16 Eyl 2015

ZM / Uzak



"Ashes to ashes, dust to dust
No you can't amuse me, so leave you must
Ashes to ashes, dust to dust
If the spell won't kill you, your ego does"

İçten, başka bir iç'e -içtenlikle- seslenildiği halde, "Duymayacak. Kesin duymayacak" vehmine -ya da yeisine- uzaklık denir. İçsel uzaklık.

Gözlerin uzak. Duruşun. Yüzündeki mağrur, kibirli, zengin tebessüm. Üzerindeki yeni ve görmediğim elbiseler. Onları taşıyışın. Önünde poz verdiğin mekân. Hepsi. Çocukken kalbini kırdığım ve yılların kalbimden söküp atamadığı vicdan azabıyla karşısına çıkıp, helallik bahanesi altında yüzünde bulmayı umduğum ama çok değil 4-5 sene sonra tek bir tanıdık ifade bulamayışımdaki esef gibi uzak. Sırf gözleri annesininkilerle çakışsın diye ilgi çekmeye hebalanan çocuğun ağlayışı kadar uzak. 15 yaşında yazılıp, adına "adresine gidemeyen mektuplar" denilen ve asıl muhatabının asla ulaşamayacağı cümleler kadar uzak. Yani; çok uzak.

En yakın olduğum an'ı aramaya çalışıyor da zihnim, ilk üç listesi bile yapamıyor hatırladıklarıyla. O kadar uzaktım madem, şimdi mi varılamaz bir mesafenin sitemini ifadeye yelteniyor ruhum? Hem sahi, yüzlerce kez göz göze gelmiş insanlar nasıl uzak olabilirlerdi ki? Baktı, yüzlerce kez baktı da ne gördü? Bunu bile hatırlayamayacak kadar mı uzak? Yaralarını dahi birbirine göster(e)meyen, sarıldıkları halde, içlerinin seslerini birbirlerine duyuramayan insanlar ne kadar yakın olabilirlerdi ki? Söylesenize, bencillik bu kadar mı müsebbibi, uzaklığın? 

Acz içinde nefes aldıkları yetmezmiş gibi, o ahmakça birbirine güçlü görünme kaygısı yüzünden, muhatabının değil acımak ya da merhamet, gözündeki şefkate dayanamayacak kadar gururlu olan iki ruh ne kadar yakınlaşabilirdi ki zaten? Boşa sitem...

İki bencil için, gerçekte gerçek bir tebessüm kadar kısa ve anlık bir hareketle kurulabilecek yakınlık mesafesi varılamaz.
İki bencil için, aylarca ve onlarca sarılmakla pekişmiş bir yakınlık, 'bir boş bakış'la yerle bir olarak kadar onarılamaz.
İki bencil için, bir kavuşmak bahanesi bile tasavvur edilemez kadar umulamaz. 

*

Hani bazı yüzler vardır, çakıştıkları anda tüm kurulası cümleleri daha sarf edilmeden israf eden. Öyle ki, konuşurlar yüzleriyle. Tebessümleriyle latifeleşir, bakışlarıyla kavga eder, barışır, sonsuza dek birbirlerine gözleriyle yemin ederler. Yüzünün bir an'ında ruhumu bulmak için neler verme... Boşa sitem... Bunu söylemek, parmak uçlarına basarak bir kapıyı kapatıp, sessizce gitmek gibi, bir yıldızın zamanla, sessiz sönüp gidişi gibi ama ne fark eder, çok uzak.

*

Gittiğim her yer; varacağım ya da kaçacağım. Hepsi daha gitmeden. Hiç tanışmadığım insanlar, daha tek bir kelam etmemişken.

Uzak. Her yer. Her kişi. Her şey.
Ya da her neyse. Çok uzak.

(Zeyl: Görünen o ki "Adresine Gidemeyen Mektuplar" serisine bir mektup daha.)

Hiç yorum yok: