23 Eki 2012

ZM / Benim İsmail'im


İsmail'in kurban edilmesi, temsili
Yarın Arefe günü. Öbür gün kurbanlar kesilecek. Haberlerde koca koca hayvanların sokaklarda koştuğu aptal videolar gösterilecek. Bir yığın üçkağıtçı şeker-çikolata reklamları ekranları süsleyecek. Yaşlı dedeler ve ninelerin hüzünlü bakışlarının ve beklentilerinin bize ‘şeker’ gelmesi umuduyla. Bir iki buldum ben beşeri, bir dünyanın aptalı, bir bedenin kokoşu tüm bu olanları ilkel ve canice bulacak. Hayvanca diye. Ama içimizde katl ve şiddet güdüsü var ya, kurban da bu yüzden var ya, onlara bu güdüyle bakacağım ben de. İçimdeki katl arzusuyla!

Kurbanın benim için extra bir ayrıcalığı var. Kurban bayramında doğdum çünkü. 1990’nın kurban bayramında. Anneciğim çekine çekine doğuracağı geldiğini belli etmiş. Bazı örflerine “kurban olduğum” –möhü- yöremin sakinlerinden olan bir akrabam deyivermiş hatta “adıyla doğdu, kurban koyun” diye. –ah Allah’ım, ne güzel bir ironidir, ne inceden bir alaydır bu bana- Neyse ki kız doğmuşum ve şimdiki güzel ismim bana bahşedilmiş.

Hepsine rağmen kurban bayramında doğmak güzel. Seviyorum, tutkunum işaretlere ya tutup benim gibi birinin doğumunu hayvanların kesildiği, kanın bol olduğu, bin bir türlü açıklanamaz inceliklerle donatılmış bir güne denk getiriyor. Fedakarlığın resmi olan bir olaya. Belki de benden bir fedakarlık istiyor.

Çoğu insan tiksinerek, “ayy!” diyerek bakıyor –bakamıyor- ama tüm şiddetine, çirkinliğine rağmen hayvanların kesilmesine, kimilerine göre “hunharca katledilmesine” bakıyorum ben. -gerçi artık özel yerlerde yapılıyor kesimler- Özellikle ölüm an'larına. Tasavvufi bir yorumdur, kurban içimizdeki şiddet ve katl duygusunu sükun içindir diye. Otopsi videolarına dahi baktığımı varsayarsak bu bana hiç de tiksindirici gelmiyor. Sadece kendimi ceset gibi hissediyorum. Duyguları ve hisleri olmayan bir doku torbası gibi. Tabi rahatlıkla değil, içim gidiyor izlerken. -aslında çok tuhaf, bir tarafta da aslında kurbanlardan farkı olmayan porno dünyası var-

Kurban’ın bir anlamı daha var. En önemli anlamı. Fedakârlığın daniskası olması yüzünden de bir anlamı var;

*

Kurban'ın hikmeti konusundaki yazıların ikincisi, İranlı entelektüel Dr. Ali Şeriati'nin "Hac" isimli kitabında yer alan "Baba Oğul Arasında Konuşma" başlıklı bölümden alınma birkaç paragraf olacak:

"Bu İbrahim’in dinidir; kana susamış tanrıların, mazoşistlerin ve işkencecilerin değil. İnsanın mükemmelliğe ulaşmasının, bencillikten ve hayvani arzularından kurtulmasının hikayesidir yaşanan. İnsanın daha ulvi bir makama ve aşka ve bilinçli bir insan olarak sorumluluklarını yerine getirmesine engel olacak her şeyden azade olduğu bir iradeye yükselişidir...

Hikaye, bir koçun kurban edilişiyle sona eriyor. Bu, Yüce Allah'ın tarihin en büyük insan trajedisinin sonuna ilişkin dileğidir - birkaç aç insanı doyurmak için bir koç kurban etmek.

Sen de İbrahim gibi kendi İsmail’ini getirmelisin Mina'ya. Senin İsmail’in kim? Ancak sen bilebilirsin, başkası değil. Belki eşin, işin, yeteneğin, gücün, cinsiyetin, statün vs. Ne olduğunu bilmiyorum, ama İbrahim’in İsmail’i sevdiği kadar sevdiğin bir şey olmalı. Senin özgürlüğünden çalan, görevlerini yerine getirmeni engelleyen, seni eğlendiren, hakikati duymaktan ve bilmekten alıkoyan, sorumluluk kabul etmektense meşrulaştırıcı sebepler ürettiren ve seni sadece gelecekte senden gelecek yardım için destekleyen ne varsa; işte bunlar onun işaretlerindendir. Onu arayıp bulmalısın. Eğer Allah'a yaklaşmak istiyorsan, İsmail’i Mina'da kurban etmen gerek.

İsmail’in yerine geçecek koçu (fidye) sen tespit etme, bırak Allah sana yardım etsin ve bir hediye olarak göndersin. O, koçu ancak bu şekilde kurban olarak kabul eder. Koç ancak İsmail’in bedeli olduğunda kurbandır; yalnızca kurban olsun diye koç boğazlamak ise kasaplıktır.
italic'li alıntı;

2 yorum:

verbumnonfacta dedi ki...

"senin ismai'in kim?" kurban bayramı bahanesiyle hatırladığım, tuhaf bir biçimde daha bayram olmadan cevabını bulduğum bir soruydu.

yollardan dolayı okuyamadığım yazılara baktığımda yeniden rastlayınca, "ben cevabımı buldum," demek istedim.

sanırım bu...

ZM dedi ki...

bana küçük iskender'in sacrifice şiiri olmadan elton john'dan dinlenmez -öyleymiş- olan sacrifice şarkısını hatırlattınız. -çok tırnak var, hiçbirini koymamayım en iyisi-

yollardandır doğru. yollar öyledir. uzun, bilinmezliklerle; harflerle dolu. ha bir de "karşılaşma"larla.

sanmak'sa boşverin. sanmak'ın pek bir kaydadeğerliğini yok. sezmek daha iyi.