30 Eyl 2013

ZM / Adolescence

Biz yarı aydınlık aşamasına erişmiş durumdayız. Bu tıpkı, insan yaşamında ortaya çıkan "Adolescence" dedikleri aşama gibidir. Bu devre, insanın, ergenlik çağının eşiğinde olduğu bir devredir; buhran, heyecan, kendi içindeki bütün gizli güçlere baş kaldırma ve şahsiyetini yeni oluşturma dönemidir.

Bu dönemde henüz hiçbir şey gerçekleşmemiş ve tamamlanmamıştır. Ama her şey yeni başlamıştır. Bu durumda insan en kötü dönemini geçirir; bazen kendisini intihara ve cinnete sürükleyen düşünsel ve ruhsal buhranlarla baş başa kalır. Fakat aynı zamanda bütün bunlar -bu hastalıklar bile- onun ergenliğinin bir işaretidir. Onun, bedensel ve ruhsal ergenliğinin eşiğine varmakta olduğunun işaretidir.

Ali Şeriati / Kendini Devrimci Yetiştirmek
(syf: 32-33)

*

Nedeni ne olabilir bu tutukluğun El-İlah? Noluyor bana. Neden tek bir şey yapmak istemiyorum. Kitap dahi okuyamıyorum. Film izleyemiyorum. Gün zayi ediyorum. Yine tek öğüne düştü yemek yemek. Yürüyüş yapasım bile yok. Doktora peş peşe şikâyet sayar üslubum, iyice karakter kazandı. 23 yaşında bu gidişle hep ergen kalacak biri mi olacağım? Neden içinde bulunduğum ve karar vermek zorunda olduğum şeyler hep bir şekilde etki edecek gelecekteki –yaşarsam- hayatıma?

Gerçekten ne istiyorum ben El-İlah? Senin yüzünden! Yine, hep, senin yüzünden. Yine ıstırabım senin yüzünden. Şüphe kusuyorum ama geçmiyor bulantım. Ruhumdaki acı tat hep aynı. Var oldum, yaşıyorum, insanım, tamam. Başlangıç noktası burası ama gerisi? Hakikati mi isteyeyim, huzur’umu? Hakikati istiyorum, hakikati istiyorum! Zavallı bedenim, sinirlerim, dokularım kavrayamasa da gerçeği istiyorum. Duramıyorum, duramıyorum. Ağlamak istiyorum, zırlamak. Dayanamıyorum.

Bir düzene tabi mi olayım? Su'yu yolunu bulması için, bir yatağa teslim mi edeyim? Huzur ümidine mi sığınayım? Anne mi olayım, bebek bokları için çocuk bezi mi alayım? Ah, ne kötü kelimeler. Kutsal anne, pardon ‘ana’lık. Ama ben hala bebek değil miyim. Doğursam geçer mi?

Huzur mu hakikat mi, huzur mu hakikat mi? Seç bebeğim. Seçmek dışında ne tavrı var insanın? Önüne gelir, fazlalanır, seçersin. Bazen ihtimal yoksulu olursun o başka. Razı olmak olur o. Razı olan şükreder. Şükretmezsem nankörüm.
Dershanelerden nefret ettim, bir kez daha. Para kazanmaya muhtacım, yaşıyorum. Bedenimi yaşlandırmak için yaşıyorum. Yanaklarım düşecek, sarkacak. Amaç istedim, 1 tanecik amaç istedim. Kavramak istedim. Okuduğumu bile anlamıyorum, aptalım. Bir sayfayı bitirecek sabrım yok. İleri almadan izlediğim tek bir film yok.  Son’u mu merak ediyorum? Ya da dikkatimi bir filme veremeyecek kadar mı aptallaştım?

Şşş. Yılan kadın sesi. Üste çıkan kadın sesi. Zulmeden kadın sesi. Bebek sesi. Anne sesi. Kuş sesi. Su sesi. Çiş sesi.

Adın bile El-İlah.. Bu adı nasıl derim, artık nasıl derim. Yıldırım hızı ve hala unuttuğum rekât sayılarında kalsa da Huzur’a mı sığınayım.
...
Geçti, biraz.

*

Bu yazıları yazdıktan bir iki saat sonra gözlerim karardı, başım döndü. Anneciğimin çiçekleri üzerine düştüm. Güzelim ve açmış 3 küçük menekşeyi kırdım. Anneciğim ve babacığımın yanına gittim, "bana bir şeyler oluyor" dedim, üzerimde ağladı annem, babam yatağıma yatırdı.

İnsan kendine çok iyi bakmalı güzel insanlar. Çok iyi. İnsan kendine zulmetmemeli.

26 Eyl 2013

Karadelik Sorular V

Boşluğu nasıl anlatayım?

24 Eyl 2013

Merak & Arzu & Utanmak

"Şu ağaç var ya!

Ama kalbine bir kez ağacın ismi düşmüştü ya. İsminin önünde bir yasak sıfatı duruyordu ya. Neydi bu yasağın sebebi? Ne vardı siyah örtüsünün altında acaba? Bu acaba'yla ilk kez merak etti."

(92-93)

*

"Yumdu gözleri Adem. Kendisini düşüne, gördüğünü göreceğe bıraktı. Düş: Cennetin Yasak Ağacı.

Yasak meyve, düşünde bile bir kararda durmadı. Biçimden biçime, renkten renge girdi. Sürekli değişti. Biraz daha dikkatli bakınca. Cennet meyvelerinin en şaibelisi. En güzeli. Adem'e öyle geldi ki yasak meyve Havva'nın ta kendisiydi.

Havva orada kendi kıvrımları arasında Tanrı hediyesinin de cennet meyvesinin de kendisi gibi dururken. Bir dokunulsa bütün evren titreyecek denli durgun bir su, bir dokunulsa bütün denizleri yataklarından boşalacak kadar arzu.

Cennet erkeği, yanında, sanki korkulu bir rüyadan uyanmış, her zaman ki sağ dirseğinin üzerine dayanmış, perçemleri yanağına sarkmış, merakla kendisine bakıyordu. Havva başını kaldırıp da onun yüzüne dikkatle bakınca ağaç suretinde yerleşmiş bir Havva suretini fark etti.

Haklıydı ateş. Ona yaklaşanın aynı kalması mümkün olmamıştı.

İkisinin de düşnüde daha evvel bilmedikleri bir şey uyandı.

Arzu."

(105-106)

*

"Dehşet içinde kaldı. Gözleri neredeyse yuvalarından fırlayacaktı. Ayakta duramadı. Olduğu yere çöktü. Kollarını dizlerinin üstünde kavuşturdu. Başını dayadı. Ateş bastı bedenini. İliklerine kadar titredi. Düşünemez haldeydi. Ama bildiği kelimeler arasıdnan biri de ilk kez o an dilinin ucuna geldi.

Utanıyorum, diyebildi."

(syf: 121)


Nazan Bekiroğlu / LA

22 Eyl 2013

Yaşamak Versus Yazmak

Yaşayınca daha az yazıyormuş insan. Ya da bana öyle oldu.

11 Eyl 2013

An IV

Karar verme an'ı.

*

Siz hiç seneye nerede yaşayacağınız sorusunun cevabını Audrey Hepburn mu, Monica Belluci mi sorusuna verilen cevapta buldunuz mu. Ben buldum. Kararsızdım, çok kötü kararsızdım. Ben çoğunlukla kararsızdım. Ama cevabımı buldum.

Karar verme anında, eğer çok kötü kararsızsanız, çok, çok ufak bir şey sizi bir tarafa çekebilir. Masumiyet ve zerafet sembolü bir kadını, kadınsı ve dişil hasmıyla kıyasladım, cevap, çok da iyi bildiğim gibi, sezdiğim gibi Monica oldu ve tam o an, ben kararımı vermiş oldum.

Monica'dan çok daha özel ve güzelsin Audrey. Yemin ederim.

10 Eyl 2013

Yas Reçetesi

Ölümünün ardından yaklaşık sekiz ay geçtikten sonra çok kesin bir şekilde müdahale ettiğim bir seans sırasında, bu kuramsal düşüncelerin hiçbiri aklımda değildi. Clemence uzanmıştı ve benimle hayatın tadını yeniden bulan birinin ses tonuyla konuşuyordu. Dikkatimi dinlemeye o kadar o kadar yoğunlaştırmıştı ki müdahalem sırasında şu sözleri neredeyse bilmeden söyledim: "...çünkü ikinci bir çocuk dünyaya gelirse, yani demek istediğim Laurent'in erkek veya kız kardeşi..." Hastam cümlemi bile bitirmemi beklemeden sözümü kesti ve şaşkınlıkla atıldı. "Ama 'Laurent'in kız veya erkek kardeşi' diye bir şey dendiğini ilk kez duyuyorum! Sanki üzerimden bir ağırlık kalktı." O an hastamın söyledikleri bende bir çağrışım yaptı ve bunu hemen kendisiyle paylaştım: "Laurent şu an herneydeyse, eminim kendisine küçük bir erkek ya da kızkardeş vereceğinizi duymaktan mutlu olacaktır."

Yeni gelen için duyulan sevginin, kaybedilene duyulan sevgiyi asla yok edemeyeceğinin yas tutan kişi kişi tarafından sonunda kabul edilmesiyle acının hafifleyeceği görüşüne dayanan yas anlayışımın özünü, hiç düşünmeden ve bu kadar az sözle ifade edebilmem beni şaşırtmıştı. Böylece, Clemence için, doğabilecek yeni çocuk, bugün ölü olan ağabeyinin yerini hiçbir zaman alamayacaktı ve aynı zamanda Laurent hep yeri doldurulamayan ilk çocuk olarak kalacaktı.


J.D Nasio / Aşk Acısı
Clemence ya da Acının Kat Edilişi
(syf: 18)

7 Eyl 2013

Kuple XXIV

"her güzele meyil verilmez dedi
bir baktı yüzüme, güldü gizlendi,

güldü gizlendi,
güldü gizlendi.."

Siya Siyabend / Bir Seher Vaktinde

5 Eyl 2013

.: canımı yakıyor dünyanın güzelliği :.

Jon Kortajarena

























Öncelikle bu postu aptal bir sırıtıkla yazdığımı belirtmeliyim. Çünkü genç bir adamın resmi paylaşıyorum. Bu ironik bir şey. Google görsellerde bir çok görsel taradım aynı yüz'ün ve seni seçtim pikaçu. Bir iki tanesinin de çok zorladığını belirtmeliyim. -bir pembiş gülücük de buraya-

Meylini ve sonuç itibariyle acısını çektiğim'in resmi olabilirdi bu şey. Aşk acısı? Hayır, alakası bile yok. İbrahim tenekeci bey'in şiirinin bir mısrasında parlattığı ve şimdi görselin adı olan başlık yüzünden.

Bu yüz, bu yüz. Ah bu yüz. Zarif, incecik, keskin ve kibirli bu yüz. Bu naif ten, keskin gözler ve asil, zarif koca bir yüz. "Nefsperver" benimin meyli işte bu yüz. Bu yüze meylim kadar/gibi dünya ve kaka acısı.

Bir deri, bir deri ve altında mezardaki bir cesedin de sahip olduğu doku torbası.

Genç adam, ah güzel suret, asil, zarif, kibirli suret, sana bakacağım, gözlerine bakacağım ve seni yeneceğim.

Seni yenecem oğlum.

Ümid'in Kafiri

öyle çok inanmak istiyorum ki, hiç inanmıyorum.

2 Eyl 2013

Keşfsever'in Yaprak'ı Seyredişi

Kim derdi ki tek başına dolaştığı derin, yeşil ormanlarda Keşfsever başka bir ruhla yürüyecek. Bitmek üzere olan yazın ve gelmekte olan sonhabarın yeşil-sarı yapraklarını başka bir ruhla çiğneyecek. Bir kez olsun gönüllüce inmediği orman kantinine, üstelik kampüs onunmuş ve içinde hiçkimse yokmuş gibi oturup seyirlenecek. Uzak yollardan gelmiş biriyle. Bunların hiçbirini demezdi Keşfsever. Aksine düşen yansımayı keşf etme arzusu duymasaydı eğer.

Daha önce seyredememişti. Daha önce bu kadar yakından, üstelik çok yakından bir aşk'ı seyredememişti. Çünkü hepsi hepsi sıradan bir nesnesiydi tamamlamayı çok istediği o cümlenin. Hem seyr edecek gücü vardı mı ki. Seyr edilmezdi, olsa olsa 'fark edilirdi' platon'ca aşkın acemi belirtileri. Ama heyecan soluklarını duyacak, gömleğinden kalp atışlarını fark edecek kadar yaklaştı bu sefer.

*

Aradığının ne olduğunu bilmese de, aradığı yüz değildi bu. Korkutmamıştı, çok heyecanlandırmamıştı. Aynı anda hem korkutacak hem şefkat duydurtacak bir yüzdü tasarılarındaki. Hepsine rağmen, her şeye rağmen seyredilmemesi mümkün olmayan bir yüzdü bu.

Açık bir görkemi yoktu. Ne teninde, ne saçında, ne mimiklerinde. Görülür görülmez ilgi çekecek bir güzellik değildi bu. Saklanmış, üzeri topraklanmış bir güzellikti bu. Yüzünü boynunu ağrıtacak kadar muhatabına döndü Keşfsever, elinde olmadan, dakikalarca, üstelik rahatsız edecek kadar baktı muhatabına. Çok, merakla ve dikkatle. Doğrudan değil, yandan bir bakıştı bu çünkü muhatabının Keşfsever'le gözgöze gelmeye niyeti yoktu. Yüzünün en güzel yeri olan uzun ve siyah kirpiklerini seyretti. Kırpışmasını, hareket etmesini, titremesini. Ta ki gözlerle günah işlemenin zevkini tadacak kadar. Zaten kirpiklerin kırpışması en güzel yandan seyredilirdi.

*

Uzun ağaçların sakladığı yeşil ormanda, bulunduğu yere çok yakışan Yaprak'ı o kadar uzun ve güzel seyretti ki elinde olmadan nedensiz bir yağmura tutuldu. Nedeni muhakkak olan ama o an çözemediği çözümsüz bir hüzne. Hemen sonra Yaprak'ın üzerinde de birikmiş damlalar fark etti. Birden ve o kadar şefkat duydu ki, Yaprak'ın üzerindeki damlalara dokundu. Karşılık veremedi ama o kadar iyi anladı ve hissetti ki kendi yağmuru da yatıştı.

Yağmur'un nedeni anlaşıldığında, bir son'a varabilirdi bu hikaye.

*

italicler;

"Tek başına dolaştığın derin yeşil ormanlarda,
Yaprakları kurutacak sonbaharı düşündün mü?"


Enis Behiç Koryürek / Düşündün mü?

"Gönlümdeki azgın devi rüzgarlara attım;
Gözlerle günah işlemenin zevkini tattım"


Hüseyin Nihal Atsız / Geri Gelen Mektup

Kuple XVX

"dibe vuruuup
dağılayım
ih-timaller denizinde"

Yüksek Sadakat / İhtimaller Denizi

*

Bu şarkıyı sevdiğim ve dinlediğim zamanlar -hatta tenefüste dinlettiğim arkadaşım sıraya ismini yazmıştı şarkının- yaşım şimdikinden 6-7 yaş daha küçüktü. O zaman da sonbahardı. Ve bu şarkı fırından yeni çıkmış, tapteze idi. En çok "bırak benii boğulayım gözlerinin tam içindee" kısmını severdim. Çünkü solistin sesi en vurucu orada idi. Belki de içimdeki sese en benzer orada idi. Şimdi burasını seviyorum.

Eylül Depresyonu

Bugün düğüne gittim. Hiçbir zerresine aidiyet hissi taşımayamadığım mekanı başta normal, sonra düşmüş suratımla seyrettim. Hiçbir eğlenceye ortak olamadığımı, üstelik bunu istesem de başaramacağımı, ucuz olmayan elbiselerimin üzerimde ne kadar olmamış ve çirkin durduğunu fark ettim. Makyaj dahi yüzümü güzel, canlı ve mutlu edemedi. Ne telefon tuşları, ne bir iki resim çekerim umuduyla yanımda getirdiğim fotograf makinesi, ne insanlar gönülcüğümü mutmain edemedi. Bacaklarıma, kaslarıma o kaka gerginlik hissinin neden olduğu huzursuzluk geldi. Aynaya bakmak ve yüzümü görmek için lavaboya gittim. İçerisi bomboştu ve yüzüm de. Aynada talan olmuş ve gözümün lambaları sönmüş yüzüme baktım. Beyaz tenli, uzun boylu, üstelik yüzü çok güzel bir kızı ve belki o an sahip olduğu her şeyden memnun şımarık hallerini elimde olmadan seyrettim. Belki de kısık gözle.

Belki sadece b vitamini eksikliğinin neden olduğu bedeni yorgunluk ve sürekli uyuma isteğini depresyon belirtisi saysam da, sonbaharın ilk günü böyle geçti.