15 Şub 2012

ZM / Açıklanamayanlar Üzerine

"Gezgin, Kurtuba'ya döndüğünde, kendisini karşılayan şeyin, yüreğine düşmekte acele eden aşk ateşi olduğunu gördü ve bunu kaderin bir sırrı olarak alıp bağrına bastı.

Aşktan kaçılamayacağını biliyordu.
Yaşlı kadından dört yıl boyunca bunu ders almıştı. Aşk acısı yüreğine ilk düştüğünde Şam'a doğru yola çıkmış, orada varlığını saran bu halenin gittikçe içine doğru derinleştiğini ve büyüdüğünü görmüş, taşımakta güçlük çekmesine rağmen, tıpkı yaşlı kadının verdiği son öğütte gibi tek çaresinin boyun eğmek olduğunu anlamıştı.

Aşık olmuştu ama kime aşık olduğunu bilmiyordu. gönlündeki ateşin kağıda ilk düşürdüğü dizelerde bunun şaşkınlığı ve coşkusu vardı.

"öyle birine tutuldum ki, sevgisi nereden bilmiyorum
bilmiyorum diyen kim, onu da bilmiyorum
şaşırıp kaldım, düşünceler sardı beni
hayretler içinde kaldım şaşkına döndüm
yirmi kez Kabe'yi döndükten sonra fark ettim
sırrımın kucakladığı bir aşkı dile getirdim
kimi seviyordum, tanımıyor, adını bile bilmiyordum"

İlk aşkın acısı Gezgin'i hayret vadisine doğru sürüklemişti."

Sadık Yalsızuçanlar / Gezgin, Durak III

***

Hepimizin onun içimize, kendi özelliklerinden koyduğu en'i var.
Anlayamadığım; niye bu en'e aşk diyoruz ki?
Niye bu en'i aşk ediyoruz ki?

Belki bana düşen temaşa etmek,
O'nun azametini fark edip, şaşırıp, ürküp, mest olmak.
Şaşmak demek, aşk mı demek?
Korku demek, aşk mı demek?

benim aşk'ım böyle, budur da değil,
belki bana düşen, aşk değil.

Kahhar verdi, Cabbar koydu belki.
Bana düşen, bir göz hayreti belki.
Bana düşen, öd patlaması belki.

Aşk kelimesine takıntım yok,
Her en'e aşk denmesine takıntım var.

2012, Şubat 15

Hiç yorum yok: