16 Şub 2018

Sonsuza Dek*

2018, Şubat / Ankara Kalesi




Doğduğum yılın şarkılarından; Doğan Canku / Sonsuza Dek, 1990.

7 Şub 2018

Kovacs / Fool like you



İnsanın en mahrem yeri; ruhu, beyni ya da bedeni falan değil kalbidir. Bu yüzden tesettür en çok kalbe yakışıyor.
Tesettürüm ruhumda, zihnimde, bedenimde değil. Kalbimde. Ve kalpteki tesettür de bir gün örtüsünü kaldırsaydı kalbimin şarkılarını Kovacs söylerdi.

"Left for dead but still alive
Couldn't you find me
A lot of years, a lot of cries
Too horrifying

Still I wait till you arrive
Constantly pining
A liberty to live a lie
Have you erased me?

Too busy to call me, to hold me
Did you ever really want me?

Don't you wanna know
If my heart's been broken?
Will I ever know
Of your love unspoken?

True that my eyes are blue
Quite the same as you
Would you want me to
Be a fool like you?
A fool like you

You can't pretend I don't exist
Rewind the memories
You'll never hear of my first kiss
With love sincerely

I learned to fight things on my own
Without protection
I know that there's no coming home
You did erase me

Too busy to call me, to hold me
Did you ever really want me?

Don't you wanna know
If my heart's been broken?
Will I ever know
Of your love unspoken?

True that my eyes are blue
Quite the same as you
Would you want me to
Be a fool like you?
A fool like you

If I act like you
I'd hide from all my troubles too
If I'd be like you
I would be the same old fool

If my heart's been broken?
Will I ever know
Of your love unspoken?

True that my eyes are blue
Quite the same as you
Would you want me to
Be a fool like you?
A fool like you
A fool like you
A fool you knew
A fool you knew"

26 Oca 2018

Konuşamam yalnızca Mektup*

Tanrım, zarf seçiminden, kâğıda, yazıya, yazı şekline her şeyinden öyle keyif aldım ki ruhum biraz kabzolduğunda mektuplara ve harflerin kuşlarına koyacağım ruhumu. Uçsunlar diye uzaklara...






23 Oca 2018

Ruhça

“Başlangıçta dünyadaki bütün insanlar aynı dili konuşur, aynı sözleri kullanırlardı. Doğuya göçerlerken Şinar bölgesinde bir ova buldular ve oraya yerleştiler. Birbirlerine, 'Gelin tuğla yapıp iyice pişirelim.' dediler. Taş yerine tuğla, harç yerine zift kullandılar. Sonra, 'Kendimize bir kent kuralım.' dediler, 'Göklere erişecek bir kule dikip ün salalım. Böylece yeryüzüne dağılmayız.' Tanrı, insanların yaptığı kenti ve kuleyi görmek için aşağıya indi ve şöyle dedi: 'Tek bir halk olup aynı dili konuşarak bunu yapmaya başladıklarına göre düşündüklerini gerçekleştirecek, hiçbir engel tanımayacaklar. Gelin, aşağı inip dillerini karıştıralım ki birbirlerini anlamasınlar.' Böylece Tanrı, onları yeryüzüne dağıtarak kentin yapımını durdurdu. Bu nedenle kente Babil adı verildi; çünkü Tanrı, bütün insanların dilini orada karıştırdı ve onları yeryüzünün dört bucağına dağıttı.”

Tevrat, Genesis (I-IX)

*

Babil’den önce tüm bir insanlığın konuştuğu dil neye benzerdi bilinmez ama belki de Ruhça’ydı. Şimdi milyarca sözcük izdihamı arasında, manayı da, kastı da kaybetmiş ve bulamaz halde anlamın anlamıyla çarpışmayı ümit ediyoruz. Kayboluyoruz aynı sesle telaffuz edilse de bambaşka manalara gelen bambaşka kastların yabancı kelimelerinde.

Her insanın ruhunun gündeminde o an için en çok konuşmak istediği bir varlık var. Belki ihtiyaç, belki haz, belki bir cevabı arayıp da bulmak gibi varmak istediği bir varlık var. Peki, Ruhçanızın hakiki muhatabı kim? Notalarında, çizgilerinde kendimiz bulduğumuz bir sanat eseri? Ruhumuzu gözümüzden okuyan maşuğumuz? İç Sesimiz? Dua sesimiz? Münacatlardaki tanrımız? Hakiki bir dostumuz?

Ruhun hakiki muhatabı Ruhça konuşabildiği varlık. Diğerleriyse bir vakte misafir olmuşlar. Vadesi dolunca gidecekler. Vakit vazzı vurunca. Hakikatteyse; kısmi özgürlük, sınırlı alternatifler ve güncel seçeneklerin en avantajlısıyla muhatap oluyor insan. Bu yüzden Ruhça bilmiyor kimse.

Vakit geçirmek için beraber yürürsün / beraber yürürsün ve vakit geçmiştir / vaktin nasıl geçtiğini anlamadan yürürsün. Arkadaş, kadim dost, sevgili, eş, akraba, çocuk falan diyoruz ama tüm beşeri ilişkiler günleri sayıları bir vakte misafir olmaktan ibaret. Peki, Ruhçanızla konuşmak istediğiniz varlık nerede? Muhayyelenizde? İdeallerinizde? Mazinizde? Hayatınızda?

Kelimeler ve kastlarının hakiki manasına varma arayışı yolumuzu Hermeneutik’e düşürsün; biz bu yazıda kelimelerin tabirinin yahut gerçekliğinin değil onları güzellemenin peşine düşelim.

Ruhça Sözlük:
Ruhça Sözlük: Kelimelerin hakiki anlamlarına gelmediği, kelimelerin zahiri anlamlarının berisinde anlamını doğurduğu, çoğalttığı, yapı söküme uğratmaktan da fena helak ettiği sözlük.

Dişil Yazı*:
“Kadının ebediyeti zekâsında değil, rahmindedir. Yeni kadın, yaratıcılığın merkezini şaşırmıştır." diyen Peyami Safa'ya el-cevap: İlham, ruhu döllemektir. Bazen tek bir cümle dahi ruhu dölleyebilir. Öyle bir döller ki hatta Alef ve Zain arasından bir sonsuz doğurulur ondan. İlhamının gelmesi beklenmez. Hakiki bir mülhem gelir, ruhu döller ve gider. Bazen ruhun ırzına geçerek dahi bırakabilir mülhem olanı. Yazmak; doğurmaktır. Ve yazmak, ruhunda ve zihninde bir rahim taşıyan kadınlara yaraşır en âlâ.
*: Hélène Cixous’unun “Écriture Féminine”sinden ilhamla.

Kalp Tesettürü:
Kalbin Tesettürü diye bir şey var: ruhu, benliği, zihni, bedeni yazmaktan çekinmemek de kalbi yazarken hicap etmek. İnsanın en mahrem yeri; ruhu, beyni ya da bedeni değil kalbidir. Bu yüzden tesettür en çok kalbe yakışıyor. Kalpleri saklamalı. Ketum ve haris olmalı kalp dile gelince. Dîl, dile gelince.

Rast Yasası:
Varlığınıza haddinden fazla tesir eden ne var ise geçmişte bir anlığına olsun karşınıza çıkmıştır.

Kalbi rutubet kokmak:
Ağlamak biriktirmek ve ağla(ya)mamak kalbi rutubetlendirir. Sonra çürüme başlar. Kalp çürümesi.

Gurbet:
İnsanın kendi içine varamaması gurbettir.

Hicret:
İnsanın ruhuna varmaya gitmesi hicrettir.

Ruh Mezarı:
Maziden geçmiş muhatapların maktul yahut merhum sıfatıyla özlemek yasıyla kadim bir ritüelde sonsuza kadar yaşadıkları yer.

Varlık Tokatı:
Bazen bir beşer insan olsun diye ona varlık tokatı atılır. Ruhu, haysiyeti, idraki, izzeti neyi noksansa ya da fazlaysa orasına. Varlık tokatı can yakar. Gururunuzu kırar. Kompleksten komplekse girersiniz. Ama atan eller salihse sizi kemal eder.

Varlık Tahkiri:
Muhataba yapılacak en büyük hakaret. “Keşke 1 kenz sandığım varlığını hiç bilmeseydim. Varlık zeynini hiç keşf etmeseydim. Keşke hiç olsaydım da; varlığın varlığımı hiç bilmeseydi. Hiç görmeseydi. Hiç muhabbet beslemeseydi” keşkesi.

Saklayan(Saklı+ayan):
Saklanışından belli ayan olan şey. Saklandıkça daha çok aşikâr olan. Âşk olan.

Muhatap:
Birinin varlığına içinizde verdiğiniz bir hitap, onun içinde size duyurulmadan verilmiş olan hitapla aynı hitap olduğunda muhatabınızın muhatabınız olduğunu tasdiklemiş olursunuz.

Teferrüd Makamı:
"Teferrüd: Kendi başına olma, bağımsız olma, yalnız olma, herkesten ayrılma." Kısaca; ikâmesizlik.
Aşk, muhatapta Teferrüd Makâmını bulmaktır. Sıfatlarını değil, zatını sevmek. Ruhunu. 1iri Râb gibi ikâmesiz görmek. Yani; şirk.

Taltif Tahammülsüzü:
İltifat duyunca sevinen insan kadar ahmağı yok. Üzülmeli insan taltif duyunca hatta. Muhatabın ruhu değil sıfatlarını gördüğünün kanıtı. Zatı değil sıfatları övüyor muhatap. Özü değil, kıyafeti yani. Sizde öyle bir şey bulmalı ki muhatap, yeryüzünde hiçbir insan o taltifi giyemeyecek olsun. Hakiki taltif ruha yapılır. Sıfata değil. Muhatabınızın alternatifi, ikâmesi olduğu anda, tüm bir aşk güzellemeniz anlamsız bir boşluğa dönüşüyor. Dünyanın en meşru tenezzül etmeyişi: bir başkasının ikâmesi olmamaya gösterilen direnç.

Tesir Aidiyeti:
Bir şeyin hâkiki anlamda kaybedilebilmesi için size ait olması gerekir. Diğeri emanettir zaten. Sadece bir zamanlığına zilyetliğinizde olmuştur. Bir şeye, bir yere, birine hakiki anlamda tesir etmişseniz sizin olmuştur. Öyle bir ait olmuştur ki mâlik olmadan sizin olmuştur. Tam da bu yüzden muhatabınızın başka bir rakibe temas etmesinin bedenine mâlik olmasının bir anlamı yok. Meğerki o râkib muhatabın ruhuna tesir etmemiş olsun. Tersten okumayla; muhatabın bir vakit zihnine, kalbine ve ruhuna ve ruhuna tesir etmiş 1 rakip her zaman hakiki bir kıskançlık nedenidir.

Aşk Zikri:
Unutulmanın en dayanılmaz tarafı muhataba tesir edememiş olmanın kâhrı, başka bir şey değil. Hatırlamak, şeddelisi muhatabı hiç hatırdan çıkarmamak en güzel taltif ruha. Tam da bu yüzden; aşk, en hâkiki zikir. Aşk, muhatabın ruhunu kendi ruhunda her an, her lahza zikretmektir.

Tezatların Raksı:
Aynı üstünlük kompleksi ve aşağılık kompleksinin bir olduğu gibi; acımasızlık ve kırılganlık arasında muhteşem bir bağıntı var. Size acımasız diyenler bilsin ki küçük şeylere sizden feci kırılan biri yok. Sizi naif bulanlar bilsin ki sizin kırdığınız gibi kimse kıramaz. "Her şey zıttı ile kaimdir" ne güzel yasa. Tezatlıklardaki muhteşemlik işte. Zıtlıkların raksı işte.

Aşk’ın Kaçmak Kanıtı:
İnsan yenileceğini anlayınca ama henüz yenilmemişken kaçar, Yeneceğini bildiği halde bırakınca ise vazgeçer. İnsan vazgeçtiğini çok sever. Kaçtığına ise âşık olur. Ölmemek için kaçar. Cân havliyle. Çünkü kalırsa öleceğini(âşık olacağını) bilir. Korkmak. Soysuz bir yenilmek korkusuyla kaçmak. Aşkın kaçmaktan evla başka hangi kanıtı var?

Tesir Kudreti:
Birinin cümlelerini çalmaktan, konuşmasının, ifadelerinin ritmini çalmaktan dahası bunun farkında dahi olmamaktan daha büyük kanıt var mı? Birinin ruhuna tesir edebilmiş olmaktan daha büyük bir kudret yok. Zihnine, kalbine, tavırlarına ve ruhuna. Birinin ruhuna temas ettiğinizin en hâkiki kanıtı; muhatabın hırs & heva gösterdiği şeylerle hem hâl olmanız.

Ruhun gücünün alâmeti bu çünkü tesir kudreti. Ruha sinmek. Öylesi yüce bir ruh taşımak ki, muhatabın ruhuna nüfûz etmek. Ruhunda incecik zarâfette tahakkûm kurmak.

22 Oca 2018

.: Bûse-i Can :.

(Audrey Hepburn, Sabrina rolünden)






































"Bir bûse-i can bahşına ver nakd-i hayâtı
Gel kaail olursa
Senden yanadır söz yine bâzâr senindir
Ey âşık-ı şeydâ"

Nedîm

18 Oca 2018

Sisters of Mercy*



Çaldım. Haberi yok. Haber vermeyeceğim. İnsan hakiki muhatabı görsün diye bırakılmış bir şeyi, bırakıldığı yerde bulur da onu alırsa alır da bağrına basarsa bunun adı çalmak olur mu? Hiç olur mu öyle şey?

Birinin varlığına içinizde verdiğiniz bir hitap, onun içinde size duyurulmadan verilmiş olan hitapla aynı hitap olduğunda muhatabınızın muhatabınız olduğunu tasdiklemiş olursunuz. Neden mi? Çünkü Ruhumun Kızkardeşi.

*

Ruh Müzem'in şüphesiz ki en güzel şiirlerinden.
O'nun ruhundan çıktı;

Sisters of Mercy

Ah, ateşli ruh!
Kendinden başka bir şey var edebileceğini sana kim söyledi?
Kim tutuşturdu senin için
Çoğu kadının uykuda geçirdiği uzun geceleri?
Yarı yaşında
Yaşamını ikiye katladın
Kutsal kasende birikiyor şimdi kanın ve gözyaşın
Köle pazarları, çirkin yatak düşleri, yersiz şenlikler ve kafatasları
Nerval'in dert ettiği 
"kaba oyalanmalar"
Dünyanın dul zamanındasın
Ah, ateşli ruh!
Ne zaman görecekler yüzümüzün ardını
Kız kardeş, yitik masallar belleği
Kurtaralım kendimizi etin hafızasından
Şahitliğinde kalemin ve kağıdın
Ve şu müşterek yazgımızın
"hippolyte, kız kardeşim
yüzünü bana dön sen,
ruhumsun, her şeyimsin 
ve öteki yanımsın."
Korkarak, çekinerek birbirimizden
Ve koşarak, özlemle koşarak birbirimize
Duvarları ağlayan bir evde
Gündüz düşleriyle uzandığımız
beytü'l makdis'te
Ve tam ortasında yazgımızın
Seninle biz 
Kızkardeşim
Apaçık birer yara olarak kalacağız.

11 Oca 2018

Gerard de Nerval



Tek bir cümlesinden kendime yol bulup, ruhunu özenle keşf etmek istediklerimden Gerard de Nerval. Fazlasıyla beni çeken bir şeyler var onda, istidadında ve yazgısında.

Masumiyet Müzesi'ndeki "kaba oyalanmalar" betimlemesiydi;

"Fransız şair Gerard de Nerval'in bir kitabını okudum. En sonunda aşk acısından kendini asan şair, hayatının aşkını sonuna kadar kaybettiğini anladıktan sonra, Aurelia adlı kitabının bir sayfasında, bundan sonraki hayatın kendisine yalnızca "kaba oyalanmalar" bıraktığını söyler."
(syf: 189)

"İki kere eskiden de yaptığı gibi saçlarını çekiştirdi, üç kere lafa karışmak için fırsat kollarken nefesini içine çekip omuzlarını hafifçe yükselterek bekledi. ...Güzelliğinden ya da kendimi çok yakın hissettiğim hareketlerinden ve teninden sızan bir ışık, bana dünyanın gitmem gereken merkezinin onun yani olduğunu hatırlatıyordu. geri kalan yerler, kişiler, meşgaleler kaba oyalanmalardan başka bir şey değildi."
(syf: 264)

Bu da Ahmet Oktay'dan; 

Morg Kaydı

Giriş tarihi: 26 ocak 1885
Adı, soyadı: labrunie, gérard de nerval deniliyor
Cinsiyeti: erkek
Yaşı: 47
Doğum yeri: paris (seine)
Medenî hali: bekâr
Mesleği: edebiyatçı
Miyim/eşya: siyah ceket, siyah yakalık, gömlek, flanel yelek,
gri-yeşil pantolon, kızıl çoraplar, boyalı ayakkabılar, siyah şapka
Ölüm biçimi: asılma
İntihar ya da cinayet: intihar
Ölüm nedeni: bilinmiyor
Gözlem: morga kaldırılmadan önce tanındı.
cesede edebiyatçılar derneği sahip çıktı

Nasipsizim.

Yazdıklarını henüz okumadım, fazla Türkçe çevirisi olduğunu sanmıyorum. Ama bir yazar, yazdıkları henüz okunmamışken dahi tek bir betimlemesiyle dahi hakkında böyle merak uyandırmışsa...

10 Oca 2018

Face of Love*



Baktığında biliyordum ki ben yüzyıllardır âşık olmak için bu yüzü aramışım gibi, bir cevap gibi, kıtlıktan sonraki su gibi; "Aşk ve Suret" üçlemesi olsun bu post.  

I.
Şebnem İşi Güzel’in, Öykümü Kim Anlatacak? adlı kitabının ilk öyküsü Devinimler'in başlangıcında geçiyormuş;

“Bir İran masalında, sevdiği kadını yüzyıllarca aynı ruhla başka bedenlerde arayan bir adam anlatılır. Adam sonunda yüzyıllardır aradığı kadını uzak ülkelerin birinde bulur. Ona, güneşli bir gökyüzü altında birlikte toprak işlemek istediğini anlatır. Kadın sadece gülümser ve uzak ülkesinde yaşamaya devam eder. Seni ilk gördüğümde sıcak bir ülkede benimle birlikte toprak işlemeyeceğini, kendi dünyanı bana taşımayacağını biliyordum. Yine bana gülümsediğinde biliyordum ki ben yüzyıllardır yeryüzünde seni aramışım.”




II.
Michel Tournier’in Günlüklerinden;

"Aşk, yüzü sevmektir. Aşk ve dostluk arasındaki farkın ne olduğunu biliyor musunuz? İnsan hor gördüğünü de sevebilir: 'Boktansın, ama seviyorum seni.' Bir de Petites Proses kitabında da yer alan şu alıntıya bakın; ‘Biri gönülden sevildiğinde bunun yanılmaz bir işareti var, onun yüzüne baktığında vücudunun başka hiçbir parçasından yüzü kadar fiziksel arzu duyumsamayacaksın.'

III.
“Tam önümde bir ticari araç var. Arka camını boydan boya 'yüzünü bile görmek istemiyorum' yazısı kaplıyor. Geçen gün de bir kamyonun paçalıklarında 'hep bekleyeceksin!' yazıyordu. Dikkatimi çekiyor, araçların üzerindeki, özlemin acısını ve kavuşmanın sevincini anlatan aşk cümleleri yerlerini, nefret ve öfke ifadelerine bırakıyor. Ne oluyor? Yoksa tutku yavaş yavaş yer mi değiştiriyor bu toplumda? Galiba öyle! Artık bir tek nefret ederken cesur ve tutkuluyuz. Severken mi? Kaçak ve korkağız!
'Yüzünü bile görmek istemiyorum!' Nasıl da tutku dolu bir öfke! Aşkın karanlık yüzü olarak nefret!.. Belli ki, şehrin bütün caddelerini, bütün sokaklarını böyle haykırarak dolaşıyor! Belki o "yüz" bir kaldırımda yürürken, bir durakta otobüs beklerken birdenbire önünden geçiveriyor. Peki, bu tersine çevrilmiş aşk ne zaman biter? O yazı ne zaman silinir arka camdan? Kayıtsızlık gelip yüreğe egemen olduğunda! Çünkü aşkın ve her türden tutkunun karşıtı nefret değil, kayıtsızlıktır."

"Eski sevgilinin yüzünü görmek istemiyor ve buna katlanamıyorsan, o yüzün hâlâ kalbinde eskimemiş olmasındandır. Nefret paslanmaya izin vermez. Tersine hafızanın (ve tabii iyi hatıraların da) sürekli ışıldamasına neden olur."

Haşmet Babaoğlu.

Bonus:


Rahat Fateh & Ali Khan & Eddie Vedder / The Face of Love

8 Oca 2018

Varlık Şiiri*

Utangaç Kız Heykeli.
Hakiki Zeyn'i görene zeyneb görünmez.

Sosyal medyayı sorguladığım, neden buralardayım diye kendime sorduğum çok oldu ama Ruh Müzem'i öylesine içselleştirip, yazgımın şahidi ve varlığımın bahçesi etmişim ki, buranın mahiyetini hiç sorgulamadım.

"Sormak varlığın markasıdır. İsmin, cismin, cinsiyetin, ırkın, yaşın, politik & hayat görüşünün hiçbir önemi yok. Derin olan her soru kabulum." diyerek kullanmaya başladığım bu uygulamada https://curiouscat.me/Kesfsever öylesi güzel sorulara, yorumlara, eleştirilere ve taltiflere muhatap oldum ki cevabın değil, sorunun hakikatine bir kez daha iman ettim.

"İnsan niye kendisine soru sorulmasını ister?" 

Sormak taş atmaktır durgun bir göle. Dindiğinde nehrim dalgalansın istiyorum. Ruhumun nehrine akisler, dalgalar vursun istiyorum bazen. Oysa çoğu zaman hep taşkın ruhumun suyu.
Sormaktan çok büyük bir haz; cevaplamaktan ise "sizi rahatsız etmeye geldim" şeddesinde başka bir haz alıyorum.  Hakiki 1 muhatapla işteş bir sorgu hali ise paha biçilemez.
Bazen 1 soruya muhatap kalmak istiyorum. Ruhumu mat etmiş gibi mahv'edecek 1 soruyla. Öylesi bir soru bekliyorum belki de. Geldiğinde bu uygulamayı yok edeceğim.

dedim.

Ama öyle şeyler nasibime çıkıyor ki vakti var diyorum hâlâ. Öylesi muhteşemler ki kim(ler)in yazdığıyla dahi ilgilenemedim. Öylesine sahih bakışlardı ki akıbetimin güzellemesiyle dahi ümit buldum. Oysa kendime de dünyaya karşı da yeise düşecek kadar karamsardım. Tüm bu yorumlar için şükran doluyum. Hayır taltiflere değil. Bana kendim adına bir ümit verdikleri için. Selâm olsun her kim iseler ruhlarına.

Kenzler;

"Yazılanı harf harf
Yaşadığında sonunda
Tek başına
Z
Kıldıysa seni Khoda
Sol tarafın hikmetle
Boşlukta yüz yüze
Kalmakta sonsuz aşka
Tüm varlığını açmakta"

*

"Varlığı gölgelerden ve kokulardan izlemek hünerli avcıların işiydi, sizin hüneriniz ise bulmakta değil kaybolmaktaydı. 
Kaybolmakta usta olmanız bulunmayı ne kadar da keskin bir arzuyla istediğinizin deliliydi sadece. Kendini arayanların bazen en uzaklara gitmesi bundan olmalı. 
Kendi ruhunun uçurumlarından aşağı düşmekte olan kişi, bunu bir şölene çevirmişse eğer, hangi faninin eli ona uzanabilir? 
Istırabıyla sarhoş olmuş kişiyi, hangi el o esirlikten çekip çıkarabilir?

Yalnızlık emanetinin sahibi asil ruhlar ailesinin üyesi Z, kapını kapalı tutuyorsun ama ben seni gökyüzünden seyrediyorum."

*

"Sizin ruhunuza inebilmek için öncelikle cismâni güzelliğinizin etkisini alaşağı etmek gerekiyor. Zira cisminiz dikkat dağıtıyor; lakin karşınızda olup, aldığınız nasîbe şaşırmanın bir doyum noktası elbette var. İşte maruz kalınan, atlatılması gereken bu halden sonra ruhunuzu tanıma fırsatı başlayabilir. Asıl oradaki tanışlık daha kıymetlidir, oradaki tanışlık cisminizi ebeden aşmanın en mahir yoludur. Ne onunla ne onsuz.. Sizi keşf'etmek kolay bir mesele değil; ama sizi keşf'ettikçe duyulacak olan haz da azımsanabilecek bir kazanım değil. İşte bu keşf'in engellerini, labirentlerini, tarafınızdan örülebilecek olan duvarlarını aşmak için ufak bir talihe ihtiyaç var, bu talihe mazhar olana ne de güzel bir gayret nasip edilecektir, ne de özenilesi... Sizi süsleyenin rahmetine hamdolsun."

"Özenle yazmak gerekiyordu, zirâ bıçak sırtı bi mevzuda yanlış anlatmak niyetimizin varlığına kasteder. Mahcupluğunuz, sâhibin unutulmadığına işaret, eksik olmasın... Cisminiz gâyet vurgulu, ses tonunuzla, bir şey anlatırken ordan oraya hareket eden ellerinizle, mimiklerinizle, özenle takınılan sâfî duruşunuzla... İşte bu vurgulu hâl, ruhunuza giden yolda büyük bir tuzak gibi. Güzeli sevenin yarattığının iştahı güzele kapalı olamıyor maalesef, bu, O'ndan tezahür eden, insana fazla gelen, insanın aklını yetersiz kılan bir yansıma. Bu nedenle onlara kızsanız da, bu müşkülü biraz da anlamaya gayret gösterin. O'nun verdiği meyîl ile aklının bir kısmını kaybeden eril, karşılaştığı cismâni bir rahmete karşı aklının kalan kısmını da kullanılamaz bir hale getirebiliyor. Bunlar elbette bir savunma olamaz, akl'eden için özün kıymeti, niteliği daha ehemmiyetlidir."

"Ben sizi yanlış tanımamak adına adeta mücadele veriyorum desem yanlış olmaz sanırım. Başlangıçta afilli cümle dizişleriniz, kendinize karşı mücadeleniz ile dikkatimi çekmiştiniz, sonra cisminiz, fikriniz, azminiz gelmişti.. Herkes gibi kibrli bulmuştum sizi -ki bu sizi yok hükmüne itmek için yeterliydi- lakin ruh iddianız mani oldu her seferinde. Verdiğiniz mülakat vesilesi ile kanlı canlı görme fırsatı bulduğumda, bunun bir kibr değil her güzelin musallatı olan bir imtihan olduğuna kanaat getirdim. Zirâ o gün, o odada ruhunuzun samimiyeti fazlasıyla işlemişti bana. İşte bu her şeyi değiştirdi hakkınızda, ruhunuza ulaşmak adına elimi kuvvetlendirdi, onu albenili kıldı nazarımda. Sizi bir kibr iticiliğinden alıp, Nostalghia'nın Domenico'su kadar delikanlı kıldı.. Dâim olur inşallah."

*

O kadar özenli izahlar, öylesine cömert güzellemeler ki mahcubum. Cismimin dikkat çekecek denli vurgulu olduğunu düşünmüyorum. Eskiden rahatsız olurdum ama muhatabımın ruhumdan daha çok suretimi fark etmesi rahatsız etmiyor artık. Özellikle de seçme şansım olmadığı ve bana verilen özelliklerime bir vurgu yapıldığı zaman. İltifat saymıyorum onu ve zaten mutlu edemiyor beni. Ama böylesi hakikatli bir gözle hakiki Zeyn'i görmüşler ki zeynep olanın hükmü kalmamış. Siz(ler)e bu güzel bakışı verene hamd olsun asıl.

O kadar güzel bir "Varlık Şiiri" olmuş ki ben olsam da güzel, olmasam da.

"Bunları 1 kenz sayıp Ruh Müzem'e koyacağım."

demiştim.

4 Oca 2018

Herostratos




Sartre'nin 5 kısa öyküden oluşan kitabı Duvar'da geçen öykülerden birinin adı; Herostratos.

Meşhur olmak için dünyanın yedi harikasından biri olan Efes Tapınağı’nı yakmaktan başka bir şey bulamayan mitolojik bir karakterden alıyor adını.

Sartre'nin meşhur sözü "l'enfer c'est les autres"(cehennem başkalarıdır) mottosu gibi giyinmiş bir karakteri anlatıyor.

Bu zamanda "terörize" olmuş her şeyi ne güzel özetleyen bir tema.