan, ey deli!
Sert bir rüzgar sanki ruhumun yankısı:
Ey deli! Ey ıslah olmayan!
Durmuyor muydu yalvaran elleriyle kadın,
Dudaklarında kederli bir gülümsemeyle,
Seslenmiyor muydu yalnızlığa ve geceye!
Neydi seslendiği! Bilmiyor musun?
Aşk gibiydi sanki. Taşımıyordu hiçbir yankı
Ona bu sözcüğü gerisin geriye.
Aşk gibiydi sanki. Taşımyordu hiçbir yankı
Ona bu sözcüğü gerisin geriye.
Ve rüzgar -ruhumun yankısı!
Sürekli alaylı: Ey ıslah olmayan! Ey deli!"

21 Şub 2018

Varlık Estetizmi



Öylesine güçlü ve çarpıcı bir tesir bırakmış ki Fransız Fotografçı Ludovic Florent, nüdizm silik bir araca dönüşmüş. Ve harika bir varlık estetizmi çıkmış.

Fotograflar;

*

"Çıplaklık yüksek sanatta örtünün yerini alır. Perdenin. Ham ervah bedene bakar, iffet ehli o bedenin remzettiği ruha. Fihi-ma-fihin anlamı budur. İçindekinin içindeki. Çıplak bir kadına bakmakla çıplak bir kadın resmine bakmak aynı şey değildir. Güzellik hakikati örten şeffaf şalın adı. Işıltı ışıldıyanı saklar."

Dücane Cündioğlu 









16 Şub 2018

Sonsuza Dek*

2018, Şubat / Ankara Kalesi




Doğduğum yılın şarkılarından; Doğan Canku / Sonsuza Dek, 1990.