28 Tem 2012

ZM / Karanlıkları Boğan Işık Üzerine


Van Gogh / Starry Night Over the Rhone
Karamsar olduğumu söylüyorlar. Her şeye kötü bakan, kötü gören biriymişim. Bir arkadaşım kendi demişti, yaşam enerjimi alıyorsun diye. Elbette bu, ince şeyleri fark ediyor oluşumu kastettiği bir iltifattı da -burada tutunacak bir gurur dalı bulalım-
Ucu kendime dokunmayan bir konuda cümleler düzemesem de, bu durumun  karamsarlıkla ilgili olmadığını, o karamsarlık gibi görünen şeyin aslında realistlik olduğunu –kendimden örneklemeden bu sefer- objektif bir şekilde ifadeye yelteneceğim şu an.

*

Tek başına negatifin, tek başına pozitiften daha etkili olduğuna inanıyorum. Örnekleyelim hemen, birinin size iltifat ettiğini varsayalım, beriki bir kişiyi de hakaret ederken tahayyül edelim. Kişilerin önem, değer ölçüleri bir olsun. Hakaretin yapacağı tahribat, iltifatın vereceği hazdan daha etkili olacaktır.

Mutlulukla devam edelim. Bir mutluluğu sonsuza kadar mutluluk olarak yaşayamazsınız –istisnaların her zaman yanımda işleri vardır- her mutluluk, her geçen mutluluk sonunda hüzne dönüşür. Sevdiğim ve bir gün bir resmin adı yapmak istediğim bir tanımlamam var;
‘Yitirilen mutlu zamanlar için duyulan üzüntü’

Hem nasıl unuturum, Henriette’nin o sözünü;
Akşam, ayaklarımızın altında hışırdayan güzün kuru yaprakları üzerinde gezinirken bana;- Mutsuzluk ve acılar sonsuz oluyor, mutlulukların ise bir sınırı var, dedi.

Hem ölüm, doğumdan daha tesirli ya.

*

Karanın böylesine tesirli olduğu bir dünyada nasıl mai’ye tutunsun insan. Hayale etmenin, düş kurmanın riskini nasıl alsın omuzlarına. Hem Yüzde elli, yüzde elli de değil ki. düşüm gerçekleşirse mutlu olurum, bir düş daha kurmaya heveslenirim sonra. Yüzde elli kaybetme riski hep yanımda olur yine. Peki ya düşüm gerçekleşmezse? işte o zaman bir daha düş kuracak cesareti bulamam.

*

Böylesine meyus, melalperest bir varlık yaşam sürdürme gücünü nereden mi buluyor?
Işık’tan.
Karanlığın kocaman olması, ışık yok dedirtemez ki bana.
Demiyor mu kitap;  

“Sonra elbette onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım ve sen, onların çoklarını şükredenlerden bulmayacaksın!» dedi” (ar’af / 17)
Baksanıza. onların çoğu, insanların çoğu. Çoğumuz hakikati bulamayacak. Dünyada bile olsa şeytan daha güçlü olacak.   
*
Şeytanın, karanın ve olumsuzun daha tesirli ve güçlü olduğu bu dünyada, nötr olmayacağım ben, polyanna’yı acınacak halde bulacağım ben. Karalara bürüneceğim ben.
Ama; ışığın hakikatliğinden, devranın sonunda bir ışık huzmesinin tüm karanlıkları boğacağından da umutlu olacağım ben.

O vakit bin yeisimi bir recayla perişan edeceğim ben.

2 yorum:

Adsız dedi ki...

aslında karanlık ve ışık evli iki insan gibidir. ying yang, kadın erkek, karı koca, gece gündüz, yaz kış. her şey çiftiyle vardır ve mütenasiptir. bunlar kasıtlı yaratılmıştır. çünkü ışık ancak karanlığın içinde ışıktır. aksi taktirde fark edilemez. bunlar ruhumuzda savaş halindedir. karanlığa şeytan aydınlığa melek denmiştir. ve eğer biri olmaz ise diğeri de olmaz. çünkü olamaz. kimi zaman biri kimi zaman diğeri üstün gelir. ki böyle de olmalıdır. aksi taktirde ilerleyemeyiz. sadece ışık varsa karanlık olmaz. karanlık olmadan ızdırap olmaz. ızdırap olmadan pişmek olmaz. ışık yaymak isteyen önce yanmalıdır. bu yüzden polyanna asla olgun bir kadın haline gelemicektir, çocuk kalacaktır. ne karanlık ışığı, ne de ışık karanlığı boğmamalıdır.

tp

ZM dedi ki...

tangopower;

katılıyorum söylediklerinize.