Nisan 26, 2023

O Aşık Dikkat


Sayfaları gezinirken durdunuz ve tam şu an bu cümleyi okuyorsunuz. Evet, biraz dikkatinizi çekti. Alaycı bir tebessüm? Bıkkın bir göz devirme? Bıkkın gözleri uğurlayarak tebessümünü yüzünde sürdürenler için devam edelim o halde. Tıpkı böyle… Her alaka dikkatle başlar. Maşukun ay gibi aşığının yörüngesinde gezinmesi gibi kati: Tesir ruhun, beğeni gözün, sevgi kalbin, dikkat de zihnin ilgisi.

Zihnin dikkatini istemsizce verdiği şey, meşgul olduğu biricik ayartıcısını ele verir. Zihin hoşlandığı şeye dair her ayrıntıya dikkat kesiliyorken umursamadığını anons gibi onlarca kez duyup geçiyor. Beden dilindeki aynalamanın zihinde de izdüşümü var. Kelime seçimleri zihinsel tahriklerimizi ifşa ediyor. Daha önce hiç kullanmadığınız bir kelime dilinize pelesenk mi oldu birden? Yeni fikir flörtünüze merhaba deyin.

Dikkatsizlik, bir umursamazlık türü. Sıklıkla yapılan dikkatsizliklere dikkat etmekte fayda var bu yüzden. Orası şuurun uyuduğu nokta. Uyuyan şuur ve istikrarlı dikkatsizlik felaket çağırıyor çünkü. Tersi mantıkla bilinçli umursamazlıkta da saklı bir alaka var. Freud’un meşhur tespiti “Bir insan bir yere bakıyorsa orada ilgilendiği bir şey vardır. Bir insan bir yere hiç bakmıyorsa, orada ilgilendiği bir şey kesinlikle vardır.” sözü bu bağlamda karşılığını buluyor. 


Zarif Dikkat

Bakımı özen, zarif bir dikkat ve özel bilgi isteyen nadir çiçek türleri gibi bazı insanlar. Eşsizce açmak için hususî alâka bekliyorlar. Ama... Yaşamın meşakkatli yollarından zorlukla geçenlerin ne hâli ne de "vakti yok, durup ince şeyleri anlamaya" Neyse ki zarif kavrayışın meşakkatine talip olanlar da var. 

"Olağanüstü bir şekilde senin gözlerinde / Kendimi olurken gördüm" der Friedrich Hebbel. Kendi oluşunu bir çift gözün içinde seyretmek. Bir çift gözü ayna olarak görmek. Ve bir çift gözü varoluşunun şahidi etmek... Eşsiz bir şey. Bu eşsizliği veren nedir peki? Zarif bir dikkat. 

Zarif dikkat ne güzeldir. En büyük iltifattır o. Bir şeyin en küçük ayrıntısına, muhatabın her zerresine nazik bir dikkat, ihtimam göstermek... Hususî, zarif ve derin bir dikkate layık olmaktan daha çok ruhu okşayan ne var?


Gizli Dikkat

“Onların kalpleri vardır, onlarla kavramazlar; gözleri vardır, onlarla görmezler; kulakları vardır, onlarla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir; hatta daha da şaşkındırlar.” der Kur’an. İbret kelimesinin, bugün romantik hakikatçi bir çağrışımı var. Oysa ibret nazarının ibresi vardır, gizli dikkati işaret eder o.

Gizli dikkat ne güzeldir. Göstermeden kendini, hedefini gözleyen keskin nişancı gibidir. Yahut kalabalık bir salonda gözünün ucuyla maşukunu izleyen aşık gözler gibidir. Stalker ya da hırsız gibi "göz diken" değildir o. Kendine ait olanı bilen ve bakandır o.

Başka bir âleme dikkat kesilmişliğin o sessiz bakışı… Başka bir aleme dikkat kesilmişliğin dalgınlığı vardır bir de. Gözü dalmak... Başka bir âleme dikkat kesilmenin, şimdi ve burada değil orada ve o zamana iltica edişin resmi sanki. Birinin gözünün daldığı yere gitmeyi istemek, bakışın şiiri değil de nedir?


Aşık Dikkat

"Göz izi" muhteşem bir terkip. Bakışın görünmez izi vardır, izi kalır bellekte. Göz, muhabbetle baktığı her şeyi mühürler. Tutkuyla baktığı şeye ait olur ruh. Bugün en çok da çok fazla şeye meylle, hevesle, açgözlülükle baktığı için ait olamıyor insan. Belki de bu yüzden içine başka bir çift gözün şirki düşmemiş tek bir tane göz yoktur diye karadeliğe sönedurur yıldızlar.

“Seni hiçbir dünya telaşına değişmedim ben.” demişti Şükrü Erbaş. Hakiki muhatabın en küçük ayrıntısına bile en mühim işi yapıyormuşçasına mesai ayırıp zarif ve incelikli bir dikkat göstermekten daha büyük bir aşk alameti var mıdır ki?


Keskin Dikkat

Her şeye nişan alarak bakan namlu göz, aynada kendini vurur. Tıpkı böyle… Dehşetli, çarpıcı, kötücül şeylere tanık oluşun açık bir yara gibi izi kalır gözlerde. Gözün tanıklığıdır bu. Göz bir yaraya benzer. Bakış zehirli bir ok'a. Bazen de doğrulmuş bir namluya. Baktıkça acır ve acıtır.

"Tedavi olmak istiyorsan, yaranı açmalısın" der Boethius. Anlamak, yaralar bazen. Bir şeyi en derin manasıyla idrak etmek kanatır. Çünkü kanayarak keşfi öğrenir göz ve bakış. Alex Andreyev'in ''İnsanın gözlerini açması bazen çok acı verici olabilir" tablosu gibi tıpkı.

"Yetiştirdiğim en iyi nişancı vurdu beni" der Birhan Keskin. Ya da şöyle: En iyi keskin nişancılar yetiştirdi beni. Her saldırı savaşma kabiliyeti kazandırır aynı zamanda. Vuruldukça, vuruldukça ve ölmedikçe daha da güçlenir insan. Keskin dikkat gibi hırçınlık bir dikkat türü. Bilenmiş bir dikkatse eğer. Dilde, hâlde, tavırda, yazıda; açık, örtük, metaforik ya da estetik... Fark etmiyor. Hırçınlık insanın bilendiği yeri ifşa ediyor anında.


Okurun Dikkati

Ruhsal, zihinsel, kalbî çekicilik de var. Şahsiyeti, benliği çekici olanlar... Çekiciliğin bedene, beden diline indirgenmesi fahiş bir yanılgı bu yüzden. Bazı düşünür, yazar ve kitaplara duyduğumuz dikkat; bu soyut çekiciliğin varlığının en büyük işareti.

Bakış, okuyuşa benziyor bazen. Bir yüzü her şeyiyle seyretmek; o yüzün ruhuna dair bilinmeyenleri bakışın ritmiyle hece hece keşfetmek bir kitabı okumaya benziyor... Evet, anlamlı yüzleri seyretmek de okumaya dahil. Derin bir bakış olmadan, fotoğrafa bakar gibi okuyoruz artık. Yüzeysel, görsel bir okumayla. Kimse okuduğu şeyin gerçek bağlamını idrak edecek kadar bile dikkat etmiyor.


Çeldirici Dikkat 

Ken Follett “Paradoks, dikkat çekmek için tepe taklak duran hakikattir” der. Gerçeğe olan dikkat, gerçeği görmeye yetmiyor her zaman. Salman Rushdie'nin ilginç bir sözü var aynı güzergahta: "İnsanın anlatmayı seçtiği her hikâye bir tür sansürdür, başka hikâyelerin anlatılmasını engeller." Bazen bir tarafa olan aşırı vurgu, o şeyi vurgulamak için değil; diğer tarafı kamufle etmek içindir. Dikkati güçlü olan yere çekerek zayıf olan tarafı kamufle etmek en kurnaz saklanma biçimidir. Doğada savaşçı ve güçlü olmayan birçok hayvanın yıllarca hayatta kalabilmesi de bu stratejiye bağlıdır.

Çeldirici dikkatte kötücül çekiciliğin tesiri var en çok: Şeytan tüyü. "Şeytan tüyü"nü iltifat; çekiciliği güzelliğin bir şartı olarak gören bakış; saflık ve masumiyetten şefkatli bir küçümseyişle bahsediyor.


“Çalınan Dikkat”

Dikkat üzerine son yıllarda yazılmış en iyi metinlerden biri olan Çalınan Dikkat kitabında Johann Hari, dikkat üzerine güçlü çıkarımlar yapıyor. Hari, yaşadığımız çağın dikkati çalan etkisinden bahsederek bu çağın parolasının "Yaşamayı denedim ama dikkatim dağıldı" cümlesiyle ifade eder. Hari, bilhassa sosyal medya etkisiyle beraber insanların hiçbir şeyle uzun alakalar kuramadığını çarpıcı bir örnekle izah ediyor. Harvard’da bir profesörün bile öğrencilerine kısa kitaplar okutma zorlandığını ve çözüm olarak Youtube videoları ve podcastlari kullandığından bahsediyor. 

Bu alaka dikkatsizliği için süratin derinliği feda ettiren yanına dikkat çekerek derinliğin zamana mecbur olduğunu altını çiziyor. Sosyal medya kullanımının getirdiği hız aynı zamanda empati kaybı meydana getiriyor ve kullanıcıları daha agresif hale getiriyor. Hari’nin kendi ağzından teşhise ve çözüme kulak vermeli:

"Böyle az uyuyup çok çalışan, üç dakikada bir faaliyet değiştiren, zaaflarımızı öğrenip manipüle etmek için tasarlanmış sosyal medya siteleri tarafından takip edilip gözlemlenen, stres fazlalığından aşırı tetikte yaşayan, enerjinin sıçrayıp çakılmasına yol açan bir şekilde beslenen, her gün beyne zarar veren toksinlerle dolu bir kimyasal çorbası soluyan bir toplum olmaya devam ettiğimiz takdirde -ciddi dikkat sorunları yaşayan bir toplum olmaya da devam edeceğiz, evet. Ama bunun bir alternatifi var. Örgütlenip karşı koymak - dikkatimizi ateşe veren kuvvetlerle mücadele edip yerlerine iyileşmemize yardımcı olacak kuvvetler geçirmek."


Kendine Dikkat

(MS 25-MS 95) yaşamış Romalı stoacı filozoflardan Musonius Rufus "İnsan ancak kendine daimî bir dikkat göstererek temin eder, kendi ruhunun selametini" demişti. Kendine dikkat kesilmek… Bu gürültülü dünyada kendine dikkat kesilmek mümkün müdür ki? Kendine dikkat kesilmenin bir de kendine saplanıp kalma eşiği var. Kendine dikkat kesilmekle, kendine saplanmanın bencilliği arasındaki farka dikkat çekmekte fayda var. Bencilliğin dikkati, başkalarına hayata dikkatsiz kılıyor. Dikkat yoksa, alaka yoktur, alaka yoksa aşk yoktur, ihtimam yoksa aşk yoktur çünkü. 

Başka bir güzergahta kendi ekseninden çıkıp başkalarına pervane olanların farkına dikkat çekiyor İhsan Fazlıoğlu. “Kendini ihmal edip başkalarına dikkat kesilen kişi, daha yaşarken bedenini mezara çevirir, aklını çöle.” diyor Fazlıoğlu. 

İnsanın yalnız kaldığı anlardaki "gözetleyicisi" gerçek benliğine dair çok şey ifşa eder. Gözetleyicimiz kim? Yaratıcı mı? İçimizdeki seçkinlerin üstenci gözleri mi? Süper egomuz mu? İdeal benimiz mi? Karşı cins mi? Bize hayran bir tribün mü? Yoksa hayalî bir sahne mi? Kendi gözlemleyişini gözetleyebilen göz ikisini de yapabilir.

Dikkat çekme hevesinin, göze girme telaşının kendimizi harcatan etkisi var bir de. Gözden düşenler, göze girmek için çırpınanlardan çıkıyor en çok. Kendilerine yalnız başkalarının gözlerinde yer bulabiliyorlar çünkü. Bu yüzden bir göz açıp kapatma süresince sürüyor münasebetleri.


Sonsuza Dikkat

Göz bir yere, bir şeye, bir kimseye sonsuza bir dikkat gösterir. Bazı dikkatler ne güzeldir. Şöyle tıpkı: Trende camdan dışarı seyrediyorum müzikle. Camın aksine bir suret düşüyor sızan güneşle... Karşımda görme engelli gencin apaçık gözleri. Güneşle bir olmuş bana bakıyorlar... Güneşin gözleriyle göz gözeyiz sanki.

Gurmeler, antikacılar, sarraflar... Bir parçaya neye göre paha biçerlerdi? Biçilen pahayı sonsuz sayıdaki deneyimin ehlileştirdiği, seçmeyi bilen o göz belirlemez miydi? "Göz görgüsü" değerlinin değerini bilen o gözün nazarındadır işte.

Sonsuza dikkat kesilmek enteresandır. Sonsuza dikkatte, yaşamın ve ölümün sırrına nüfuz etme ısrarı vardır. Sonsuzdur son bakış. Göz ölse bile son bakış hep yaşar. Her şeyi unutabilen insan son bakışı unutamıyor. Yıllar geçti, o bakışı unutamıyorum. Gözlerin de yası var. Gözün bir yere, o yere dalıp gitmesi… Gözün yası da bu olsa gerek.

Hiç yorum yok: