23 Mar 2012

An I

Belki bir saniyedir. Belki beş saniye sürer. Belki hiç geçmiyormuş gibi geldiğinden "süre" hesabıyla beş dakikayı da bulandır.

Kısaca hesaplanamazdır. Hesaplanmanın akla dahi gelmediği zam'andaki donmuş resimlerdir. Bu yüzden mi fotograf an'ı saklar? Bu yüzden mi ölüm an'ıdır, aşık olma anıdır, rezil olma an'ıdır.

Mesela mı?

*

Mesela; Ateş gibi bir nehrin kıyıya vuran aksindeki an'lık parıltı anı.

…İşte o an ayaklarıma bir haller oldu. Bir adım arkasındaydım, anlık gelen her şeyi boş, manasız bulan bir cesaretle ve sonun, sonucun asla mutluluk getirmeyeceğinin içe verdiği yerini çoktan bulmuş bir melankoliyle, adımlarını takip edecek kadar bıraktım kendimi. İçimi tutuyordum sözde ama öyle boş, saçma gelmişti ki her şey, bu hareket ne anlama gelecek, nasıl yorumlanacak kısmını silip atmıştım o an. Konuşmamıştı o da ve hissetmişti muhakkak, peşi sıra peşindekini.
Kısa sürmüştü, ama takip edişimi engellememiş, bozmamıştı ya, parıltılı bir hüznüm olmuştu artık. Hüzündü ama parıldamıştı bir an için. belki sezişti, anlayıştı, anlamına varıştı, belki şefkat, belki de başka bir şeydi -ki aşk değildi ve olmamıştı hiçbir zaman- ama bozmamıştı o an’ı.

10 yorum:

zeynepmerdan dedi ki...

insanların çoğu kadın ve erkek arasındaki ruhsal ya da bedeni çekimin en etkileyici anlardan biri olduğunu düşünürler.

görmezler ki, umutsuzluk, bir level üstü yeis, dünyanın en kahredici aynı zamanda en etkileyici duygusudur.

belki de bu yüzden, van gogh'un sonsuzluğun eşiğinde resmi, en güzel kadın portrelerinden, en kahredici aşk sahnelerinden daha etkileyicidir.

*

evet, haklı Şeriati,

"hissettiğim, ihtiyaç duyduğum ve susadığım
aşk değildir."

tedarik dedi ki...

Aşk anlık mıdır yoksa belli bir süreçten geçer mi? İlk görüşte aşk nasıl olur Hiç birşey paylaşmadığı birine nasıl aşık olur insan eğer olamazsa kandırıldıkmı hiç birşeyi paylaşamayan ferhatla şirinin aşkından yada leyla ile mecnunun aşkından

zeynepmerdan dedi ki...

aşk bir durumu derecelendirme bence. ilginin, merakın, meylin başlatıp, muhabbetin devam ettirdiği.

renklerden bir renk sadece.

Vedud isminin yansıması sadece.

kimisi hayatı ondan ibaret görür, kimisi renklerden bir renk olarak görür.

Kimi "Azim" isminin peşine düşer, kimi Vedud'un, Kahhar'ın.

Adsız dedi ki...

insanların çoğu demeseydin iyiydi de... neyse artık

verbumnonfacta dedi ki...

kendi kendimden alıntılarsam:
"bezm-i elest sadece 'elestübi rabbüküm?' sorusuna verilen, 'kalu:bela..' cevabından ibaret değildi. şimşek çakımı kadar kısa süren süren bir aydınlıkta levh-i mahfuz'da yazılı isimlerden bazılarını okumuş, yanımızda duran ruhlardan bazılarının suretini görmüştük. bu gökyüzü altında yaşadığımız hayatta karşılaştığımız kişiler de adını okuduğumuz, suretini gördüğümüz ruhlardı. bunu, aşkın görür görmez olduğuna inanan biri olarak en başta reddetsem de, bir süre sonra aşkın aslında o uzak zamanda verilen sözün hatırlanması olduğuna inandım.

yanyana yürüyorduk, bilmiyorduk. ama o birden 'ol!' diyordu ve 'ol'uyordu."

yazının tamamı ise şöyle der: http://verbumnonfacta.blogspot.de/2011/09/hatrlamak.html

evet, aşka inanırım. hatta dünyanın tecrübe ettiğim halleri içinde en çok ona inanırım.

zeynepmerdan dedi ki...

bahsini ettiğiniz şeye-ruh tanışması-tanışıklığı meselesi- ben de inanıyorum.

çünkü ilk karşılaşmada yaşadığımız çekimin, sempatinin bir cevabı olmalı.

ama bunun son kapı gibi, sürekli aşka vardırılmasından pek hazetmiyorum.

*

dostluk var, kardeşlik var, ruhdaşlık var.

mesele ruhu denk iki insanın birbirini bulması.

biri yaşlı, biri genç.
biri zahid, biri rind.
biri rumi, biri şems.
biri leyla,biri mecnun.
biri kadın, öteki de kadın..

*

verbumnonfacta dedi ki...

metnin tamamı okunduğunda iaşrete edilenin sadece 'aşk' olmadığını görürsünüz.

kaldı ki, aşkın dahi zamandan, mekandan, cinsiyetten münezzeh olduğuna inanırım.

yoksa anna karenina'ya aşık olmak şizofreninin zindanlarına mı atar beni?

zeynepmerdan dedi ki...

"zamandan, mekandan, cinsiyetten münezzeh olan" şey tanrısaldır.

ilginç.

*

anna karenina'yı lisede okumuştum, galiba en çok aşık olunan roman karakterlerinin başını çekiyor. kırmızı bir kadın.

henriette ne kadar beyazsa, anna karenina da o kadar kırmızı. -erkek olsam henriette'ye vurulurdum-

muhayyel, belki de hiç yaratılmamış bir varlığa aşık olmak zindanlara atmaz kimseyi, kendimden biliyorum. werther'i severim ben de.

verbumnonfacta dedi ki...

büyük laflar etmek istemem ama aşkta ilahi bir yan mevcuttur zaten. yoksa, herkes mi dudağın bir kıvrılmasından cesaret bularak yürüyor yolunu?

ama dostluğun aşktan da üstün olduğuna inanırım. ve böylesi dostluklara aşk da bulaşmıştır dersem, itiraz etmezsiniz sanırım.

henriette'ya aşık olacağımı söyleyen çıktı. ama olmadı. çünkü o, fazlasıyla zaaf doluydu. bütün hikayeye tenine ve duygularına söz geçiremediği için sebep veriyordu. acz ve böylesi zaaflar bana göre değil.

ama anna, gizlice yaşamayı göze alsa kimsenin ses çıkartmayacağı, üstelik onaylayacağı bir aşkı açıkça yaşamaya cüret ediyordu. muhteşem...

werther'i ve acılarını geçen yılın sonunda yeniden okudum. çünkü lotte weimar'da yı okumazdan evvel hatırlamak istemiştim. hayır, onunla aramızda doku uyuşmazlığı var.

kendimi bazen, yanından sallana sallana geçen bir arabanın pencere kenarına tutunmuş eldivensiz bir ele aşık orta çağ şovalyesi olarak hayal etsem de yirmi birinci yüzyılda olduğumun çokça farkındayım.

Zeynep M. dedi ki...

***
bana kalırsa anna karenina ve henriette kıyaslanmamalı bile.
kırmızı'yla beyaz'ı yarıştırıyoruz çünkü.
çünkü beyaz, tüm renklere "üstün" gelir.

*
anna karenina güçlü, dişil, istemlerini çocuğundan, ailesinden ve tüm dış değerlerden üstte tutacak kadar bencil,
ölüm korkusunu düşünmeden acı çektirmeyi düşünecek kadar da ihtiraslı bir kadın.
her erkeği etkileyebilecek sıfatlara sahip üstelik.-baloda giyindiği silah kadife elbiseli hali gelsin göz önüne-
ona karşı koymak ve direnmek zor. ateş gibi çünkü.

*
ama;
benim gönlüm henriette'ye düşerdi yine de. masum, anaç, beyaz olmasından değil asla.
aşkını bastırabilecek, arzularını küçümseyecek kadar iradeli olması yüzünden.
sonsuz bir aşkla sevilebilecekken, kısmen aşkı da yaşayabilecekken içine söz geçirebilmesi yüzünden.
Ve kıskançlık yüzünden ölüme gidebilecek kadar da cesur olması yüzünden.

*
Henriette de, anna karenina da aşk yüzünden öldüler.
İkisi de yokluklarıyla sevdikleri adama acı çektirmeyi istediler.
Anna karenina bunu bencilliği, henriette ise kıskançlığı yüzünden göze aldı.
biri karşındakini yok etmek için, diğeri ise “cezalandırmak” için ölmeyi göze aldı.

*
Bu yüzden henriette asillere ve asilliğe yaraşır bir şekilde sevdiği adam tarafından saygıyla ve kahırla yad edildi.

***