20 Kas 2017

Define Avı

Yeryüzü Yayınlarının muhteşem bu serisini tamamlamaya çalışıyorum.
Hepsi 30 yılı aşmış babamın kitapları.
Eksikleri bilen/bulan varsa dönüş yaparsa çok sevinirim.

Bendekiler bunlar, eksikler hangileri?
1- Ian Dallas / Gariplerin Kitabı
5- Martin Lings / Antik İnançlar Modern Hurafeler
6- René Guénon / Doğu ve Batı
9- Barney Desai & Cardiff Marney / İmamın Öldürülüşü
12- Abdülkadir Es-Sufi / Yüz Basamak
13- Martin Lings / 21.YY'da Bir Veli
14- Şeyh Hamidu Kan / Mahrem Macera
15- Seyyid Hüseyin Nasr / İnsan ve Tabiat
























Ve... Bonus. Bunun kapağı, ilk sayfaları her şeyi yırtılmış küçük Zeynep tarafından.
Üstelik çizilmiş her yeri. 























Babamın adı Abdullah değil, dini bir anlamdan uzak Türkçe bir isim,
o vakitler mahlasım  kimliğimdir diyerek;
 Abdullah diye imzalamış herhalde kitaplarını.
Kapağı ve ilk sayfaları yırtılmış olduğu için kitabın adını bilmiyorum;
bilenler varsa yapboz gibi bulur diye bunu da ekliyorum.

13 Kas 2017

8 Kas 2017

1 Kas 2017

.: bir manzara olduğundan habersiz duruşun :.



















"Bir manzara olduğundan habersiz duruşun" gibiydi. Bugün bir roman kahramanına 'mülhim' olduğunu mahcup bir hâlle alelâde bir duyuru gibi geçiştiren güzel dostum.

28 Eki 2017

Keşfsever'in Müziği




J. Last / The Lonely Shepherd
(1:36)'dan sonrası uçmak sesi.

Onlar peşinde koşsunlar, sana yalnız ben uçarım.
Sana en güzel ben uçarım sesi.
Keşfsever'in kartal uçmaklar sesi.

25 Eki 2017

Ruh Kürtajı

İnsan başkasına ceza keserek kendinden intikâm alabilir mi
İnsan kendine ceza keserek başkasından intikâm alabilir mi?

El-Cevap: İntikamı alınamayacak tek durum: Size bir kez olsun ait ol(a)mamış hiçbir şeyi nakıs bırakamazsınız. Canını da alsanız nakıs bırakamazsınız.

İntikam alabilme kudreti bir varlığa tesir edebildiğinizin kanıtıdır. Edememiş iseniz; asla intikam alamazsınız.

*

Ölmek isteyen. Ellerinizi cevapsız bırakan.
Sizi ölümüne sessiz 1 seyirci tutan. Müntehir değil katildir.
Kendinin değil;
sizin katiliniz.

*

Kendinin değil ama 1irinin hakiki muhatabını olduğunu bilen 1i; bunun idrakinde olmayan o 1irini yok sayarak kimden intikam almış olur?

Kendinden?
Muhatabından?
Olacakları şeyden?
"Çok mu fazla bu sitem?"

*

Sevdiğinin hayatına uzanamayacak kadar uzak olmak. Birinin yazgısına eşlik edemeyecek, yazgısının elinden tutamayacak kadar. Birini öpemeyecek kadar hayalet olmak. Tesir edebildiğine temas edemeyecek uzaklıkta olmak.

Öldürün acımadan. Gayretten aciz, tezahürü sakat, doğacak olan sevgi piçten de fena hiçtir çünkü. Gebe kalmış bir piç gibi öldürün o hiç'i.

Ruhu sakar ve sakat bir muhataptan gebe kalmak zor bir sevgiye.O sakat sevgiyi tek başına doğurup aşk büyütmek de. Ruh bazen kürtaja muhtaç.

*

Doğmayacak bir sevgiye kürtaj en doğru karardır.
Ama kendine ama muhatabına ama doğuracağı şeye; sakat bir sevgiye intikam olsun.

İntikam dahi alamadınız çünkü gerçekten sevilmediniz.
Olsun...
Ölsün.

23 Eki 2017

Suya Düşen Kitaplar*


Makalat'a başlayalı kısa bir süre olmuştu ki, nasıl olduğunu dahi idrak edemeden kitabın yarısından fazlasına su döküldüğünü fark ettim. Kurutmam 2-3 günümü buldu. Buruşmuş sayfalarını muhatabıma göstermiştim ki bana benim de aklıma ilk gelen şeyi söyledi. 
Şems'in Mevlana'nın kitaplarını suya attığı bahsi:

"Şems, önce Mevlâna'yı mütalâadan, kitaplarından sıyırmıştı. Derler ki, bir gün medresedeki havuzun başına oturmuş, Mevlâna'nın kitaplarını birer birer suya atmaya başlamıştı. Bu sırada Mevlâna içeri girivermişti. Baktı ki. yıllarca göz nuru döktüğü kitapları birer birer havuza atılmış, havuz mürekkep deryası haline gelmişti. Bu kitapların arasında Belh'ten göçtükleri sırada. Nişapur'da Feriddün-i Attar'ın hediye ettiği "Esrarnâme" adlı eseri de vardı. Şöyle ki: Sulan'ül Ulema Bahaedin Veled, beraberinde henüz çocuk yaşında olan oğlu Mevlâna Celâleddin ve ailesi olduğu halde, Belh'ten göçerlerken Nişapur'da konaklamışlar,burada devrin büyük mutasavvıflarından Feridüddin-i Attar'la görüşmüşlerdi. Feriddüddin-i Attar. küçük Mevlâna'nın zekâ ve bilgisine hayran olmuş. "Esrarnâme" adlı eserinden bir nüsha hediye etmişti. Mevlâna. bu eseri defalarca okumuştu. Şems'in onu da havuzdaki suya atmasına gönlü razı olmadı. Şems bunu hisseder hissetmez, elini havuza daldırmış:
    — Al istediğin kitap bu kitap değil mi? diye Mevlâna'ya uzatmıştı.
    Hayret. Esrarnâme tozuyla duruyordu. Sanki bir havuz dolusu su içinden değil de, kütüphane rafından alınmıştı. Şems:
    — Aşk ilmi medresede öğrenilmez, diyor, Mevlâna'yı okumaktan menediyordu. Hattâ babası Baha Veled'in "Maârifini bile okumasına müsaade etmiyordu.
    Hele Mevlâna'nın çok sevdiği Mütenebbi Divânı'na kızıyordu."

Alıntı;

20 Eki 2017

Kibre Savunmalar: Kibrim Teferrüdümdür*

Caspar David Friedrich / Wanderer above the sea of fog, 1818.
I.

Sizin "kimlik" diye kendinizi var ettiğiniz şey; mensubu doğduğunuz toplumun & kültürün sizi dışkılamasından ibaret.
Kimliğini doğuştan ona 'verilenlerle' değil 'seçtikleriyle' inşaa edenlerde hakiki kimlik bilinci var. Diğerleri düz, ithal kimlik, prototip.
Tüm 1 varlık sermayesini 'doğuştan getirdiği ve seçme şansının olmadığı değerler'le kıymetlendirenlerin varlığına kibr göstermek meşrudur.

Irkla değil; milli kültürle,
Güzellikle değil; zarafetle,
Zekâyla değil; başarıyla,
Zenginlikle değil; nüfuzla,
Malumatla değil; kültürle.
Bu bilinçteki kibri gayet güzel çekerim. Ötekine her türlü tahkir müstehak.

II.

"Teferrüd: Kendi başına olma, bağımsız olma, yalnız olma, herkesten ayrılma." 
Kısaca; ikâmesizlik.

İltifat duyunca sevinen insan kadar ahmağı yok. Üzülmeli insan taltif duyunca hatta. Muhatabın 'ruh'u değil sıfatlarını gördüğünün kanıtı.
"Çok güzelsin. Çok zekisin. Vs."
Hakiki 1 ruhu bunlar okşayamaz ki...
Zatı değil sıfatları övüyor muhatap.
Güzelliği değil, kıyafeti yani.

Sizde öyle 1 şey bulmalı ki muhatap, yeryüzünde hiçbir insan o taltifi giyemeyecek olsun.
Hakiki taltif ruha yapılır. Sıfata değil...
Eşsizlik temennisi narsisizm değil.

Muhatabınızın alternatifi, ikâmesi olduğu anda, tüm bir varlık güzellemeniz anlamsız bir boşluğa dönüşüyor.
Kıskançlık zannediyorlar düşmüş yüzünüzü, sönmüş gözlerinizi. Göremiyorlar alternatifi, ikâmesi olan bir seçeneğe katlanamama hırsınızı.

III.

Nefs-i Emmâre... Asla doymayan nefs. Yani 1000. basamağa da çıksa, etrafındaki her şeye tepeden de baksa 1001. basamağa çıkmak isteyen nefs.
Hep huzursuz, hep muhteris.
Içi hevâdan patlamış.
Hep egoist. Hep çıkarcı.
Hedonist. Ahir zaman mahsulü.
Bu ve 1 dünyanın insanı.

Egoizm ve bireysellik aynı şey değil. Bunu en güzel Ayn Rand ayrımlar. Egoist mülkiyet kurmak ister, bireysel insan kendini gerçekleştirmek.

Bencil,
Bireysel,
Egoist,
Narsisist kelimeleri arasındaki o keskin farkı ayrımlayamadığınız için 'ben'i harcıyorsunuz.

Benliği derinlikten en yoksun olanı; bencildir. Bencil insanın kaba, yontulmamış ve 'incelik bilgisi'nden yoksun bir tezahürü vardır.

Sıkılma olasılığınızı 1 an olsun düşünmeden saatlerce 'küçük, aptal ve sığ' sorunlarından bahsederler. Öyle ki küçüktür 'kab'ı. Hemen dolar. Dinlerken yüzünüzde oluşan akıllı, nazik ve aşağılayıcı tebessümü dâhi idrâk edemeden. Anlatırlar. Anlatırlar. Anlatırlar.

Rumi'nin alegorisi bu bencil tipolojisi için muhteşemdir;
"Eşek sidiği birikintisi üzerinde kendini kaptan sanan sinek"

IV.

Hayatımda hiçbir zaman bana 'nasip edilen' sıfatlarla kibirlenmedim. Hemen her kulvarda vasatım. Hayatta kibr gösterdiğim tek şey: Ruhum.

Sizin 'kibr' diye bazı varlıklarda görüp nefret ettiğiniz şey; nasip edilen yüce bir hasletin idrakindeki bir varlık coşkusundan ibaret.


Zeyl:

"Temsil ettiği değerler namına izzet-i nefs izhar edenle mahza mevhum benliğine dayanarak tekebbür göstereni temyiz edebilmek de irfana dahil."

Asım Cüneyd Köksal

16 Eki 2017

.: Bakakalırım Giden Geminin Ardından :.

Jarek Puczel çizmiş. Adım adım, sessiz sedasız bir vedayı.






4 Eki 2017

Ruhça'dan

Ruhça:

Her insanın ruhunun gündeminde o an için en çok konuşmak istediği 1 varlık var. Belki ihtiyaç, belki haz, belki dökülmek istediği 1 varlık. 
Ruhun hakiki muhatabı Ruhça konuşabildiği varlık... Diğerleriyse 1 vakte misafir olmuşlar. Vadesi dolunca gidecekler. Vakit Vaz'zı vurunca.
Hakikatteyse; kısmi özgürlük, sınırlı alternatifler ve o anki seçeneklerin en iyisiyle muhatap oluyor insan. Bu yüzden Ruhça bilmiyor kimse.

"Vakit geçirmek için beraber yürürsün."
"Beraber yürürsün ve vakit geçmiştir."

Vaktin nasıl geçtiğini anlamadan yürürsün.

Arkadaş, kadim dost, sevgili, eş, akraba, çocuk falan diyoruz ama tüm beşeri ilişkiler günleri sayıları "1 vakte misafir olmak"tan ibaret.

Ruhça'nızın hakiki muhatabı kim?
Sanat Eseri.
Maşuğunuz.
İç Ses/Yaratıcı.

Hakiki 1 Dostunuz.

"Ruhça"nızla konuşmak istediğiniz varlık nerede?
Muhayyelemde...
İdeallerimde...
Mazimde...
Hayatımda...

Kalp Tesettürü:

'Kalbin Tesettürü' diye bir şey var: ruhu, benliği, zihni, bedeni yazmaktan çekinmemek de kalbi yazarken hicap etmek.
İnsanın en mahrem yeri; ruhu, beyni ya da bedeni falan değil kalbidir. Bu yüzden tesettür en çok 'kalbe' yakışıyor.
Şiir, şarkı, edebiyat kalbi ortaya saçmak günümüzde. Kalpleri saklamalı. Ketum ve haris olmalı kalp dile gelince. Dîl, dile gelince.

Güvenmek Bekâreti:

Bazı kelimelerin bekâreti vardır. Bir kere zedelenirse bir daha asla eskisi gibi olmaz.
İffetin de bekâreti vardır. Dünyanın en eski mesleği için söylerler: bir defa yapılırsa ruh bir daha asla Meryem olmaz.

Kalbi rutubet kokmak:
Ağlamak bitiktirmek ve ağla(ya)mamak kalbi rutubetlendirir. Sonra çürüme başlar.
Kalp çürümesi.

Kendi içine varamamak:
İnsanın kendi içine varamaması gurbettir.

Ruh Mezarı:
İnsanların çok kolay öldürülüp; maktüllerin başında özlemek yasıyla kadim bir rituelde sonsuza kadar yaşadıkları yer.

Varlık Tokatı:
Bazen 1 beşer insan olsun diye ona varlık tokatı atılır. Ruhu, haysiyeti, idraki, izzeti neyi noksansa ya da fazlaysa orasına. Varlık tokatı can yakar. Egonun ırzına geçer. Gururunuzu kırar. Kompleksten komplekse girersiniz. Ama atan eller salihse sizi kemal eder.

Varlık küfrü:
Muhataba yapılacak en büyük küfür. 'Keşke 1 kenz sandığım varlığını hiç bilmeseydim. Varlık zeyn'ini hiç keşf etmeseydim.
'Keşke hiç olsaydım da; varlığın varlığımı hiç bilmeseydi. Hiç görmeseydi. Hiç muhabbet beslemeseydi' keşkesi.

Ruh Yükü: 
Bazı varlıklarda hiç olmamış olmayı, bilinmemiş olmayı dileyince ruhta arta kalan yük.

Saklayan: Saklı+ayan: 
Saklanışından belli ayan olan şey.
Saklandıkça daha çok aşikâr olan.
Âşk olan.