17 Mar 2017

Keşfsever'in Öz'le Konuşması III

Ford Madox Brown
The Finding of Don Juan by Haidee, 1869
“Hatırlarsınız, bir gün dergâhta aşktan söz ediyordunuz. Bir kuş gelip pencereden içeri süzüldü. Siz anlatımınızı sürdürdünüz. Kuş yanınıza sokuldu iyice ve gelip dizinize kondu. Siz bir şey olmamış gibi devam ediyordunuz, aşkın hallerini anlatmaya. Kuş, belki de bizden daha dikkatle dinliyordu sizi. Nihayet o İlahi sırdan söz ettiniz: ‘Beni isteyen Beni arar, Beni arayan Beni bulur, Beni bulan Beni sever, Beni seven Bana âşık olur, Bana âşık olana Ben de âşık olurum. Ben âşık olduğumu öldürürüm. Öldürdüğümün diyetini ödemek Bana düşer. Onun karşılığı da bizzat Benim.’

Kuş bunu duyunca dizinizden indi, tüm gücüyle gagasını yere vurdu ve ağzından kan boşandı, oracıkta can verdi.”

Muhyiddin İbn-i Arabi.

*

-Benim için tedirgin oluyormuş. Kendisine takılıp kalmamdan.

-Tavırların ya da ağdalı konuşmaktan. Sana üstten bakıyor.

-Bana üstten bakmıyor da, ben ıskartadayken başkalarını denemek istiyor olabilir. Belki alternatiflerden biri olarak tutmak istiyor beni. Ben böyleyken bir ilişki yaşayamazmış, evlenemezmiş.

-Fazla âşık göründün. 

-Öyleyim ama…

-Rakibin var mı?

-Hayır.

-Aşık olduğunu söyleme. Hissettir. Bakışlarınla. Tavır değişikliğine gideceksin. 

-Bir haftadır sallamıyorum. Kalbimde değil. Mantığıma taşıyacağım. Mantığımla yürüyeceğim.

-Uzun ve sabr dolu bir yol olacak bu. Gerçekten âşık mısın, bunu iyi anla. Sına kendini. İbrahim gibi sına.

-Ben onun putlarını kırıyorum. Hoyratça. Sinirlendiriyorum. Ağzına ağzına vuruyorum.

-Eğer gerçekten âşık çıkarsan o sınamak sonucunda, her şeyi göze al. Vakur şövalye ol.

-Bana aşk mesleğini mi öğretiyorsun?

-Ben aşk bilmem.

-Benim mesleğim aşk.

-Ben sana kadınlara tesir etme yöntemlerinden bahsediyorum. Vakur şövalye. Tavırların böyle olsun. Duygusal değil, tripli değil, ağlak hiç değil. 


*

İnsan âşık olduğunu nasıl anlar ?

-Kafam davul gibi.

-Anlatma. Ben keşf ederim zaten. Gerçekten âşık isen.

-Sen âşık olmayı öğren. Sonra keşf edersin.

-Aşk öğrenilmez.

-Tecrübe et.

-Buradan bile aşk bilmediğin belli. Tecrübe de edilmez, onun içine lap diye düşersin. Düştükten sonra da “buymuş” dersin. 

-Bunu mu kast ettim bunlar mugalatadır. Sen, ben, ikimiz aşka don biçiyoruz.

-Ben hiç âşık olmadım ama olamamaktan değil, idrak edip, sezdiğim her aşk, aşk değildi. Vehimdi. Bana kalırsa âşık değilsin. Ama aşk dediğin şeye dahi hürmetsizlik etmek istemediğim için iddiana saygı duyuyorum. Ve olmasını istiyorum. 

-Belki de değilim, olmak istiyorum. Ya da dogmatik bir uykudayım, uyanmak istiyorum.

-Sen mümkün olan en iyi seçeneğin sahibi olan özneyi seçtin. Mehlika’yı.

-Aşk yalanına bunları veriyorum ben, gerçeğini sen hesap et.

-Şu anki şartlarında en uygun seçenek Mehlika idi. 

-Neymiş şartlarım?

-Kalçası, güzelliği, mesai arkadaşın olması…

-Şart dediğin nedir ki?

-Bunların hepsi onu en iyi seçenek yaptı.

-Kalçası, güzelliği hepsi gidecek. Bunları bilmiyor muyum? Asaletini seviyorum ben.

-Asaleti ne? Beymen takımı şık bir şekilde taşıması? Zarif parfüm seçimi? Oturma biçimi? Zenginliği şık bir biçimde taşımaya asalet diyorlar. Asalet değil hiçbiri bunların. Asalet ruhtadır.

-Biliyoruz şekerim.

-O zaman neden kalçası dedin? Ben tesirini sordum. Islak betimler yaptın sen bana.

-Sana öyle demek geldi içimden.Yaparım…

*

-Hırkayı giydim yeniden. Giydirdiler. Ütüsüz. Beresiz. Yarı gönülsüz. Belki. Neyse hadi eyvallah.

-Allah sana Mehlika’yı nasip etsin.

-Beni Arastadan ırmaklara çark ettiren dargınlığın .mına koyayım…
 Hatta mermer sütunlu şehirlerden sahil çardaklarına giden otobüslerin de.
 Bunları da koy müzene. Yakışır…

-Orası Ruhumun Mezarlığı benim.  
 Sana bu kadar Muğni davranıp içinde yanardağ kaynatan Rab benim içime Teferrüd Makamında  kabzlar düşürüyor. 
 Düşürsün… 

-Beni kollayan uçurumdayım. Beynim bedava.

-Sen böyle güzel bir şey oldun. Yakıştı sana âşık olmak. Ben de haline bakar keşf ederim. 

-Aşk benim mesleğimdir diyorum. Ben adama âşık olmuş adamım.

-İncecik bir tebessüm.

-Ben adamın .mına koyarım.

-Sen hala âşık olmadın.

-Adam diyorum adam.

-Ama bunun farkında değilsin hala. Olma.

-Sen gözleri görüyor musun? Gözler?

-Ama yakışıyor sana âşık olmak zannı bile. 

-Ben benim olan her şeyi bana yakıştırırım.

-Ben hiçbir beşere âşık olmayacağım. 

-Beşer dediğin ne? Kalıp mı? Et? Süt? Kemik? Kalça?

-İnsan olmamış canlı. O’na en güzel ben âşık olacağım. En zarif. En keskin. En asil. Onlar ölümlü doku torbalarına aşk zannına düşecekler. Kalça güzellemeleri dizecekler peşpeşe.

-Şişman kadınlar insanı tanrıdan korur gibi geliyor bana. Memesini örtsen boynuna. Korumaz mı?

-Benim memem yok bilmiyorum.

-Var, daha süt vermiyor.

-Ben hamileyim. Kimse farkında değil. Ben kâinat doğuracağım. 

-Bir erkeği koruyabilir misin?

-Benim ruhum hamile. Sen git Mehlika’nı dölle.

-O altına âşık, altın benim rengime…

-O sultana âşık. Herhangi bir Sultan’a. Sultan olmayı başarabilirsen kendini sana hediye edecek.

-Herhangi olmayan bir Sultan’ı doğurunca anlayacak. Yavrusunu.
 O içerde büyüyor şimdi. Rahim duvarına tutundu.
 Kendini kollayan uçurumda düşerken.

-O Ömer’i sevmiyor. Senin adın bile yok. Toplumun sana verdi adı kullanıyorsun. Babanın verdiği adı. 

-Ben ona Ali olacağım…

-Süleyman ol sen. Daha bir adın bile yok âşık olduğunu zannediyorsun.

-Sen? Var mı adın? Zeyn mi diyeceksin? Kürek mi? Kılıç mı? Bijon anahtarı mı?

-Keşfsever. Ben adımı kendim koydum.

-Hem yazıp hem oynuyorsun. Oynatan üstada bak bakalım.

-Bana ad diye prototiplere koyan toplumun ırzına geçerim ben. Bana kimse ad veremez.

-Kurmuş hayal perdesi…

-Ben kimsenin fahişesi de olmam. 
 Ben tek başına 1 dervişim. 

-Hadi uyu işe gideceksin.

-Uyku bile gelmiyor bana artık. Yemek de istemiyorum uyku da.

-Aşık olmadığımı anladığımda sana koşacağım. Biliyorsun değil mi?

-Bana âşık olmana izin vermeyeceğim.

-Sana âşık olmayacağım ki.

-Mehlika’na varmandan en mutlu ben olacağım. Meczup gibi sevineceğim. 
 Keşke birine âşık olabilsem de bana varmasa. 
 Başkalarına âşık olsa da kahrımdan ölsem.

-Adam gibi dua et.

-Sana çok güzel bir çizik atacağım. Kılıcımla. Öldüğünde bile izi kalacak.

-Eğri kılıç kınında paslanmalıdır.

-Ve sana hiçbir zaman dişi ya da kadın olarak görünmeyeceğim. İstersen âlemdeki tüm kadınları dölle. 

-İsteseydim seni kadın yapardım. Hem ruhen hem bedenen. Uysal olup kılıcına bağ eğmek yeterdi.

-Peki… İstemediğin için beni kadın yapmadın. Peki. Öyle san.

-İstemediğim için değil. Uysal olamam. Baş yatıramam. Ben de böyleyim.

-Ben kılıcıma baş koyana âşık olmam.
 Ben izzetimin ırzına geçene âşık olurum. 
 Olduktan sonra da onu öldürür aşk olurum.
 Aşkın ta kendisi olurum.

-Seni döllemek istiyorum, cinsel manada değil ama. Şu ateşi bırakayım sana. Taşı biraz.

-Sen beni egosantrik ve histerik bir ahmak sandın. Bu meczupla mı uğraşacağım dedin. 

-Bana kendini anlatma.

-Sonra da gittin en münasip seçeneğe içindeki ateşi yönelttin. Aşk zannettin. Deli gibi âşık olmak istiyorsun çünkü.

-Sen de münasip seçenektin… Neden öyle diyorsun? :)

-Ben bir seçenek değildim. 
 Ben hiçbir zaman seçenek olmam. 
 Beni seçeneğe indirgeyenin ırzına geçerim ben. 
 Ben tek’im. 

-Aşk bahsinde umurumda değilsin. Olmadın da. Kadındın. Dürüsttüm sana. Hep de dürüst olacağım.

-Bana yalan söyleyemezsin zaten. Ben seni bildim çünkü.

-Tamam değilsin.

-Meliha’na âşık olmanı çok istiyorum. 
 Sen ona aşık olursun, o sana. 
 Ben de o aşktan ruhumdaki harfleri doğururum.

*

Dedi ve yoluna devam etti Keşfsever.

Hiç yorum yok: