Temmuz 22, 2011

Abdulkadir Geylani / Gizliden Sesler'den I

dünya'nın hali
"sahrada bir adam çıplak kazayı hacete oturmuş. hem edep yeri görünüyor, hem de kötü koku geliyor. sen mecbursun hem burnunu tutacak hem de gözünü kapayacaksın. işte dünyanın hali. ondan kurtulmak için hem gözünü kapa, hem burnunu tut."

kalbin hastalığı
"Allah'ın iradesi dışında birşey isteme. ondan başka birşey istemek boş bir temennidir. akılsızlıktır. böyle bir hevese düşme. merhametinden uzak kalırsın."
"insana en çok yakışan şey istiğfar ve tevbe etmektir."

Allah'a yakınlık
"heves ettiğin şeyler üçe ayrılır.
senin nasibindir, başkasının nasibidir, ne senin ne de başkasının nasibidir.

senin nasibin ise, ihtirasa düşüp ardından koşsan da gelir, koşmasanda. istesen de istemesen de.
başkasının nasibi ise, çırpınman niçin? o şey sana hiçbir zaman gelmez.
kimsenin nasibi değilse, o şey fitne ve tecrübe için yaratılmıştır. böyleyse akıllı kimse kendine celb etmeyi arzu eder mi?

 o halde bir hal içinde bulunduğun zaman başkasını isteme. hiçbir makam arzu etme."

Allah'a vasıl olmanın yolu
"evet, insanoğlunun bu dünyada başına en çok gelen şey bela ve mihnettir. iyilik arasıra gelir.
eğer insan ibret nazarı ile bakacak olsa hayat ve iyi geçimin yalnız öbür aleme mahsus olduğunu anlayacaktır."

hakkı şikayet etmemek
"ademoğlunun başına gelen belalar ancak itirazından dolayı gelir.
dilini şikayetten sakla."

Allah'ın verdiğine razı olmak
"mağrur olma, sonra senden daha şerli kimseleri başına bela eder."
"Allah'ı bırakıp mahluka da güvenme, şirk olur."

"Allah'ın verdiği hükümlere karşı olma, seni ezer.
o'nun işlerine karışma, rezil olursun.
gafil olma, uyandırırsa utanırsın.
sırlarını yabancılara açma, utanırsın.
o'nun gösterdiği yolu, keyfine göre tefsir etme, yerin dibine batarsın."

...

ABDULKADIR GEYLANI
FUTUHU'L GAYB

Temmuz 21, 2011

ZM / Nefs Zedesi

***
iyiyi seçecek kadar güçlü değil. o zaman kötüyü bilmesi, içine girmesi gerekir. kötünün içine girince de en olması gerekir. seçemedi, kazanamıyor. hem kötü hem kaybeden olmak.

kıskanç. beşeri sıfatların hepsinden haberdar. sahip doğması, sahip olması gerekir. doğmadı, olamıyor. hem kıskanç hem kaybeden olmak.

en'liğin ve eşsizliğin hevesiyle geçiyor ömrümüz. haz ve hazımsızlık. bundan başka ne düşüyor payımıza.
hiç.

çare ne ki?
çare sınav, çare sabır.
sonu kahır.
***

Temmuz 20, 2011

Leonard Cohen / The Partisan 1969

Charlotte Bronte / Jane Eyre'den I

"..nefret etmenin ve nefret edilmenin korkunçluğunu gördüm."
syf: 85

"gözlerimi yaklaşan sonuma dikip, huzur içinde yaşıyorum."
syf: 127

"..bu gülümsemenin ince bir zekanın, gerçek bir cesaretin dışavurumu olduğunu biliyorum."
syf: 144

"birçok insanın onu çirkin bir adam sanacağından eminim. yine de tavrında öyle bilinçsiz bir gurur, davranışlarında öyle bir rahatlık, dış görünümüyle ilgili öyle mutlak bir kayıtsızlık, öyle kibirli bir güven, herhangi bir dışsal çirkinliği gideremeyecek başka erdemleri ve güçleri olduğuna ilişkin öyle güvenli, adeta küstah bir inanç okunuyordu ki, ona bakan, onunla birlikte olan insan ister istemez onun bu umursamazlığını paylaşıyor, hatta bir kusur işleyerek, körü körüne onun güveniyle inancına ortak oluyordu."
syf: 271

"bay rochester guruluylu, alaycıydı, her tür bayağılık karşısında acımasızdı, ruhunun derinliklerinde bana gösterdiği kibarlığın, birçok kişiye gösterdiği adaletsiz kabalıkla dengelendiğini biliyordum."
syf: 299

"baktım. bakmaktan şiddetli bir zevk aldım, yine de değerli bir acıydı bu."
syf: 351

"aşık olma niyetinde değildim."
syf: 351

"o, onların türünden değil, onun benimle aynı türden olduğuna inanıyorum. onunla akrabaymışım gibi hissediyorum. yüzündeki ifadenin ve hareketlerinin dilini anlıyorum."
syf: 352

"bayan Ingram gösterişliydi ama samimi değildi. güzeldi, bir sürü parlak yeteneği vardı ama zihni zayıftı, kalbi karakteri gereği çoraktı.
... özgün değildi; kitaplardan okuduğu kulağa hoş gelen sözleri tekrarlıyordu, hiçbir zaman kendisine has bir fikir öne sürmezdi, zaten böyle bir fikri de olmazdı."
syf: 373

"onların hiçbir zaman sebep olamayacakları kadar keskin, şiddetli acılar ve hazlar canlanmıştı içimde bu yüzden onların havası beni ne kötü, ne de iyi yönde etkiliyordu."
syf: 451

"elime yumuşak, siyah bir kalem aldım, ucunu yumuşattım ve çizmeye başladım. kağıdın üzerine geniş ve çıkık bir alın çizdim..."
syf: 457

CHARLOTTE BRONTE / JANE EYRE
CILT 1

paha biçilemeyen elmaslar

"ll ent est de la valeur des hommes comme de celle des diamans, qui, a une certaine mesure de grosseur, de purete, de perfection, ont un, prix fixe et marque, mais qui, par-dela cette mesure, restent sant prix, et ne trouvent point d'acheteurs.."

"elmasların değeri nasılsa insanlarınki de öyledir. nasıl ki elmasların belli bir büyüklük, saflık, kusursuzluk derecesine kadar belli ve sabit bir fiyatı vardır, ama bu derecenin ötesine geçildiğinde paha biçilmez ve alıcısı bulunmaz ise.."

Sebastien-Roch Nicolas Chamfort

Tagore / Rüya

...ama hep o merak
o merak ki
giderek büyüyüp gelişerek kendi kozasında,
ve o merak ki
darmadağın edip kafamı
durmadan hep aynı soruyu sormada;

acaba o da görmüş müdür?
bir saman alevi gibi yanıp sönen
bu huzur dünyasının
tarifsiz mutluluğunu
kendi rüyasında.

Tagore / Öyleyse

öyleyse, son şarkıyı söyle de gidelim.
unut bu geceyi bitince.
kimi sarmak istiyorum kollarımla?
düşler tutsak edilemez ki.
istekli ellerim boşluğu bastırıyor yüreğime,
göğsüm çürüyor.

Notre Dame de Paris / Belle



Notre Dame de Paris Sonudtrack / Belle

Şey

Benim Allah'a sorduğum soruyu bana sordu.
Gözünde neyim dedi.
Gözümde bir şeysin dedim.
Her'i, hiç'i sana kalmış.
Kendi kaderini tayin etme hakkını veriyorum sana dedim.
Bunu duyduktan sonra hiçbir şey olmayı seçti.
Kabul ettim.
Her şey olmayı seçseydi,
her şey olacaktı.
Önüme baktım, bana verilene razı oldum.
Hiç üzülmedim.

2011, Temmuz

Temmuz 18, 2011

ZM / Zaman Üzerine

ne saçma, yaş farkından bahsetmesi insanların. yaş farkı değil, yol farkı, mesafe farkı insanlar arasındaki.
kimi önden gitmiş, beriki daha sonra başlamış yürümeye.
zaman da böyle. saatlerin ne önemi var. ayların. yılların.
insanlar arasındaki tek uzaklık mesafedir. saatlerle, yollarla ölçülemeyen mesafe.
bu yüzden yaş kıstası manasız. ne önemi var, evvelden doğmanın.
ne zaman yürümeye başladın, yollara düşmeye başladın bu önemli.

bırakalım yaşı.. sen, ben, o, öteki, beriki, niceleri yola düşmüş arıyoruz.
benden daha evvel yürümeye başladın diye, seni takip edecek, arkandan gelecek değilim.
benden daha geç yolu buldun diye de, sana yol tarif edecek değilim.
sen yoluna, ben yoluma, o yoluna.
arada çakışır yolları insanların, yoldaşların.
laflarlar.


2011, temmuz 18.

Temmuz 17, 2011

Gigliola Cinquetti / Non Ho L'età 1964

ZM / Varoluşçuluk, Sosyalizm ve İslam üzerine

“sanırım değişen benim, bunu anlamak güç değil, hoş da değil elbette. Başka çıkar yolu yok, bu değişimlerin ben’den olduğunu kabul etmem gerekiyor. Bir şey daha var: çok az düşünen bir adam oldum. “

Ne kadar ben’iyle şahlandırıp öznesini, bitirse de cümlesini Sartre, katılmalıyız ona ve çizmeliyiz altını cümlesinin. Bunu ‘hepsi hepsi duvarda bir tuğla’ olan ben de söylesem doğruluğu değişmeyecek.

İstediği kadar ortada olsun hakikat, biz onu etrafını çevirmiş pencerelerden seyrediyorsak, hepimiz baktığımız yere esas, gördüklerimize de en güzeli diyeceğiz. .

***

“ağzında o kim bilir hangi fırından çıkma şeyi
Bilsin aslanlığını bilecekse o hayvan
Kükresin de görelim ekmeği ağzından sarkıtan
Azan tek duramaz azan azdığıyla kalmaz
Azma bahanesidir azlık
…
O senin ekmeğe diş geçirmiş aslan teranesini
Gel de benim külahıma anlat”

Aslanın ağzından ekmeği alıp, tahtından indirmek isteyen Marksizm.
Dönemin hâkim anlayışı liberal rasyonalizm’e karşı başlıca alternatif diye bahsediyor A. Heywood Marksizmden. Hâkim anlayışın yerine geçmek isteyen hevesli Marksizm.
Gördüğü, dokunduğu, beş duyusuyla var ettiği dünyasının eşit bir yer olmasını düşleyen ümitvar Marksizm.
Sınıf bilinci gelişirse çatışma kendiliğinden olacak, kavga idimizde var diyen, asi, dik başlı Marksizm.
Ve gerçekleştiğinde komünizm, kendi kaderini kendi şekillendirecek insanlar dolacaktı yeryüzünde, hayalci Marksizm.

***

“Bu mekanik aşağılık dünyadan, idare, hukuk, siyaset, çekişme, itişme, keşmekeş, kaba çirkinlikler, mutlu hayatın rezillikleri, günümüzün ahmak ve mutlu azınlıklarının bir kurtuluş kapısıdır.”

Ütopyacılığın alt başlıklarından görülür idealizm. Olması gereken, istenenlerdedir kafası. Çözüm bulamaz, kızar, içerlenir de savaşlara, ‘adil savaş’ların nasıl olması gerektiğini der bize.

Saldırganın ancak adil olarak, bir iyiyi gerçekleştirmek, kötüyü önlemek maksadıyla hareket etmesi gerektiğinden bahseder. ‘Hangi savaşı iyiler başlatır’ı sanki hiç düşünmeden.
Özünde iyi biridir idealizm, zaten onun kalbi hep temizdir.
Keşke mümkün olsa, olabilse de görsek, görebilsek idealizmi.
Belki iyi insanlar olursak görebiliriz.

***

“Çevreye belli bir aşinalık sağladıktan sonra Paris’in 16. Kısmında Götebourg sokağı 15 numaralı apartmanda kapalı kapılar ardında birkaç kitabımla baş başa kalmıştım. İki şey dışında her şey benden ayrılmış veya ben onları terk etmiştim. Herkes ve her şey bende bitmişti. Bu iki şeyden biri Mevlana’nın mesnevisi, diğeri ise yalnızlığımdı.”

“dünya görüşlerini üç kümede toparlayabiliriz, Maneviyatçı, Materyalist ve İslami.” Sonra devam ediyor, Aliya İzzetbegoviç;
“En eski zamanlardan bugüne kadar ortaya atılmış bütün ideoloji, felsefe ve düşünce sistemleri bu üç temel dünya görüşünden birine dayanmaktadır. Bunlardan birincisine göre, yegâne veya esas varlık “ruh”tur, ikincisine göre maddedir. Üçüncüsüne gelince, o ruh ve maddenin bir arada var oluşundan çıkmaktadır.“

Ve zıddiyetler cetveli şeklinde önümüze çıkarıyor düşüncesini. Materyalizmin maddesiyle varlığına, maneviyatçının ruhuyla şuuruna, İslam’ın tek kelime “insan”ıyla tamamlıyor buluşunu.
Reddetmiyor maddeyi, olmaz demiyor ideallere, felsefelerin, bulunan, denenen ideolojilerin üstüne kendince bir buluş bulup, belki de bunu denemeliyiz diyor Begoviç.

Yehova hükmetse de dünyaya biz hala dindışında yaşıyoruz. Ve dinden bahsetmenin güçlüğünü yaşıyoruz.

“evet, ilmektir boynumdaki ama ben
Kimsenin kölesi değilim
Tarantula yazdılar diye göğsümdeki yaftaya
Tarantula benim adım diyecek değilim”

***
Sonuçta ve sonunda,
Baktığımız yerden hep güzel görünenler ve hep gerçek dediklerimiz.
Herkes doğru, söylediklerimizin hepsi de gerçek ama,
Muhakkak vardır bir hakikat.
***

Alıntılar;
[1] J.p Sartre, bulantı, oda yayınları, syf: 10
[2] İsmet özel, Of Not Being A Jew, şule yayınları, syf: 12
[3] Ali Şeriati, yalnızlık sözleri, fecr yayınevi, syf: 135
[4] Şeraiti, syf: 57
[5] İsmet özel, syf:10

2008, aralık 4

noktayım. bu koca alemde.

kendi keşfini bile yapamamış. melankolilerde yaşamış ve hasta düşmüş bir ruh.

varlığı kabul edilmiş ve heryeri kaplamış baş ağrısı. bulanıklık, karartı, yemeğe karşı olan duyarsızlık. nerden geldiği bilinmeyen kızarıklıklar. boğuk, mutsuz bir ses. savunmalarla saklanmış boşvermişlik. bazen geçici duygularla taşsa da bilinmezlik ve ümitsizlikle daralmış bir ruh. hiçbir şeyin tek bir şeye değmediğinin kabullenişi.

burda cümlesini çoktan bitirmiş bir cümle var. onu virgülle yola devam ettirecek cümlelere ihtiyacı var.

noktadan sonsuz cümle sahibine yapılmış bir duaydı. umarım cevabı gelir.

Temmuz 15, 2011

Sen

Sen'sin, sen, bir noktada ben bu kainatta
Bilmem bu söz ne anlama geliyor o katta?