13 Ara 2016

Keşfsever'in Öz'le Konuşması I

Ary Scheffer
Francesca da Rimini and Paolo Malatesta appraised by Dante and Virgil




















-Musavvir...

-Evet, suret yapan.

-Sıretlere münasip suretler yapan.

-Onu güzellikle yapan. Estetikle yapan. Bedaatle yapan.

-Kendi gibi yapan.

-“Zatıma mir’at edindim zatını / Bile yazdım adın ile adımı.” Özetlemiş mi?

-Güzellemiş.

*

-Bizim Yunus?

-Yunus gibi gelsem kaç kişi kanar bana? Susuzluğunun farkında değil ki insanlar.

-Yunus’un işi kandırmak değil. 

-Nedir Yunus’un işi?

-Yalın olan hakikati söylemek. Süslemeden. Sade.

-Sen hakikatle kanmaz mısın? Suya kandığın gibi?

-Hakikat’e kanılmaz. Hakikat’e teslim olunur. Ama doğru, hakikat’le teskin olunur. Suya kanar gibi.

-Seni teskin ediyor mu Yunus? Enim ateşimi artırıyor. Terimi döküyor.

-“Kalpler yalnız o’nu anmakla itminan olur.” Diğer tüm malayaniler insanı daha da acıktırıyor. Haz hep “daha” diyor. Oysa itminan olunca insan daha fazlasını istemiyor. 

-Haz duyanın nazı geçer. Allah’a.

-Vaz duyanın? Vaz 1 makamdır. Naz gibi. 

-Nadanı terk etmemişsin yaranı arzularsın.

-İstememeyi istemek. Matmazel Noralia diyor ya… “ben istememeyi istemekten başka ne arzu ederim?” işte bu; Vaz Makamı.

-Güzel diyor. Gel gör ki hayat o değil.

-Değil. Bu yüzden Keşfsever’im ya. Her yere gidip, hiçbir yerin insanı olmamak.

-Yahudiler gibi…

*

-Ben kılıcım. Zain. Keskin, önce ve zarif. Zeyl: ince.

-Ve süslü. Zeyl’i boş ver ben seni anlıyorum.

-Süslü değil zeyn’li. 

-Sen seni okuyana konuşuyorsun. Gözü sana takılana.

-Ben ruhumla konuşuyorum. Ruhumu duyana.

-Çığlık mı atıyor ruhun?

-Hayır. Bazen çok dingin. Bazen hınçlı. Bazen mahzun. Bazen kibr dolu.

-Sen çıktığın yerde yalnız kalmışsın. İnemiyorsun da.

-Benim Rapunzel saçlarım da yok. Kuyuda değil, tepede hapsoldum. 

-Sen uçmayı hemen öğrenip uçmuşsun. Şimdi konamıyorsun.

-Beni sadece gök kurtarabilir. Ya da gökten gelen 1 kurban.

-Kendimi görüyorum sende. Zatımı görüyorum. Eksikliklerimi görüyorum. Acılarımı. Ağlayışlarımı. Utançlarımı. Sessizliğimi. Bazen gürleyişimi.

-Ben köşeli yıldızları sevmem.

-Batanları da sevmezsin sen. Bilirim.

-Evet, İbrahim gibi.

-Bana kendini anlatma. Ben seni bilirim.

-İbrahim’i severim. İçimizdeki putları deviren İbrahim’i. 

-İbrahim… Bir kere rüyamda görmüştüm. Güzel adamdı.

-Ben hiç güzel rüya görmem. Zaten İbrahim de bana görünmez.

-Sen İbrahim gibisin. Sana görünce ne olur.

-Ben İsmail’im. Kurban bayramında doğdum.

*

-Müntekim. 

-Bu esmaları başına sıçratma.

-Neden?

-Bu halinden eser kalmaz. Sen olmaktan çıkarsın. Ne keşfin kalır ne inceliğin ne zarafetin. İstemeyi istemek gibi bir derdin yoksa varsın olmasın bunlar. Bu da senin hayatındır. Sen zarifsin. Kanatların da zarif. Pıtı pıtı uçuyorsun. Uyu. Uyu da kanatlan bakalım.

-“Uçurumları sevenin kanatları olmalı.”

*

-Senin gözlerine daldım.

-Ben köşeli yıldızları ve tez kızaran gülleri sevmem.

-Biliyorum neyi sevip sevmediğini.

-Ben bilinmek istemiyorum. Keşf edilmek istiyorum.

-Neyin gizli ki keşf edeyim? Ben senin ruhun duyuyorum. Sen beni duyuyor musun? Duyabiliyor musun?

-Ben yankımda yaşıyorum. Yankımda kayboldum. Gürültü var. Kendimi duyamıyorum. Yankımı da.

-Ne diyorsun gürültü içinde?

-Ağlıyorum.

-Ne için?

-Kayboldum.

-Ah benim güzelim.

-Ben kimsenin değilim. Kendimin de değilim. 

-O sürgüleri indir. Savaşmıyoruz.

-“Gözlerim nemli değil, gözlerim namlu”

-Gözlerini gördüm. Bana kendini anlatma.

-Karadelik görünmez ki.

-Karadelik değil gözlerin.

-Karadelik.

-Gözlerin gök. Gözlerin kubbe.

-Gözlerim mezar.

-Gözlerini severim ben. Ama ben kızarmam. Ben senin tetikteki elini de severim.

-Ben tez kızaran gülleri ve kolay sevenleri hiç sevmem.

-Ben bir tek seni sevmem. Ben tetikteki elini senden dolayı sevmem. Gözünü, ağzını senden dolayı mı severim? Ben kızarmadan severim. Ben yekünü severim.

-Ben egoist ve kıskanç Yehova gibi severim. Ben her güzele gönül verenleri de sevmem. Sevgisini sınamamış olanları. 

-Köşeli yıldızları sen mi yarattın?

-Benim tanrım Rahman ve Rahim. Benim hiçbir köşem yok. Ben tek köşeli yıldızım. 

-Sen sevmemişsin. Seversin sen de.

-Ben hiç âşık olmadım. Ben bir kez öleceğim. Tek bir kere. 

12 Ara 2016

Donuk Bakışın Sesi



(02:44 - 04:28) arası.

Yıllar sonra şık 1 mekânda birbirlerine,
önce kayıtsız,
sonra donuk,
en son belirsiz 1 acıyla bakan eski sevgililer rastı.

10 Kas 2016

Lost on You.



LP / Lost on You.

*

Zarif 1 düşmek'i,
Alalade 1 yürüyüşe yeğleyenler için.
Derin 1 mağlubiyeti,
Sığ 1 zafere yeğleyenler için.

Ruhnevaz*







Ruhların frekansı var
"Rast Makamı"nda buluştukları
istasyonları.
Hologramları var aşk auralı.
Ve müzikleri...
Radyolarında çaldıkları.


*:Hüseyni Aşiran perdesinde buselik beşlisine Buselik perdesinde Kürdi dörtlüsünün eklenmesiyle oluşmuş bir makamdır, buselik makamının inici-çıkıcı rast şeddidir.

Bazen de buselik makamının ikinci türü şeddi olarak Hüseyni Aşiran perdesinde Buselik beşlisine Buselik perdesinde Hicaz dörtlüsü eklenmiş dizi olarak kullanılır.

Seyir; güçlüsü Buselik perdesi civarından seyre başlanır. Yeden Kaba Nim Hisardan sonra karar Hüseyni Aşirandır.

7 Kas 2016

Ruh Nadası



"You're frozen when your heart's not open
Kalbin açık değilken donuyorsun

You're so consumed with how much you get
Aldığın kadarıyla bitirilmişsin

You waste your time with hate and regret
Zamanını pişmanlık ve nefretle harcıyorsun

You're broken when your heart's not open
Kalbin açık değilken bozuksun"

*

Ruhta sesini bulan ifadesini neden bulamıyor? 
O kadar mı kayıp harfler, o kadar mı haris Türkçem ve bu kadar mı ketum kalmış lâl dilim?

Hâle tanım giydirmekten başka avuntu veremeyecek kelimeler. Yine de deneyelim; 'Ruh Nadası'
Kelimeler yanmışsa ve ruh nadastaysa,
ruhu mutmain edemese de en iyi teskin eden şeye; nağmelere iltica edelim:

"If I could melt your heart 
Eğer kalbini eritirsem
We'd never be apart
Asla ayrı düşmeyiz
Give yourself to me
Kendini bana ver
You are the key
Sen anahtarsın.

If I could melt your heart
Eğer kalbini eritebilseydim…"

25 Eki 2016

Aşık Şarkılar



Frank Sinatra / I Love You Baby.

Bazı şarkılar o kadar aşık ki... Söyleyeni, bestecisi dahi değil, bizatihi kendisi. Frekansı öylesi afrodizyak ki hologramına girdiğiniz an ve o istasyonda kaldığınız sürece siz de aşıksınız. 

Bu şarkı... Geliyor, ruha dokunuyor, dokunuyor ve gidiyor. Belki de her şey şarkılar yüzündendir. Filmler yüzünden. Kitaplar yüzünden. Resimler yüzünden. Sanat yüzünden. 
Ruh yüzünden.

20 Eki 2016

.: Pygmalion :.

En sevdiğim mitolojik kahraman.
Pygmalion.
Yontuğu heykele aşık olan adam...

Jean-Baptiste Regnault / Pygmalion  1786.









Jean-Léon Gérôme / Pygmalion and Galatea,1890
Étienne Maurice Falconet / Pygmalion et Galatée1763

19 Eki 2016

Ruhların Frekansı

Yıllardır düşündüğümü Sibel Tanyel Hanım ifade etmiş.
Mesele bu işte. Ruhların frekansının 1 tutması.
Aşk'ta da o frekansların muhteşem bir şarkıyı beraber, birlikte değil 1 çalmaları oluyor malum kaide.


"İki insan, aynı ya da birbirine yakın frekansta iseler ancak
ortak bir şeylere sahip olur ya da yan yana gelebilirler.
Bunun dış görünüş, kültürel geçmiş, eğitim, deri rengi, mali durum, ülke, ilgi vs ile en ufak bir ilgisi yoktur.
İki insan ancak aynı frekansa sahipse, yan yana gelir ve birlikte olurlar.
Bu yüzden arkadaşlar yan yana gelirler.
Yine bu yüzden arkadaşlar ve eşler birbirlerinden ayrılırlar.
Aralarından birinin frekansı yükselir; diğeri aynı kalırsa, ikinci kişi diğerinin hologramından düşer.
Ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar,
diğerinin frekans aralığının dışına düştüğünden bağlantı kuramazlar.
Hiç düşündünüz mü, okuldan bazı arkadaşlarınız artık arkadaşınız değildir
ve onlarla hiç bir bağlantınız yoktur?
Çünkü frekansınız değişmiştir ve literal anlamda onları “gö re mi yor su nuz dur” artık.
Bizler gerçeği, şimdiki kitlesel bilincimizin odaklandığı bir alt boyutta var olan
frekans bantlarının titreşimlerinin düşünce formları şekliyle algılayabiliyoruz.
Yani örneğin DNA sarmallarınızın 5 tanesi aktive olmuşsa
ve bilinçliliğiniz beşinci boyuttaysa düşünce formlarının
4. Boyuttaki gibi yoğun (katı) olduğunu görürsünüz.
Bu yüzden farklı insanlar, yaşamı bütünüyle birbirlerinden farklı algılarlar.
Bilinç ve DNA aktivasyon düzeyi farklılıkları yüzünden…
Düşünün bakalım dışarıdaki gerçekten tuhaf kombinasyon oluşturan çiftleri,
asla yan yana gelmelerini hayal bile edemeyeceğiniz insanlar birliktedirler.
Birliktedirler çünkü aynı frekanstadırlar.
Konuya frekans açısından bakarsanız;
kendinizin de neden artık bir takım insanlarla birlikte olmadığınızı görürsünüz
ve ilişki “yürümüyorsa” kendinizi kötü hissetmek zorunda kalmazsınız.
Eğer frekansları uyumlu değilse 2 kişi yan yana duramaz.
Aynı şekilde eğer rezone olmadığınız bir çevrede çalışıyorsanız, orada fazla kalamazsınız.
Gerçekten de o çevre ve oradaki insanlarla aynı titreşimde salınmadığınızı hissedersiniz..
ve sonunda sizin oradan ayrılmanızı gerektirecek bir olay vuku bulur."

Sibel Tanyel

Aşık Olma An'ından Hemen Sonrası Şarkısı.



Elvis Costello / She.

Bu sabah rüyamda ne gördüm bilmiyorum ama uyandığımda içimde bu çalıyordu.

Aşık Olma An'ından Hemen Sonrası Şarkısı.

Vurulmadan hemen sonrası şarkısı.

İçin sermest, tek ve tepede, en tepede dans ettiği şarkı.

6 Eki 2016

Müntehir Filmleri: Sylvia, 2003

Kadın, yazar, yazmak ve 'müntehir'lik üzerine.
Sylvia Plath üzerine.

28 Eyl 2016

Zeynep MERDAN / Gayret Makamı

Yaratıcıya ve yazgıya küsmek. Gücenmek. 
Deli gibi onunla konuşmak istemek ama kaçmak... Sitem etmek. 
Mutsuzluk değil bu. Anlayın işte.
Aşk.

Birazcık râm almak istesem dünyadan. 

Birazcık tadına varmak istesem yeryüzü bahçelerinin. 
Yehovalaşıp, 
seni düşünmeye mahkûm kılıyorsun.

Verme.
Neyi istiyorsam verme.
Kahret içimi. Düşür halimi zelil, mahlûklarının içinde.
Sana karadelik gözlerimden güzel, bakamayacak hiç kimse.

26 Eyl 2016

Zeynep MERDAN / Aşk'a Tenkid


















Sizin aşk diye vehmettiğiniz şey, 'cool' sıfatlara meyl'den ibaret.
Bu yüzden hepinizin başka insanlarla ikamesi var.
Ve aşk diye 1 şey yok.

*

Sevmek di'li geçmiş zamana münhâsır sanki. Sevmek nostaljik 1 eylem ve şimdiki zamanda hükmü bulunmuyor sanki.
Tam da bu yüzden... İnsanın âşık olduğunu idrâk etmesi onu kaybetmek mesafesinde. Çünkü sevmek, geçmiş zamana münhasır.

*

İnsan yenileceğini anlayınca ama henüz yenilmemişken 'kaçar' Yeneceğini bildiği halde bırakınca ise 'vazgeçer'

İnsan 'vazgeçtiğini' çok sever. 'Kaçtığına' ise; âşık olur.

Reddetmek ve vazgeçmek. İkisi de tenezzül etmeyişin en soylu fiilleri. Tek farkla... 'Vaz' sevilene; 'Red' sevilmeyene karşı yapılır.

*

Kırılmak ve Sevmek: Sitem Makâmı. Kaçmak ve Sevmek: Naz Makâmı. Terk etmek ve Sevmek: Vaz Makâmı. Yanmak ve Sevmek: Avaz Makâmı.
Tevâfuklar ve sevmek: Rast Makâmı.

*

Birini çok sevmek o insana sizi kırmak, paramparça edebilme kudreti de vermek demek. İnsan en çok; en çok sevdiğine kırılır.

Nefretin oluştuğu nokta burada işte. Nefret çoğu zaman 'bir zamanlar pek sevilen' muhataba karşı en yoğun hâlini bulur.

1ine 'her şey' olmayacağını yeîsle ve kâhırla idrak edince 'hiç bir şey' olmayı göze alan taife de bu noktadan yol alanlar işte.

Tıpkı şöyle; 'madem ki her şey olamayacağım; o zaman hiç kalacağım.'

*

Birinin kalbini kibrinden daha çok kırmışsanız sizi çok sevmiştir. Kibrini kalbinden daha çok kır(abil)mişseniz size aşık olmuştur.

Benliğin hasar görmediği 1 aşk olamaz. Benliğini delik deşik edebilme kudreti gösteremediğiniz muhatabınız size aşık falan olmamıştır.

Şefkatin, merhametin olduğu yerde aşk peyda olmaz. Aşkın gebe kalabilmesi için benliğin ırzına geçilmesi şarttır.

*

Zamanla geçecek en fazla izi kalacak 1 yarayı inatla kanatıp, ölene dek geçmeyecek bir vebâya dönüştüren şey;
Aşk.

23 Eyl 2016

19 Eyl 2016

Mükaşefetül Kulub*

Enrique Simonet / Otopsi, 1890

Kalplerin Keşfi.

Zeynep MERDAN / Güzel'e

O kadar güzel göz, burun, dudak, yüz suret, beden, kadın, erkek falan filan var ki; insan güzelliğin dahi 'başka'sını arıyor artık.

En vasat yüz dahi burun, dudak estetiği, en sıradan göz dahi lens, eyeliner, kaş ektirmeyle 'güzelimsi' görülebiliyor.

Platon'un yüzyıllar önce sorduğu o soruda şimdi aklım; "Ti esti to kalon?"
Hakikaten, neydi hakiki güzel olan?

Sıkıldım... Instagramda dahi yüzbinlerce 'güzelimsi' beden, yüz, kadın, erkek falan filan dolu. Bu kadar çok güzel olamazsınız. Hakikaten.

Güzel ol(a)madığı için güzel olmayı umursamamaya çalışanlarda değil ama 'güzellik kaygısı' olmayanlarda 1 güzellik olduğunu düşünüyorum.

'Vasatlık hıncı' menbaali anti olan üzerinden benliğini var etme bu ama bu kadar çok güzelin(!) olduğu 1 dünyada güzel olmak istemiyorum.

*

Özdemir Asaf'tan Platon'un "Ti esti to kalon?" Benim "hakikaten, nedir hakiki güzel olan? sorularına 1 cevap var;


"Onun güzelliğini herkes görüyorsa o bence az güzeldir.
Herkes biliyorsa o bence hiç güzel değildir.
Onun güzelliğini yalnız ben görüyorsam bu sevgidir. 
Yalnız ben biliyorsam bu aşktır.
Hiç kimse görmüyorsa bu yalnızlıktır."

*:Özdemir Asaf / Yuvarlağın Köşeleri, Güzel'e

17-85

Ruh öylesi 1bir şey ki...
*
Meâli; tefsîr, Kelimeyi; mânâ, Teması; tesîr, Sahip olmayı; aidiyet, Hazzı; aşk, Cansız bedeni; insan yapıyor.

7 Eyl 2016

Zeynep MERDAN / İncelik Bilgisi

İncelik Bilgisi.
Aklın ya da zekânın değil; 'Ruh'un Bilgisi'

Sadece feylesofların, sanatçıların, dervişlerin, Münkesîret-ül Kulûp(Kalbi Kırıklar Zümresi)ların değil, Şeytan'ın da bilgisi...

Insan'ın yazgısı Adem'de, ruhun tüm karanlık renkleriyse Azâzil'de. Azazil... Şeytan'ın(Kovulmuş) ilk adı.
"İncelik Bilgisi"nin ilk âlimi.

*

"Tezatların Raksı..." 
İnsan, en çok saklanırken görünür. 
İnsan, en çok ortadayken fark edilmez. 
İnsan, en güvendiği yerinden vurulur.
İnsan, en çok sevdigini en çok üzer.

 *

Ve Şeytan; "Ben en çok günah işletirken aziz görünürüm." 
Shakespeare / 3.richard (Perde I)

Hey Âdem! Toprak adam! Sefil kadın zaafını "ben onun rezilliği ile alay ediyordum" diyerek kamufle ettiğin "fahişe"den daha pisliksin sen!

Hey Politikacı! Hey politik duyarlı! Mâzlumlar ve sorunlarını kişisel kariyerine sermâye ettiğinden düşman addediğinden daha düşmansın sen!

(...)

"Sayısı nefisler adedince" örneklere ând olsun ki; örnekler bitmez bu bâhse. O halde kapanışı yapalım. 
Shakespeare'yle.
Perdenin/Yaşamın sonunda söz yine Şeytan'da;

*

"Şimdi kim bana namussuzluk ediyorsun diyebilir?" Shakespeare / Othello (Perde 2, Sahne 3)

"Suyun Sızladığıdır"

Acıyı dindiren merhem,
merhemin yarasını kimseler bilmez.

*

Aşığı aşık eden maşuk,
maşuğun aşkını kimseler bilmez.

*

Azazil'i günahkar eden Rab...
Rabbin günahını(!) kimseler bilmez...

Karadelik Sorular V

Siz hiç size vereceği özlemi keşf için 1irini terk ettiniz mi?

27 Haz 2016

Ruh Taifeleri


















Sorduğum en güzel soru olabilir bu.

Ruhunuz...
Bu alemde,
Hangisi?

-Yalnız.
-Tek.
-Ayrı.
-Eşsiz.
-Kayıp.

*
Zeyl:

Yalnız: Varoluşçular.
Tek: Hakikatçılar.
Ayrı: Müntehir Taifesi.
Eşsiz: NLP, Kişisel Gelişimciler.
Kayıp: Orpheus.

10 Haz 2016

Zeynep MERDAN / Müsebbib



Biliyordum Tanrım. Biliyordum.

İlk görüşte ruhumu böylesi vuran bu fotoğrafın sahibesinin sıradan bir ruh olmadığını biliyordum.
Aylar önce bir tesadüfle karşıma çıkan bir fotoğraftı. Kendi aşk tasavvurumu bir kareyle “hançer gibi keskin çiçekler gibi ince" anlatmasının dışında okun ucunda neden kadının durduğuyla dikkatimi çeken ve vuranın değil de, vurulanın kadın olmasıyla dikkatimi çeken bir fotoğraftı.



Ve birkaç gün önce. Bir video. İsmi manidar. "How i became the bomb?" Şarkı sanırım Marina ve Ulay için yazılmış, çevirisi değil ama sözleri şurada;
http://lyricstranslate.com/tr/how-i-became-bomb-ulay-oh-lyrics.html

Aldatıldığından terk ettiği ve kendi gibi sanatçı olan muhatabıyla 21 yıl sonra karşılaşan kadının o videosu. Kadın alabildiğine naif, güçlü ve kırmızı. Muhatabı karşıdan geliyor. Cürümünün verdiği ağırlık yıllar geçse de omuzlarında, yüzü mahcup. 21 yıl önce gördüğü muhatabına görünecek, ceketini düzeltiyor, heyecanlı. Ve umursamaz. Yıllar geçse de ve hatta hatasının müsebbibi o ruhla, umursamaz. Muhatabının karşısında şimdi.

Kırmızı, muhatabının yüzünü gördüğü gibi tebessüm ediyor. Çünkü aşk.
Gözleri doldu. Çünkü yara.
Gözündeki yağmurla bakıyor. Çünkü mecruh. Kalb-i mecruh.
Ellerini uzattı. Çünkü şefkat.
Ellerini geri aldı. Çünkü gurur.
Adam tebessüm. Çünkü affedildi.
Adam gidiyor. Çünkü aşksız.

*

Belki adam da aşıktı ama kadın daha çok sevmiş, dedim. Ve belki de hepsi yıllar önce beraber çekildikleri o fotoğraf yüzündendi.

Vuranın değil de vurulanın kadın olduğu fotoğraf yüzünden.

Zeyl: Burada Marina ve Ulay'la ilgili daha fazla detay var;
http://listelist.com/marina-ulay/

26 May 2016

.: Gece, Yağmur ve Tekliğim :.

Sultanahmet, 2016 / Mayıs.

20 May 2016

.: ben ne yaptım? :.

Flavitsky / Princess Tarakanova,1864
Yeis'in değil,
zevk veren bir günahtan sonrasının resmi.
Artarak azalan şu ritmde;
"ben ne yaptım?"

5 May 2016

Zeynep MERDAN / Vitam Impendere Vero*

Rousseau'nun mottosu, 1764.
*: Aynı gün, kimi yazarların bana gönderdikleri kitapçıkları düzeltirken, Rahip R'nin defterlerinden birine rastladım. Başlığına şu sözleri koymuştu: "Vitam vero impendenti."

Jean Jack Rousseau
Yalnız Gezerin Düşleri, Dördüncü Gezi.

*

Jean Jack Rouesseau’nun Juvenal’dan alıp, yazgısına belki de mahlas seçtiği o güzelim tanım; Vitam Vero Impendenti. Sözlükler bizi kandırmıyorsa “yaşamını hakikat uğruna riske atan kişi” mealinde. Bir filozof için ne kadar da münasip bir mahlas değil mi?

“Kişi” ama kişi kim? Her bir kelimenin üzerine onlarca mana giydirmişken zaman, kelimenin ve kastın hakikatini nasıl bileceğiz? Kelimeleri zamanın kirlettiği anlamlarından yıkayıp safi manalarına ulaşmak için illa Hermeneutik mi öğrenelim? Gerek yok. Neyse ki makalenin didaktikliğinden ve soğuk kasvetinden bizleri iltica ettiren denemelerimiz var sığındığımız.

Hangimiz kimliğimize tarif diye muhatabımızın kötü kurulmuş bir cümlesinde özetlenmek ister? Hangimiz küfür saymaz muhatabımızın daracık ufkunda peyda olmuş bir cümleye sığmayı? –bir insanı bir cümlede özetlemek küfürdür çünkü.- Belki de Spinoza “kimlik bedenin hapishanesidir” derken bedene hapsedilmiş, ruhumuza dayatılmış ‘verilmiş kimlik’leri teşhisliyordu.

Ben üzerine, kimlik üzerine, ruh üzerine, mahiyeti açıklanamayan insanın hakikatini ifadeye yeltenen her bir disiplinin –felsefe, psikoloji, din, sosyoloji …- kendince tanımladığı kavramlar üzerine sayfalar yazılır, yazıldı, yazılsın, tüm bu kelimelerin cümlelere koşması için şartlar müsait.

Amin Maalouf, Ölümcül Kimlikler’inde “kimliğim beni başka hiç kimseye benzemez yapan şeydir” derken onun özgeliğinden bahseder. Eşsizliğinden. Veril(e)meyişliğinden. Seçilmişliğinden. Ve hissedilen tüm aidiyetleri “kişiliğin yapı taşlarıdır, doğuştan gelmediğini vurgulamak koşuluyla neredeyse ruhun genleri denebilir onlara” yla özetlerken kimlik denilen şeyin aslında kişinin kendi ruhunu tanımlama biçimi olarak mı kast ediyor? Bence öyle. Çünkü kendi ruhuna, kendi varlığına kendi kelimeleriyle tanım giydiremeyen kişi gerçekten var olabilmiş midir? Yada kaliteli(!) diye yamandığı, tıpkı pahalı bir markanın arması gibi taşımaya yeltendiği “ithal kimlik”lerde ne kadar kendi olabilir bir insan? 

İran’dan, Fransa’ya aslında dünyaya açılmış, dönemin Fransız varoluşçularıyla zihin dostluğu kurmuş, hatta tanrıtanımaz Sartre’ye; “Bir dinim yok. Ama birini seçmek isteseydim o Şeriati’ninki olurdu.” dedirtmiş o adam; Ali Şeriati, İnsanın Dört Zindanı’nda bu seçilemeyişi, toplumun kişiye verdiği, dayattığı kimliği öylesi güzel teşhisliyor ki; bize bir an evvel bir kimliğe ait olma, kendi kimliğimizi yaratma ya da en azından bize dayatılmış kimlikleri sorgulayıp tüm bu toplumsal kamburlardan azad olma lüksü bahşediyor.

Ali Şeriati’nin kendi kavramsal dünyasında “insanın dört zindanı” olarak tanımladığı şey de tam da bu azad olamayışa hem teşhis hem de merhem oluyor. Öğretisine göre; doğan her insan 4 zindanın içine doğuyor ve bu dört zindandan varlığını azad edemedikçe de kendini gerçekleştiremiyor. 4 zorlayıcı güç olarak ifade edilen ve;
1. Natüralizm (Doğanın zorlayıcı gücü)
2. Historizm (Tarihin zorlayıcı gücü)
3. Sosyolojizm (Toplumun zorlayıcı gücü)
4. İnsanın kendisi olarak ayrımlanan bu zindanlar ruhumuzu, aklımızı, irademizi, tavrımıza öylesi tahakküm kuruyor ki biz aslında biz olamıyor, ailemizin, toplumumuzun küçücük bir örneği, kopyası, taklitçisi oluyor ve bize verilen kimliklerin yazgısına mahkûm kılınıyoruz. Ve kendi benzer türevlerimizle prototipliğin ve tahmin edilmiş geleceklerin vasat yazgılarına sürükleniyoruz.

Yine ölümcül kimliklerde Maalouf bu zindanlardan azad olamayan toplumların toplumca işledikleri günahın sonuçlarının nedenlerini misalliyor;

“Kolayına kaçıp birbirinden farklı insanları aynı kefeye koyuyoruz, gene kolaylık olsun diye onlara cinayetler, toplu eylemler, ortak görüşler yüklüyoruz. “Sırplar katliam yaptı” “İngilizler yağmaladı” “Yahudiler el koydu” “siyahlar ateşe verdi” “Araplar reddediyor” filan ya da falan halk hakkında “çalışkan” “becerikli” ya da “tembel” “kuşku verici” “sinsi” “kibirli” ya da inatçı diyerek duygusuzca yargılarda bulunuyoruz ve bu da kimi zaman kanla sona eriyor.”

Ve devam ediyor;

“Bir insanın kimliği başına buyruk aidiyetlerin birbirine eklenmeleri demek değildir, kimlik bir yamalı bohça değildir, gergin bir tuval üzerine çizilen bir desendir; tek bir aidiyete dokunulmaya görsün, sarsılan bütün bir kişilik olacaktır.”

Tüm bu alıntılar savın güçlenmesi için kuşanılan zırhlar değil. Bunların hiçbirini anti-milliyetçilik, anarşizm güzellemesi değil. Mensup olduğu, mensubu doğduğu sosyo-kültürel kimliğe karşı bir aidiyet hissedemeyenlerin hınç dolu karalamaları değil. Bir kayboluş değil. Olsa olsa gayreti ölçüsünde kaydadeğerliği artan bir kimlik inşası çabası. Çünkü kim sorusu ve bu soruya eşlik eden cevap öylesi mukaddestir ki “kendini bilen rabbini bilir” ile bir hadis mertebesine, kim ve varlık arayışıyla bir felsefe türü(ontoloji)ne çıkabiliyor.   
O halde biz kimiz?
Aynadaki yansımamız yüzümüze bağırıyor şimdi.
-Kimsin sen?

*

Sen kimsin, kimi zaman kısa bir tanışma cümlesi kimi zaman karşımızdaki muhatabı hakir görme hakir görme cümlesi ve kimi zaman tüm bir kâinattaki zerre büyüklüğündeki mevcudiyetimizi idrak etmenin başlangıç mertebesi. Ben sonuncusuyla başlıyorum.

Sen kimsin sorusu bize ‘verilen’ isimle açıklanamayan, yaptığımız meşgalelerle yakından uzaktan ilintisi bulunmayan yüce bir soru ve bu yüce sorunun muhatabı ancak soru kadar mukaddes bir varlık olabilir. İnsan. Koca bir kâinata varlığını sığdırabilen ve bazen kabına bile sığamayan insan.

1 insan. Bir tanım. Bir isim. 1 kimlik. Bir ad. Bir mahlas. Bize ‘verilenlerle’ değil de seçtiklerimizle kendimizi tanımladığımız an, evrendeki mevcudiyetimizin idrakine varmış ve kim olduğumuz sorusunun cevabına yaklaşmış oluyoruz. Öyle değil midir? İsmini kendi seçemez insan, kendi kendine lakap takamaz. Fakat en zarif, en klas müstearları giyinebilir insan. Süslenebilir en kalifiye mahlaslarla.

Tam da bu yüzden kendimi ve kimliğimi bana ‘verilenlerle’ değil, ismimle değil, başarılarımla değil, mesleğimle değil, ırkımla değil, özgür irade ve kişisel gayretimle ‘seçtiklerimle’ tanımlıyorum.
Kendim için kendime kendi koyduğum ad ile.
Ben, Keşfsever.


*

Sen kimsin?

3 May 2016

.: Sapyoseksüel Doğumu :.

























Doğurdum
Öz bilincimden
Kafatasımı.

20 Nis 2016

.: tek'insiz :.

2016, Nisan
Çankaya.

























Yaşasın. Karanlık. Lambalar. Sokaklar. Teklik. Ve tekinsizlik.

19 Nis 2016

Ukdem Çiçekleri

-Vaz Makamı, Adagio

Demek ki ben. Tesir
Edememiş
Ruhuna
Esememiş
Rüzigar
Getirememişim.

Demek ki. Ben
Onlarca dünya meşgalesiyle. Rekabet edememiş
İçinin gündemine varamamış
Bir mektup gibi
Mahcup bir rica gibi
Hiç gelmeyecek sıralardaki
resmi bir evrak gibi. Bekletilmişim.

"o bunları anlatırken ben yanında yürür,
yol boyunca çiçekler toplardım..
onları özene bezene bir buket haline getirdikten sonra akıp giden ırmağa atar,
suyun üzerinde hafifçe kayarak gidişini arkadan seyrederdim."

 Goethe / Genç Werther'in Acıları

Nehrin kenarına bırakılan koparılmış çiçekler gibi
Sürüklenmiş
Akıp gitmiş
Bitmişim.

Hiçmişim.

2016, Nisan

1 Nis 2016

.: Mahpus :.

























İbrahim. 
Ruhumu teneke kutulara koyup da, 
Hapseden kim?
*

Bazı an'lar şiir. Tıpkı... Yazgısına sitemlenen bir genç kadının, ruhdaşı 1 genç kadına gözündeki yaşlarla bu fotoğrafı göstermesi gibi.

.: uyuma pozisyonları :.




















En az cenin pozisyonu kadar vurucu bir uyuma pozisyonu; 'yağmurdan sonra' Zeyl: Yağmur dedimse iç'in yağmuru.

.: Hayatımın Sahnesi :.

Ayn Rand'ın aynı isimli kitabından uyarlama,
1949 yapımı "The Fountainhead"






















1 Feylesof, 
1 Kral, 
1 Derviş, 
1 antik Yunan heykeli, aynı anda hepsi olabilen biri varsa Ruh Müzem'e hapsedeceğim.

Ayn Rand bok yesin, Kurban Bayramında doğma şerefine nail olmuş bir Ismail ve Asaf Halet Çelebi sever olarak putları en zarif ben kıracağım.

Siz hiç delicesine kırmak istediğiniz bir heykele âşık oldunuz mu? Olmadınız. Olamazsınız.

.: Şeytan :.




















İbn Arabi'nin Şecetetül Kevn'inde İblis ve Muhammed arasında 1 konuşma geçer. O pasajdaki resmi nihayet buldum; bu.

Evet, bu... İns'e bürünmüş Şeytan'ın sureti tam olarak bu.

Ve nağmesi... Şu keman solosunun her zerresinde onun o ayartıcı, küstah ve tekinsiz ruhunun karanlık zarâfeti var...

https://www.youtube.com/watch?v=hgg_JM9BDCE

31 Mar 2016

Karadelik Sorular VII

Arkadan ve sırta saplanan bir hançerin kalbi delip geçme olasılığı kaçtır? 

(Zeyl: Âşıklar cevaplamasın.)

Karadelik Sorular VI

Bir mektup mürekkebi olarak kan mı daha vurucu yoksa gözyaşı mı? 

.: Keşfsever :.








Yaşıyor 
ama geceleyin.
Melek fistanlı
ama tekinsiz.
Yürüyor
ama 'uçurumlarda raks edenler'den zeminsiz. 
Düşecek... 
Ama.









16 Mar 2016

"Yeryüzünde Hiç Kimse Masamın Üzerindeki Bu Muma Nasıl Baktığımı Bilemez"

Urs Fischer bu post çağın İşviçreli heykeltraş bir sakini.
Ali Şeriati ise ruhunun hemen her halini sevdiğim İranlı bir mütefekkir.
Aralarında yıllar, yollar var.
Ama "rast makamı"nda ne de güzel çarpışmışlar değil mi?

"Yeryüzünde hiç kimse masamın üzerindeki bu muma nasıl baktığımı bilemez" diyen bir Ali Şeriati ve aynı hali, aynı ruhu taşlara oyan İsviçreli bir heykeltraş.

Mana ve madde.
Şark ve Garb.
Müthiş karışım.

*

Mum bir anlamda ben demektir.

Oturdum ve mum ışığının güzel cilvesine gözlerimi diktim.


Yeryüzündeki hiç kimse masamın üzerindeki bu muma nasıl baktığımı bilemez.


Bu mum benden başkası mıdır? İşi nedir? Yanmak, alevlenmek, ağlamak, erimek, konuşmamak, durmak, yok olmak…
…geceleri uyumamak,  gündüzlerden korkmak, her an eksilmek, gözyaşı tırnağıyla varlığını tırmalamak, damla damla erimek…

Ah! Benimle mum arasında ne büyük bir benzerlik var.
Mum ben değil miyim?
Kendini soyutlamak işte budur.



Ali Şeriati  / Yalnızlık Sözleri I
(Syf: 135-137)

Heykeller: Urs Fischer 



2 Mar 2016

Zeynep MERDAN / Yarım Yüzyıl Sonra Akıbeti Görülen Mısra


"Benim geçmiş zaman içinde yan gelip yattığıma bakma
Ben geleceğin kara gözlü zalimlerindenim"

*

Desem ki, ruha bu “keşf” dolu yazgıyı lütfedenin içime koyduğu bu keşf gözlü arzuya sonsuz bir zaafım var.
Desem ki, ölüm tarihleri çoktan bilgi çağının kapsama alanı dışında kalsa da, tanışmak istediğim, konuşmasam dahi, gayb perdesinin ardını açacakmışım da oradan bir şey keşf edebilecekmişim gibi bakma cezbesi duyduğum insanlar var.
Desem ki bir mısrasının hatırına dahi görmek istediğim insanlar var.
Desem ki yirmili yaşlarda “Ben geleceğin kara gözlü zalimlerindenim” demiş genç bir ruhun atmış yıl sonra temaşa edilen halinde, gözlerinin akıbetini görebilmek şansım var(dı).
Desem ki demeden, desem ki demedim.
Dedim ki; gördüm.

*

Sezai Karakoç’la ve “geleceğin zalim gözlülerinden” olacağı ahdedilmiş gözleriyle tanışmamın perde arkası böyleydi işte. Ne keşf ettim bilmiyorum ama Haseki Yüce Diriliş Yayınevindeki belli ki kadim dostlarıyla çevrelenmiş sohbet odasını görünce kasılmadım değil. Kılığım ‘kadınlarla göz temasından dahi -kaçınmak değil- sakınmak terbiyesi ile hâllenmiş’ bu hemen hepsi Yüce Diriliş ülküsüyle yetişmiş adamların ortasında elbette ki münasip olmadı. Neyse ki abes düşmedi. Sıkılgan kollarım pantolonlu bacaklarıma perde, mahcup sesim -tam da Mevdudi’nin Hicab’ından sonradan bir öğrenmişlikle- mütedeyyin hanımların o incecik sesini aratmayacak şekilde konuşma notasını buldu. Buldu da ben hemen hepsi mütedeyyin adamların tam ortasında geleceğin zalim gözlülerinden biri olacağını ahdetmiş o ruhun gözlerinin tam içine bakarak soru sorabilme raddesine varabildim.
Fakat ne yazık ki, fakat müteessirim ki, on küsur adamın ortasında bir sandalyenin üzerinde sonradan iliştirilmiş gibi oturan ‘mahcuplanmış cüretim’ şiir, estetizm ve kadın bahsini açabilecek o güzelim raddeye varamadı. Sosyoloji, Yakın Türk Siyaseti, İslam Medeniyeti üzerine yapılmış mülahazalar ve çeşitli güzellemeler, Gün Doğmadan’ın bence en güzeli; o “Köşe”ye varamadı ve ben geleceğin kara gözlü zalimlerini sormuş bulunamadım.

*

Yine de cevap bulmadım mı. Cevabı gözlerde aranan bir sorunun cevabı elbette ki dudaklardan çıkan da değil, gözlerde bulunacaktı. Buldu da.
“Ben geleceğin” dediği yerde mısranın; genç bir idealin seksen yaşında nasıl “biz sesimizi duyuramadık” ukdesine vardığını,
Erbakan ve taifesinin seçilme öyküsünü dilinden dinlerken tek bir kötü söz söylemeden de edepli bir eleştirinin yapılabileceğini,
Israrlı bir güzellemeyle “İslam ümmeti değil İslam milleti” vurgusunun hakikatli ilhamını,
Yapı Taşları ve Kaderimizin Çağrısı kitabından özenle ve sesinden okuduğu “Ey Krallar, Ey Sultanlar size sesleniyorum”la hitaplanan pasajdan ve ukdelerden, gözlerine dolmuş ukdelerden buldu cevabı.

*

Sen geleceğin karagözlü zalimlerinden olamadın. Olamadın. Bir kez olsun beceremedin zalimliği. Durmadı zorbalık üzerinde. Yakışmadı mahzun ve sitemkâr makamda kırpışan gözlerine zalimlik.
Israrla, inatla ve keşfle baktım gözlerine. Sabırlı, sükûnetli, ille de hüzünlü, ukdeli ve yazgısına yeise varmayan bir ukdeyle bakan seksenlerine varmış huzurlu bir adamın karagözlerinden başka bir şey bulamadım orada.
Fakat mademki, ruha böylesi tesir bırakan genç bir ruhun tek bir mısrasının ödünçlüğü ve tamama eremeyişliği kaldı üzerimde; o mısrayı emanet edip ruhuma “ben geleceğin karagözlü zalimlerindenim” olmaya ahlanıyorum bir kez daha. Yıllar evvel ilk gençlime böylesi nüfuz etmiş bir şiirin tek bir mısrasının hakkını vermeye ahlanıyorum.
"İslam Ümmeti ya da İslam Milleti" adına olmasa da.
Kendimin ve ruhumun İslamı uğruna.

*

Dedi ve yoluna devam etti Keşfsever.