14 Nis 2018

Su Olan Ne'ye Susar?

Paul-Joseph Blanc / The birth of Venus
-“Ben onun kalbindeki tanrıyla baş edebilecek miyim?”
Balzac / Langeais Düşesi  (syf: 37)

-İçinde put büyütürsen tanrı sevgisi diye, melâmet bile tersine inkılâp eder, meşrep putun olur. Melâmet şerbetini çok göstermek tersine inkılâp eder. 

-Aklım tebessüm etti bu söze. Hiçbir şey isteyememenin en büyük istemek oluşu gibi. Bunu bizzat deneyimleyip idrak ettim.

-Büyük dediğin nedir? 

-Âlâ olan. Evlâ olan.

-Bir şey isteyecek durumda olup, isteyememek belki daha faziletlidir. 

-Haddini aşan her şey zıddına döner yasasınca. Öyle çok istemek ki hiçbir şey isteyememek. Vice versa.

-“Sen iste, ben vermeye hazırım, seve seve vereceğim” diyor işte. Tanrı buyruğu.

-Tanrının ne dediğini biliyorum.  

-Ne demiş oluyor tanrı yani?

-"Umma ki küsmeyesin" 
Mahmut Vehbi Hz. 
*
"Beklentiler daima mutsuzluk getirir." 
Osho 
*
"Arzu etmemeyi arzu ediyorum."
Abdulkâdir Geylânî
"Ben arzu etmemekten başka ne arzu ederim." Peyâmi Safâ
*
"Tanrım istiyorum -ki- hayır, hiçbir şey istemiyorum. Âmin." 
Friedrich Scleirmacher

İstemeyi isteyecek isteği olan kaldı mı? Bu hal işte. 

-İstediğin şey hayatın içinde akıp gider. Dışına çıkıp bağırırsan boşa bağırıp çağırırsın. Hayatın içinde kovaladığın şey, istediğin odur. Ve ancak öyle alırsın. 

-İstemiyorum. 
İstemeyi de istemiyorum. 
İstemeyi isteme istencini de istemiyorum. 
İstememeyi istiyorum. 
İstememeyi istemeyi istiyorum. 
İstememeyi isteme isteğini istiyorum. 
İstiyorum.
Gerçekten neyi istiyorum. Soru bu. Bu benim sorum, bu sorula hemhalim. Çözünce ferahlayacağım. 

-Neye ihtiyacın var? 

-İhtiyaç değil, orada acziyet olur. Aç olan doymak ister. Tok olan ne ister? 

- Ne’ye açsın?

-Aç değilim. Sorun tam da burada. Aç olsam, uzanır ve alırım. 

-Aç olduğunu bilmezsen hiçbiri uzanıp alamazsın. Hatta belki de bu konudaki kararlılığın açlıktan bile olabilir. 

-Ket vurmak olur o. Bastırmak. 

-Aç olanı süründürürler. Öyle her uzanana vermezler. İnsan aç da olur. Muhtaç da olur. Zelil de olur. 

-Elbette ama değilim. Olsam neden söylemeyeyim? Uzanır ve alırım. Utanmam, gurur yapmam.

-Güzel şey.

-Elin uzanma iradesi… İsteği… Arzusu…

-İşte o, harekettir, hayatı doğuran hareket. Hayatı devam ettiren. Hayatın içine çeken hareket. 

-Önümde bir sofra var ve yemiyorum. Her şey var o sofrada. Hayat sofrası. Senin canın ne çekiyor o sofradan? Sen gerçekten neyi istiyorsun?

-Ben o sofrada değilim. Benim susuzluğumun, açlığımın haddi hesabı yok. Sofraya oturamam. Bilmem sofra adabını. Ben tufeyliyim, çadırlar doldururum, basitim. Edebiyat yapmam, konuşmam, söylemem. Ama hayatımın içinde o teşneliğin her zerresi vardır. 

-Benim derdim edebiyat mı? Ben sözlerle idrak ediyorum, sen halle. Benim orağım harflerdense suç benim mi? Bana söz vermiş, sana hal. 

-Bedevi bile olsam, dağda, çölde, çayırda, ben de bu halin bedevisiyim. Kuralını bilemedim ama teşneliğimi bildim. 

-Hal vermediyse suç benim mi? 

-Vermiştir. Dil de vermiştir. Hal de vermiştir. Çöl de vermiştir. Sel de vermiştir. 

-Dil de. Dilimde. Su vermemiş. Ya da su vermiş de susuzluk vermemiş. 

-Senin susuzluğun susuz oluşunun içinde. 

-“Sızıyı gideren su, suyun sızladığını kimseler bilmez.” 
Belki de ben suyumdur. O yüzden susuzluğum yoktur. 

-Su olabilirsin. Ama sana teşne olanı bulacaksın.

-Su olana teşne olan yataktır. Bir nehrin yatağı.

-"Musa kavmi için su aramıştı, o zaman Biz ona: "Asanı taşa vur" demiştik de ondan on iki pınar fışkırmıştı, böylece herkes içeceği yeri bilmişti." (Bakara, 60)

-“Biz sana Kevser’i verdik” 
Su olan nasıl su içsin? (Kevser, 1)

-İşte sen de kendi teşneni bulacaksın. O içecek. Meşrebi olacaksın onun. 

-Yatağımı bulacağım, yatağında akacağım. Ya Sen?

-Ben suyu arayanım. Ben de aramakla dindiririm. 

-Göller, denizler, okyanuslar… Senin suyunu nereden bileceksin ki?

-Sen suyu ararken su da seni aramakta olacak. “herkes içeceği yeri bilmişti.” Tanrı buyruğudur bu. 

-Suyu bulmak daha kolay, yatağını bulmaktan. Yatağı güzel bulmazsan erozyon olur, toprağı da Âdem’i de israf edersin. 

-Suç bizim mi? 

-Su’ç. Suyun suçu. 
Suyum, susuz değilim, suç mu?

5 Nis 2018

VI - AZ

Roberto Ferri / Anima Mundi

-Bu resmin ana öğesi ne? Vurucu kısmını söyle bana. Kadının kanadı de, adamın koltuk altında giren mızrak de. Ne görüyorsun?

-Düşmek... Mızrak, kanat, meme ucu, ağaç kökleri değil. Uçmak için düşmek. 

-Bana somut bir şey söyle. Düşmek, uçmak değil.

-El. Kadının eli. Hem duruşunu konumluyor, hem adamın kalbine dokunuyor hem de kanatlarını işlevsiz kılıyor. 

-Bildin.

-O zaman bir soru da benden. Bana bu resmin öyküsünü anlat. 

-Kadının tanrısallaşmış olduğunu görüyor mazlum insanoğlu. Kadın öyledir. Sarar, sarmalar. Yükselir böylece. Yükselebildiği kadar.

-Her kadın değil.

-Kabı nisbetince. Çektiği acıdan güç alır. Onunla var olur kadın. İnsanoğulları. Bak, insankızı değil. O el de odur işte.

-Adam tamamen Adem. Bence kanatları sonradan çıktı. Bir oluş olarak. Başı yukarıda ve akış halinde. Yüzünde sessiz bir oluş var. İnsanlığından tanrı(lı)ğa uçacakmış gibi. 

-Dayandığı, denge kurduğu yer neresi? Elini koymasa delip geçip parçalayacak gibi.

-Elini koyduğu yer neresi? Adamın göğsü... Adamda mızrak var ama. Ava gelmiş gibi... 
Ama kadının kanatları var, avlayamadı.

3 Nis 2018

.: Silsile :.

Nezihe Araz, Safiye Erol, Sâmiha Ayverdi, Sofi Huri.

Geçen akşam; "tanrım, insana bahşettiğin kalemden sonra en güzel hediye; eli kalem tutan eş, dost, sevgili sanırım. İnsana harflerle nasıl kucaklaşılır onu da gösteriyorlar." demiştim.

Devam etti. 

Sabaha D'nin hediyesi bu fotoğrafla başladım. Siyah beyazdı ama içime öylesine parlak bir varlık neşesi verdi ki, huyum olmadığı halde sabaha gülümseyerek başladım.

Devam etti.

İş yolunda rüzgarla yürürken, gökyüzü hala yüzümde kalmış tebessümü görmüş ve lütfetmiş olacak ki; gözümün içine güneşi doğurup başımın üzerinden üç dört tane kuş geçirdi.

Devam etsin...

28 Mar 2018

.: o güzel başını göğsüme yasla :.

Ayhan Işık & Türkan Şoray, Galata. (Otobüs Yolcuları, 1961)

27 Mar 2018

Georg Trakl / Düşlergezer

Georg Trakl 

A'nın Heidegger okumalarındaki rastlarındandı Georg Trakl. Önce şiiri, sonra yazgısı ruhuna dokunmayı başarmış olacak ki bana da gösterdi. İyi ki göstermiş. Çeviri dahi olsa ruhunun sesine duyar duymaz meylettim. Şiir, ruhsal bir kelebek etkisi yaratıp Ruh Müzem'e kadar geldi. Belki bu postu görenlerin ruhlarından da bambaşka ruhlara ulaşacak.

Avusturyalı, dışavurumcu, şair, sanatçı künyesi en kısa böyle. Ve yazgısı... Kızkardeş aşkı(!) şiirlerindeki sapkın coşkuyu ve taşkın lirizmi izah etmede yeterli gelse de, sol tarafa aldığım resmi, zapt edilemez, kabına sığmaz bakışları ve dürtüsel burnu bu bilgiyi benim nazarımda da teyit ediyor.

Alkol, uyuşturucu bağımlılığı, sapkın bulunan kalbi yönelimi ve en nihayetinde "Klup 27"lilere dahil edeceğimiz kadar müsanip intihar etmekle son verdiği kısa bir şiir yazgısı. -Müntehir Şairler Listem bir hayli kabardı.- 3 sene sonra peşinden kızkardeşini de götürmese iyiymiş.

Tüm bu yazgının berisinde şiirindeki sesin ahengindeyim ben. Bana kalırsa siz de sadece bu sesi duyun.


"Neredesin, yanımdan ayrılmayan,
Neredesin, cennetin çehresi?
Bir sert rüzgar alay etmekte: Sen, deli!
Bir düş! Yalnızca düş! Ey ıslah olmayan!
Ama yine de! Yine de! Nasıldı eskiden,
Ben gecede ve yalnızlıkta yitip gitmeden
Anımsıyor musun, ey ıslah olmayan, ey deli!
Sert bir rüzgar sanki ruhumun yankısı:
Ey deli! Ey ıslah olmayan!
Durmuyor muydu yalvaran elleriyle kadın,
Dudaklarında kederli bir gülümsemeyle,
Seslenmiyor muydu yalnızlığa ve geceye!
Neydi seslendiği! Bilmiyor musun?
Aşk gibiydi sanki. Taşımıyordu hiçbir yankı
Ona bu sözcüğü gerisin geriye.
Aşk gibiydi sanki. Taşımyordu hiçbir yankı
Ona bu sözcüğü gerisin geriye.
Ve rüzgar -ruhumun yankısı!
Sürekli alaylı: Ey ıslah olmayan! Ey deli!"

19 Mar 2018

Zeynep MERDAN / İntikam Çiçeği

Lady Snowblood, 1973

Kadim olanı işaret eden şeyleri severim. İnsana bir yol üzerine olduğunu ve o bir yolun daha derinine, ötesine ve varılmaz olana götürmeye eşlik eder. Sinemanın asrı geçmiş tarihiyle filmler üzerinden de bu yolculuğu başlatmak mümkün. Peki, bir şarkı bir yolu nerelere çıkarır? Kill Bill’in enfes soundtrack albümünden; Shura No Hana’yı keşf arzum yolumu yarım asırlık bir Japon filmine çıkardı. Oysa bir sürpriz daha bekliyordu beni; şarkıyı söyleyen Meiko Kaji, başrolünün ta kendisiydi. Şaşırmamıştım çünkü intikam bir yüzde bu denli münasip olabilirdi. Ve bir yüz intikam suretini en şık böylesi bir yüzde giyinebilirdi. Namlu gözler, tıpkı bir kartalınki gibi kemerli burun, intikam hıncıyla boyanmış kan dudaklar, kar beyazı asil ten ve zarif bir kılıç beden. İşte intikamın kızı.

Spoiler münasebetsizliğinden sayılmayacak ise kısa bir ön tanıtım için şartlar müsait; olağan bir yazgının kendi halinde mensupları olan bir çift, meşru hiçbir sebep yokken kötülüğe maruz kalır. Adam katledilir, kadın tecavüze uğrar. Fakat bu hazin mağduriyeti mukadderat sinesine çekemeyen bir tahammülsüzlük doğar intikam kadınının içine. O andan sonra ruhunda intikamın nefes almadığı bir an olmaz. Kötülük çetesinin mensuplarından birini katlederek hapse düşer, şehvetin hıncı dahi olamaz bir hınç şehvetiyle bir “cehennem çocuğuna” hamile kalır hapishanede. Ve intikamını doğurur. Yuki adıdır bu intikam çocuğunun. Budist bir rahip tarafından bir ismin tecellisi ve bir kötülüğün adalet sağlayıcı icraatçısı olarak yetiştirilir.

Uzakdoğu tinsel kültür mirasının filmdeki tesirinden söz açmasının tam sırası. Uzakdoğu’da ateş, su, toprak, hava, odun gibi türlerde olmak üzere kötücül güçlerin zaman zaman intikamcı ruhlar şeklinde dünyada tezahür ettiğine inanılır. Japon korku kültüründeki zenginliğin filmdeki katkısı da az değildir. Zehra Zıraman’ın “1990 Sonrası Japon Korku Sinemasında İntikamcı Ruh Ögesi” başlıklı tezinde filmin başkarakteri Yuki’nin ismine müsemma olacak şu bilgi vardır; “Kar kadını Yuki Onna fırtınalı gecelerde beyaz kimonosuyla insanlara görünerek yollarını şaşırmalarına ve donarak ölmelerine sebep olabilir. Yuki Onna Shinto inancından kaynaklanır ve karlı dağ yollarından insanların karşısına çıkarak bebeğini tutmalarını rica eder ve buz gibi soğuk nefesiyle onları öldürür.”

Film hem öykünün kurgusallığı hem de bazı sahne telmihleriyle Kill Bill’de yeteri kadar yâd ediliyor. İntikamı meşru şartlarda öylesine güzelliyor ki, yazgınızda meşru olabilecek bir intikam vesilesinin peşine düşürüyor içinizi.

*

“Ne?” diye sorsalardı, hukuktaki iade-i itibar davasından aşırma; İade-i Kibr derdim. Yahut hikâyenin son güleni. Gülmek dedimse soysuz bir kahkaha değil. Yahut bir serserinin bir sokak döğüşünde yüzünde parlattığı. Gülmek dedimse, Uzakdoğulu bir Lilith kızının keskin, intikam dolu gözlerine eşlik eden istihzalı ve “kötülük çiçekleri” gibi patlamaya durmuş gizli tebessümü. Suret-i intikam budur. Yahut şarjörde tek fişek kalmış, eller titriyor. Karşıda muhatap tüm bir kibriyle yenilmenizi bekliyor. O tek fişekle onikiden vurmaya intikâm denir.

Kill Bill’de intikamın tecelli edeceği bu sahne her şeyiyle bir varlık düellosudur. Söylenmesi gereken tüm sözlerin söylediği, hesaplaşmanın başladığı sahne sonunu kötü bir sürprizle bitirir. Bill ölümüne sebep olacak son vuruşu öğrenildiği ona söylenmeyen gizli bir bilgiden alır. Ama bu meşrudur, çünkü iki varlığın bu düellosu en başından beri her türlü kirli taktiğin mübah olduğu bir zeminde konumlanmıştır.

Kill Bill, 2003

İntikamın meşru bir muhatap zemini yok mudur? Ceza ancak ve ancak onu algılayabilecek muhataplara verildiğinde cezadır. Kısasa kısas bu yüzden bazen tesirsiz. İntikam bahsinde hem Müntekim ve hem Müstahik şerefli olmak zorundadır. Haysiyeti olmayan birinden intikam alın(a)maz.

İntikamı alınamayacak tek durum belki de şudur: size bir kez olsun ait ol(a)mamış hiçbir şeyi nakıs bırakamazsınız. Canını da alsanız nakıs bırakamazsınız. İntikam alabilme kudreti bir varlığa tesir edebildiğinizin kanıtıdır. Edememiş iseniz; asla intikam alamazsınız. Varlığınızı bir yönüyle olsun küçümseyen birine kendinizi parçalasanız da acı veremezsiniz. Kibirli bir muhataba karşı her yöntem tesirsizdir. Varlığınıza kibr gösteriliyorsa; Muhataba "acı verme kudreti"niz yoktur. Varlığına hiç ama hiçbir şey yapamazsınız. Sahip olun(a)mazsanız, kaybedilemezsiniz. Rekabet etmezseniz, yenil(e)mezsiniz. Kıyaslamazsanız, kıskançlık duyamazsınız. Muhatap almazsanız; polemik mağduru yapılamazsınız.

Bazen de zerre umurunuzda olmaz intikam. Öylesine rekabetten uzak bulursunuz muhatabınızı. İntikam rekabet edilesi varlığa karşıdır. Yani rekabet dahi etmeye tenezzül etmediğiniz bir varlığa karşı intikam hisleriyle dolmazsınız. Öylesine değersiz hale düşmüştür ki ona hakikati intikam suretinde göstermek dahi coşturamaz içinizi. Onu ve değersiz varlığını geçmiş zamanın kara deliklerine hapsedersiniz. Ne hatırlamak ne de hatırlanmak istersiniz. Pasif karakterli kalsa da bu da bir tür intikam sayılabilir. Size acı bile veremeyecek kadar değersiz hale düşmüş ve acziyet dolu muhatabınıza müstahak gördüğünüz. İntikam almaya dahi tenezzül etmeyecek kadar bir intikam.

Bazen intikam alacak kadar dahi tahrik olmaz ruhunuz. –içinde kavga olan her hikâye intikam almaya değer değildir.- Zarar vermek değil, yüceliği göstermektir çünkü gaye. Yani muhatabın zelilliğiyle muzaffer değildir intikam sahibimiz. Öylesi yüce konumlamıştır varlığını. Zelil etmek, rezil etmek umurunda değildir. Sadece bir bakış olarak kalmalıdır bazen intikam. Mutahabın gözlerine “ben seni yendim.” “ben seni yendim”i her zerresiyle öğretircesine. Üstelik şefkatli. Zerre kötü ve habis olmayan. Pür-i şefkat, aciz varlığına.

Bazen hayat da intikam alır. Ona ve yasalarına ukalalık ederseniz; sizi başarısız kılarak sizden intikam alır. Neden en çok deliler, müflisler, terk edilmişler, bir güçten azledilenler küfreder hayata? Çünkü dünyaya kafa tutmanın intikamıdır yazgıları. Dünya “vaat edilmiş güne kadar” asla mağlup edilemeyecek güçlü, kibirli, küstah bir kadın. Onunla kavga ederseniz sizi sadece zelil eder. Hayatla kavga edilmez. Onunla baş etmenin tek yolu varlığına kayıtsız kalmaktır. Sizi bu küstah, kibirli kadının mutlu ya da mutsuz etmesine izin vermeyin. Yazgısıyla, kendiyle ve istidâdıyla cenk ederse daha çok kaybeder insan. Afili de kaybetmez üstelik. Kıyafetsiz muhteris gibi kaybeder.

Bir insanın varlığını ötekinin kefaretine indirgemekten daha zarif bir intikam var mı? Üstelik gaye intikam almak dahi değil iken. Peki ya insan başkasına ceza keserek kendinden intikâm alabilir mi? İnsan kendine ceza keserek başkasından intikâm alabilir mi? Ölmek isteyen, ellerinizi cevapsız bırakan, sizi ölümüne sessiz bir seyirci tutan; müntehir değil katildir. Kendinin değil; sizin katiliniz. Peki, karşındakinin hakiki muhatabı olduğunu bilen biri; bunun henüz idrakinde olmayan o birini yok sayarak kimden intikam almış olur? Kendinden? Muhatabından? Olacakları şeyden? Sevdiğinin hayatına uzanamayacak kadar uzak olmak, birinin yazgısına eşlik edemeyecek, yazgısının elinden tutamayacak kadar; tesir edebildiğine temas edemeyecek uzaklıkta olmak. Öldürün acımadan. Gayretten aciz, tezahürü sakat, doğacak olan sevgi piçten de fena hiçtir çünkü. Ruhu sakar ve sakat bir muhataptan gebe kalmak zor bir sevgiye. O sakat sevgiyi tek başına doğurup aşk büyütmek de. Ruh bazen kürtaja muhtaç. Doğmayacak bir sevgiye kürtaj en doğru karardır. Ama kendine ama muhatabına ama doğuracağı şeye; sakat bir sevgiye intikam olsun. İntikam dahi alamadınız çünkü gerçekten sevilmediniz. Olsun… Ölsün.

Öfkeniz sabırsızdır bazen. Sabırsız bir öfkeyle şık bir intikâm alınmaz. Öfkenin kabına sığamadığı durumlarda zaman, en iyi Müntekîm'dir. Bir zamanlar size hiçbir rant getirmeyen ürkek bir hakikat sesini, zamanı geldiğinde gururla söyletendir intikam.

Eğer bir gün, asil intikam sebebi isterseniz bunun bizatihi yaşamınızdan olmasını dilerim. Size meşru bir intikam sebebi lütfedenin bir başkası değil de kendiniz olmasını dilerim. Varlığınızın tüm bir inkişaf edemeyişine, olamayışınızdaki ama müsebbibi kendiniz olan hıncınıza bir intikam dilerim. Bir intikam isterim sizler için. Zararsız, derin, zarif ve yüce.

*

Yuki’nin intikamı zaman zaman bir intikam güzellemesine dönüşmüş bu sözleri düşürdü ruhuma. Ama siz yine de onun intikam sesini duymak ve eşlik etmek isterseniz Meiko Kaji’nin sesinden Shura no Hana*yla fatihasını okuyun bu yazının.

*: Katliam Çiçeği

"Kederli kar düşüyor ölü sabaha
Deliyor havayı başıboş köpeğin uluması ve Geta'nın ayak sesleri
Yürüyorum Samanyolu'nun ağırlığıyla omuzlarımda
Aslında sadece karanlığa tutunan bir şemsiye o 
Gözyaşlarını uzun zaman önce tüketmiş 
Yaşam ve ölümün eşiğinde yürüyen bir kadınım 
Hiçbir anlamı yok o merhamet gözyaşları ve düşlerinin 
Karlı gecelerin ve yarının 
Soktum bedenimi intikam nehrine 
Terk ettim kadınlığımı uzun zaman önce, 
Askerlerimizdir onlar cennet namına; asil, yenilmez ve cesur
Atalarının topraklarını terk etme zamanıdır artık 
Kalpleri yüreklendirici seslerde yüzenlerin 
And içmişlerdir zafersiz dönmeyi ölmeye yeğ tutmaya 
Bekler yurttaşların seni burada, evinde 
Cesur birlikler, yaban ellerde 
Başkasının nezaketindense 
Katlanırım sevdiğimin bencilliğine 
Bilmem dünya bir rüya mı yoksa yalan mı 
Mahpusum bir başıma"

21 Şub 2018

Varlık Estetizmi



Öylesine güçlü ve çarpıcı bir tesir bırakmış ki Fransız Fotografçı Ludovic Florent, nüdizm silik bir araca dönüşmüş. Ve harika bir varlık estetizmi çıkmış.

Fotograflar;

*

"Çıplaklık yüksek sanatta örtünün yerini alır. Perdenin. Ham ervah bedene bakar, iffet ehli o bedenin remzettiği ruha. Fihi-ma-fihin anlamı budur. İçindekinin içindeki. Çıplak bir kadına bakmakla çıplak bir kadın resmine bakmak aynı şey değildir. Güzellik hakikati örten şeffaf şalın adı. Işıltı ışıldıyanı saklar."

Dücane Cündioğlu 









16 Şub 2018

Sonsuza Dek*

2018, Şubat / Ankara Kalesi




Doğduğum yılın şarkılarından; Doğan Canku / Sonsuza Dek, 1990.

7 Şub 2018

Kovacs / Fool like you



İnsanın en mahrem yeri; ruhu, beyni ya da bedeni falan değil kalbidir. Bu yüzden tesettür en çok kalbe yakışıyor.
Tesettürüm ruhumda, zihnimde, bedenimde değil. Kalbimde. Ve kalpteki tesettür de bir gün örtüsünü kaldırsaydı kalbimin şarkılarını Kovacs söylerdi.

"Left for dead but still alive
Couldn't you find me
A lot of years, a lot of cries
Too horrifying

Still I wait till you arrive
Constantly pining
A liberty to live a lie
Have you erased me?

Too busy to call me, to hold me
Did you ever really want me?

Don't you wanna know
If my heart's been broken?
Will I ever know
Of your love unspoken?

True that my eyes are blue
Quite the same as you
Would you want me to
Be a fool like you?
A fool like you

You can't pretend I don't exist
Rewind the memories
You'll never hear of my first kiss
With love sincerely

I learned to fight things on my own
Without protection
I know that there's no coming home
You did erase me

Too busy to call me, to hold me
Did you ever really want me?

Don't you wanna know
If my heart's been broken?
Will I ever know
Of your love unspoken?

True that my eyes are blue
Quite the same as you
Would you want me to
Be a fool like you?
A fool like you

If I act like you
I'd hide from all my troubles too
If I'd be like you
I would be the same old fool

If my heart's been broken?
Will I ever know
Of your love unspoken?

True that my eyes are blue
Quite the same as you
Would you want me to
Be a fool like you?
A fool like you
A fool like you
A fool you knew
A fool you knew"