Ağustos 11, 2011

İsmet Özel / Of Not Being a Jew

körüm o halde karanlık
niye benden kaçıyor?

*

iniyorum çalıntı tahtımı terkederek.

*

bir dövüş olsaydı sonunda
belki gevşerdi hırsım.


*
omzun güneş kokuyor,
demişti.


*
bana bırakılan neyse
ona burun kıvırdım.


*
harfe bak, harfe dokun, harfin içinde eri..
harfle ol, harfle birlikte kıyam et..
harfl ol, harfler ummanına bat.


*
tam düşecekken tutunduğum tuğlayı
kendime rab bellemeyeceğim.


*
sen yalnız sen'ken
sen'sin.


*
uykuyu tadayım dersen
kabusa dalmak pahasına.


*
tarihe dersini vermen gerek.


*
kalbine dön!
evine dön!
şarkıya dön!


*
eve dönmek
kendime sarkıntılık etmekten başka
nedir?


*
ben kalbime döneceğim, fokurdayıp pörtlemek için
hep fokurdak ve pörtlek kalacağım kalp içinde.

Ağustos 10, 2011

Muhammad al-Ghazālī / Kalplerin Keşfi'nden

*
bir kimse öğrenir, öğretirse
ayrıca bildiği, öğrettiği ile amil olursa
melekut aleminde ona
"azim" ismi verilir.

*
Allah resulu(s.a.v) şöyle buyurmuştur;
"hırs mahrum olmanın sebebidir."

*
Allah(cc)'nin şunu söylediği rivayet edilmiştir;
"ey insan!
benim önümde dururken ağlamaktan aciz kalma.
çünkü
beni sevmek de,
benden korkmak da,
ağlamayı gerektirir.

*
dünyayı seven bir kimse gördüğünüz zaman şöyle deyin,
"bu kimse Allah Teala'nın küçülttüğü birşeyi gözünde büyütmüştür."
Ebu Hazm'dan

*
Ebu Süleyman ed-Darani,

"bazıları Kur'an okunurken düşünür ve ağlar.
bir kısmı düşünür ve nara atar.
üçüncü kısım ise düşünür ama,
ne nara atar, ne de ağlar,
sadece hayret içinde donakalır."

diyerek gece ehlini üçe ayırmış,
bu üç halin oluşma nedenlerini soranlara da
"bunu açıklamaya gücüm yetmez" demiştir.

*
sabahladığın zaman,
akşama kadar yaşayacağını düşünme.
akşamladığın zaman da sabaha kadar yaşayacağını düşünme.
çünkü yarın isminin,
ölüler arasında mı, diriler arasında mı olacağını
bilemezsin.
Allah'ın Resulu'nden

***
GAZALİ
KALPLERİN KEŞFİ
***

Sadık Yalsızuçanlar / Sır

beni isteyen, beni arar.
beni arayan, beni bulur.
beni bulan, beni sever.
beni seven, bana aşık olur.
bana aşık olana ben de aşık olurum.
ben, aşık olduğumu öldürürüm.
öldürdüğümün diyetini ödemek bana düşer.
onun karşılığı da, bizzat benim.
 

Ağustos 08, 2011

Sırça Köşkün Sakini

Yaşlar birikirdi, çocukken gözlerimde
Büyüyünce bir damlam kalmadı akıtacak
Büyüyünce geçti, kurudu pınarları
Damlalar içinde kaldı, çocukluk günleri
Dokununca üzerine,
dağıldı anılarım.

2011, Nisan 10

şeytan'ın nağmesi


Queen of the Damned - Lestat's Violin

Muhammad al-Ghazālī / Nefsin Dört Hali

insandaki canın, beden askerleriyle bağlantıları;

her bir insanın açıkladığımız sıfatlardan bir sıfatı mevcuttur. o sıfatlardan kimisi insanın saadetine ve kimisi şekavetine(asiliğine) sebeptir.
hepsi dört gruba ayrılır;
1- dört ayaklı, ehli hayvanların sıfatı, ahlakıdır.
2- yırtıcı, parçalayıcı hayvanların, canavarların sıfatıdır.
3- şeytanların ahlakıdır.
4- meleklerin ahlakı, huy ve tabiatidir.

hal böyle olunca, insanda şehvet mevcut olsa, dört ayaklıların, ehli hayvanların işlerini işler. yemek içmek, çiftleşmek, hırs gibi şeylerin müptelası olur.

eğer onda öfke varsa, canavarların parçalayıcı ve acı verici amellerinde bulunur. döver, söver, öldürür.

eğer insanda şeytan sıfatı belirirse, o kişide şehvet ve gazap sıfatı zafer bulur. (ekl: rock'n roll)
hile, düzenbazlık, delalet yoluna sapma ve fitne sıfatları kişiye nail olur.

***

madem ki iç dünyana bu dört kahraman suretin dört sıfatın hakim olduğunu öğrenmiş bulunuyorsun, şimdi kendi hal ve hareketlerine bak.

şehvet domuzuna uymuşsan, senden açığa çıkan hırstır, murdalıktır, düşmanına gelen belaya sevinmektir.
bu hali terbiye edersen, kanaat, namuskarlık, kimseye saldırıda bulunmama halleri başlar.

eğer öfke köpeğine baş eğmişsen, sen de görünen gazaptır, laf atmaktır, halkı incitmek, onları horlamaktır ve kendinde gururlanma, böbürlenme başlamasıdır.
eğer bu köpek nefsi güzellik ve edeple aklına itaatkar kılarsan, o sıfatlar değişir.
sende sabır, bağışlama, sükunet, alçak gönüllülük ve cömertlik doğmaya başlar.

eğer şeytanlık sıfatlarına baş eğmişsen sana hile, düzenbazlık, hıyanet ve sahtekarlık öğretilir.
fakat sen onu alt eder ve kahra uğratırsan, sende ilim, marifet, hüner, hikmet, güzel ahlak, saadet tohumu olan din reisliği, güzel ameller doğmaya başlar.

GAZALI 
ÖLÜM VE ÖTESİ / KENDİNİ TANIMAK

Ağustos 07, 2011

Gregorian / Comfortably Numb

ZM / Araf Konuşmaları II

*
inanamayan biri kendi öz varlığına "zulmeder"
kendine, özüne yazık eder.
zulmün cezasi cehennemdir.

*
allah "sonuçta" muhakkak adil olacak! bunu bil.
sakat doğanlar, bir yaşında ölenler, zenginlerle.. benim sınavım bir olmayacak.
güzel bi misal vardır, hz. süleyman'ın cennete peygamberler içinde en son girecek peygamber olduğuyla ilgili.
çünkü hz. süleyman saltanat sürmüştür, diğerleri kadar çile çekmemiştir.

*
şüphe var diye iman değerli..
kimse tam emin olamiyor zaten, hem şüpheyle kıymetli iman.
bu zulümler, adaletsizlikler, şeytanın varlığı.. bunlar sınanmanın uyduruk sebepleri sadece.

ZM / Araf Konuşmaları I

evrimle ilgili dediğin doğru, evrim Allah’ı yok sayamıyor. zaten bilimin açmazı hala ilk hamleyi açıklamada. yani bir gün evrimin doğruluğu bilimsel yollarla doğrulansa da bu bir çok dindarı etkilemeyecek.

müslüman kadınlara haremin bi ferdi demişsin, hatta yargını direkt gurursuzluk gibi göstermişsin. bunu da inkar etmiyorum, çünkü tam içime sinmiyor benim de. bayıldığınız şahitlik konusu da öyle, şahitlikte akıl yerine cinsiyeti ölçüt kabul eden mantığı ben de göremiyorum.
ama belki bi ‘hikmet’ vardır.

başından beri beni uçurumdan kurtaran tek şey şu cümlemdi. herş ey akla uygun olsaydı, yani din tam olarak aklın içine sığsaydı, akıl dinden ‘büyük’ olurdu. ve inanmayan kalmazdı yerin üzerinde.

akla çok paye veriyorsun, ruminin çift kanatları var bilirsin ikisiyle gittiğinizi düşünüyorsunuz ama son hareketi gönülle birlikte değil, akılla yapıyorsunuz.bu yüzden çırpınıyorsunuz.

felsefe gerçekten ilgimi çekiyor, elimde gazalinin felsefe üzerine üç beş kitabı da var. misal nietzsche’yi gerçekten hissederek okumuştum. ama filmde ana karakteri yüceltmekten başka bi işe yaramayan yardımcı oyuncudan başka bi algı yaratmadı bende.

bence biraz ‘iman’ üzerine kendini vermelisin. hani çoğu şeyi hissi ya da akli olarak ayırt edebiliriz ya, ben imanı ikisinden birine veremiyorum. çoğu ona hissi bi şey diyor, ama ben ikisinin ortasında bi yerlerde olduğunu düşünüyorum.
gerçekten sana göre iman ne, nasıl bi şey, duymak isterim.

toparlayayım, gerçekten niyetim bi mücadeleye girişmek değil, arkadaşlık sohbet hiç değil, ben karşısındaki evin içindekilerini merak eden bi komşuyum.
mahalle mahalle geziyorum, iki üç konaklık zamanım var senin mahallende.

ne dersin komşu?

emin değilim ama şöyleydi galiba, bununla bitireyim,
gazali’den;
“aklın geleceği son nokta kendini mat etmesidir”

2011, ağustos

Kanatlarım Yok Uçmaya

Uçsam.. bu siyah gecenin nurlarına
Takılır mı yolculuğum dur'larına
Keşif olsa da peşine düşsem sarayın
Ancak varırım, belki surlarına

2009

Tevfik Fikret / İkinci Tesadüf

Bu gün o çehrede boş bir nazarla dinlendim:
Didişmeden geliyordum gam-ı hayâtımla;
Dedim ki sonra: Şu müz’iç te’essürâtımla
Önünde ağlayıversem… Ve olmasam nâdim!

O sanki fikrimi bilmiş de ihtirâz ediyor

Gibiydi; gözleri yerlerde, bakmadan geçti.
Güneş ufukta bu hâk-i sefîle bir ebedî
Vedâ eder gibi rikkatle ihtizâz ediyor,
Semâ bulutlanıyorken, onun civârından
Güzârı böyle soğuk bir yabancı tavrıyla
Bütün karârımı kâfî göründü ta’dîle…
Dedim ki: “İşte hakîkat bu, hep küsûru yalan;
Değil garâm-ı heves-perverâne mu’tâdım,
Bu dîdelerde fakat bir nigâh-ı aşk aradım!

Tevfik Fikret / İlk Tesadüf

Niçin o çehreyi görmekle titredim birden,
O dîdelerde niçin gizli bir nigâh aradım?
Değil garâm-ı heves-perverâne mu’tâdım,
Niçin o gözlere dikkatle baktım öyle iken?...

Niçin? Niçin?... Bu “Niçin?”lerle şimdi pür-halecân
Dilimde titreşiyor en sitemli nâlişler;
Kabâhatim ona bakmaktı, muhterîz, muğber,
Dudaklarında sönerken bir ibtisâm-ı nihân.

Bu yüz hayâlime -gittikçe- hiç yabancı değil;
Fakat, yazık, o vücûd-ı hayâl-perverde

Tesâdüfüm ne hazîn oldu böyle bir yerde!
Sen ey sefâlet-i meş’ûme, ey şeb-i hâil,

Soğuk soğuk bakıyorsun; o nazra-i şûmun
Nasıl sukûtuna ka’il şu hüsn-i ma’sûmun?

Tercümesi*


Niçin o çehreyi görmekle titredim birden,
O gözlerde niçin gizli bir bakış aradım?
Hevesper bir aşkın derdinde değilken,
Niçin o gözlere dikkatle baktım öyle iken?


Niçin? Niçin? Bu “Niçin?”lerle şimdi heyecan dolu,
Dilimde titreşiyor en sitemli iniltiler..
Kabâhatim ona bakmaktı, çekinmiş ve gücenmiş,
Dudaklarında sönerken sırlı bir tebessüm..


Bu yüz hayâlime -gittikçe- hiç yabancı değil;
Fakat ne yazık, o hayallerle çizilmiş bir vücut

Tesâdüfüm ne hazîn oldu böyle bir yerde!
Ey kötü sefillik, ey karanlık gece!

Soğuk soğuk bakıyor da bir kısacık bakışla
Nasıl razı olayım o masum güzele susuşla

*naçizane, nakıs çevirim.

Ağustos 06, 2011

Necip Fazıl / Öfke ve Hiciv'den

*
Ne iştir, yarı iman, yarı inkar giderler;
Güneşe var derler de ışığına yok derler!..

*
Zamanı kokutanlar, mürteci diyor bana,
Yükseldik sanıyorlar, alçaldıkça tabana
Zaman korkunç daire; ilk ve son nokta nerde,
Bazı geriden gelen, yüz bin devir ilerde!..

*
Enkaz devraldım diye, rol kesen sefil aktör,
Bir pislik devretti ki; kaldırmaz ekskavatör..

Secret Garden / Adagio

Ölmek Üzerindeyken'in Müziği



Secret Garden / Nocturne

Ağustos 04, 2011

Gérard de Nerval'den

"yazık! her şey ölecek demek ben ölürsem!"
“coşkuyla kendimden geçip, tatlı uyumu denedim, nice gözyaşları döküp, güzelliğini söyledim.”
"düşlerimiz ikinci yaşamımızdır."

"bu gece beni bekleme, çünkü gece siyah ve beyaz olacak."

"şiirlerim açıklandıklarında büyülerini yitirirler. Açıklama diye bir şey mümkünse tabii!"

"kadını güle benzeten ilk kişi dahiydi, ikincisiyse embesil."

Ağustos 02, 2011

Gayb'dan Gelen Ses



Maurice Jarre / The Message Original Soundtrack

Kingdom of Heaven Soundtrack / A New World

Orhan Pamuk / Masumiyet Müzesi'nden II

"sofrada onun çarprazına otururken bana düşüen boş boş televizyona bakmak değil, güzelimin bakışlarını okumaktı. ama bir süre sonra, belki de bu zevkimi keşfettiği ve beni cezalandırmak istediği için bakışlarımız kesişince Füsun utangaç kızlar gibi gözlerini kaçırmaya başlardı."
syf: 386

"Füsun'un bir eşyasını mesela televizyona dalgın dalgın bakarken elinde zerafetle tuttuğu bir tuzluğu kaşla göz arasında cebime indirmiş olmak, ...tuzluğun cebimde olduğunu, artık ona sahip olduğumu bilmek bana öyle bir mutluluk verirdi ki, akşamın sonunda çok fazla zorlanmadan kalkabilirdim."
syf: 416

"...yıllar sonra, o gece, Sıraselviler Caddesinde, konuşamamak neymiş anladım. Füsun'a olan aşkımın en sonunda bu çeşitten bir inat ve içe kapanma hikayesi olduğunu da hayal meyal hissettim."
syf: 425


"Füsun'un içtiği ve küllüğe bastırdığı bir sigarayı diğerlerinden hemen ayırabilirdim. bu, sigaranın markasından çok, Füsun'un sigarayı küllüğüe bastırış şekliyle, onun duydularıyla ilgiliydi."
syf: 440


"bazen Füsun televizyondaki filme kendini öyle verir, öyle kaptırırdı ki , o filmdeki kahraman olmak isterdim."
syf: 449


"bir an Zaim'in bana çok uzaklardan baktığını, benden çoktan vazgeçtiğini hissettim. ...onun benden uzaklaşan bakışıyla birlikte, ben de bir anda kendi gözümde, kendi geçmişimden ve Zaim'den uzaklaştım.
Zaim'le tam ayrılıyoduk ki, uzun bir seyehat yüzünden yıllarca birbirleriyle görüşmeyeceklerini bilen iki eski iyi dost gibi sarılıp içtenlikle öpüştük. sonra ayrı yönlere yürüdük."
syf: 465


"annem ondan etkilenmediğimi görünce öfkelendi. kadınla erkeğin yanyana gelemediği, birbirleriyle görüşüp konuşamadığı bir memlekette aşk olmaz dedi, iddialı bir havayla."
syf: 499


"ölmekte olduğunu anlayan füsun iki üç saniye süren bu bakışmamızda, bana asla ölmek istemediğini, hayata hersaniyesine kadar bağlı olduğunu, onu kurtarmamı yalvaran gözlerle ifade ediyordu. ben ise kendimin de ölmekte olduğunu sandığım için, hayat dolu güzelim nişanlıma, hayatımın aşkına, birlikte başka bir dünyaya, yolculuğa çıkmanın sevinciyle gülümsedim yalnızca."
syf: 540


'aman kemal bey, ölenle ölünmez' demedi. deseydi ona masumiyet müzesinin ölenle yaşamak için yapılmış bir yer olduğunu söyleyecektim."
syf: 556


"gerçek müzeler, Zaman'ın Mekan'a dönüştüğü yerlerdir."
syf: 564


"orhan beyle görüşmeye hazırlıklı gittim. Füsun'dan söz etmeden önce, ona son beş yılda dünyada 1743 müze gezdiğimi söyledim."
syf: 566


"romanımıız kahramanı, müzemizin kurucusu Kemal bey, 12 Nisan 2007 tarihinde, Füsun'ün ellinci doğum gününde ... geçirdiği kalp krizinden öldü."
syf: 580


"-kitaptaki son sözüm şudur Orhan bey, lütfen unutmayın.
 -unutmam.
Füsun'un fotografını ceketinin göğüs cebine dikkatle yerleştirdi. sonra bana zaferle gülümsedi.
 -herkes bilsin, çok mutlu bir hayat yaşadım."
syf: 586

Orhan Pamuk / Masumiyet Müzesi'nden I

"ne annem ne de babam dindardı. ikisinin de namaz kılıp, oruç tuttuklarını görmemiştim. ...dine saygısız değil, ilgisizdiler yalnızca ve bu ilgisizliği de pek çok tanıdıkları, dostları gibi, atatürk sevgisi ve laik bir cumhuruyetçilikle açıklarlardı."
syf: 46


"...kalplere asıl mutsuzluk sızısı veren şey...sarışın Inge'nin, kendilerini olduklarından da avrupalı hissetmek için çırpınarak saçlarını sarıya boyayan, kaşlarını yolan, ve butik butik gezip kıyafet seçen sosyete kadınlarına, ten renginin ve ırk yapısının da ne yazık ki kolay telafi edilemeyecek önemli bir eksiklik olduğunu hatırlatmasıydı."

syf: 91

"...gözlerinin nemlendiğini değil, hiç nemlenmediğini gizlemek için kara gözlükler takıp poz kesmelerine tahammül edemem diye düşündüm."
syf: 94


"fransız şair Gerard de Nerval'in bir kitabını okudum. en sonunda aşk acısından kendini asan şair, hayatının aşkını sonuna kadar kaybettiğini anladıktan sonra, Aurelia adlı kitabının bir sayfasında, bundan sonraki hayatın kendisine yalnızca "kaba oyalanmalar" bıraktığını söyler."
syf: 189


"üstelik kendi evimde verdiğim partide, "surat asan ve her şeyi küçümseyen yirmi yaşındaki öfkeli bir genç" gibi davranamayacağımı da biliyordum."
syf: 208


"parke taşı kaplı çukurlu dar sokaklarda tatlı tatlı sallanan arabayı elimde sigarayla sürerken, bir köşeden Füsun'un hayaleti bir anda karşıma çıkınca, hemen durup park eder ve onun yaşamakta olduğu bu güzel ve yoksul semte derin bir sevgi duyardım."
syf: 233


"avrupada zenginler, kibarca zengin değil gibi yaparlar.. uygarlık budur. bence kültürlü ve uygar olmak herkesin birbirleriyle eişt ve özgür olması değil, herkesin kibarca diğerleriyle eşit ve özgürmüş gibi davranmasıdır. o zaman kimsenin suçluluk duymasına gerek kalmaz."
syf: 243


"iki kere eskiden de yaptığı gibi saçlarını çekiştirdi, üç kere lafa karışmak için fırsat kollarken nefesini içine çekip omuzlarını hafifçe yükselterek bekledi. ...güzelliğinden ya da kendimi çok yakın hissettiğim hareketlerinden ve teninden sızan bir ışık, bana dünyanın gitmem gereken merkezinin onun yani olduğunu hatırlatıyordu. geri kalan yerler, kişiler, meşgaleler kaba oyalanmalardan başka bir şey değildi."
syf: 264


"...bakışlarımı küçük helada gezdirirken, aynada kendimi gördüm ve gövdem ile ruhum arasındaki sarsıcı kopukluğu yüzümün ifadesinden çıkardım.
yüzüm yenilgi ve şaşkınlıktan yorgun gözükürken, kafamın içinde bir kalp, bir mana olduğunu, her şeyin istek, dokunma ve aşktan yapıldığını, bunun için acı çektiğimi hayatın temel gerçeği gibi artık anlıyordum."
syf: 269


"bir akşam Füsun'un karşısında oturmanın verdiği huzur içimdeki cinleri yatıştırınca, mutluluğun çok basit ve herkesin bilmesi gereken reçeteyi keşfedip kendi kendime mırıldandığımı hatırlıyorum.
mutluluk, insanın sevdiği kişiye yakın olmasıdır yalnızca."
syf: 283


"bazen Füsun'un kocasının omzuna beni kıskandırmak için yaslandığını düşünür, hayalimde onunla kıskançlık düellosuna tutuşurdum. o zaman genç evlilerin arada fısıldaşıp gülüşmelerini hiç fark etmiyormuş ve kendi kafama göre takılıyormuş gibi yapar, bunu kanıtlamak için en mankafa seyircinin güldüğü bir şeye kahkahalar atardım.
hem türk filmine gidip hem de orda olmaktan huzursuzluk duyan entelektüeller gibi, kimsenin fark etmediği tuhaf bir ayrıntıyı fark etmiş ve bu saçmalığı küçümseyerek gülmekten kendimi alamıyormuş gibi kıs kıs gülerdim."
syf: 293-294


"sekiz yıl boyunca Keskinler'in sofrasında seyrettiğimiz filmlerin en yoğun, en çok içe işleyen ve en tuhaf anları, bu anlara eşlik eden Füsun'un yüz ifadesiyle hafızama kazınmıştır. ...filmi dikkatle izlemesem bile Füsun'un yandan göz ucuyla gördüğüm yüz ifadesinden sahnede ne olup bittiğini çıkarabilirdim."
syf: 328

Nietzsche / Böyle Buyurdu Zerdüşt, Önsöylevden

*
maymun nedir insan için? bir gülme ya da acı veren bir utanç. üstün insan da bunun aynısı olmalıdır;
bir gülme ya da acı veren bir utanç.

*
gurur duydukları bir şey var. ne diyorlar onları gururlandıran o şeye?
kültür diyorlar ona ve kültür, onlara keçi çobanlarının karşısında ayrıcalık kazandırıyor.

*
şimdi tanrıyı seviyorum, insanları sevmiyorum. insan benim için çok eksik.
insanı sevmek öldürürdü beni.

*
yazık! artık kendini aşagılamayan en aşağılık insanın zamanı gelmekte.

*
ve günün birinde bilgeliğim beni terk ederse eğer,
o zaman gururum deliliğimle birlikte sürdürsün uçmayı.

Rumi / Mesnevi, 2570

yağın aslı sudur
sonunda yağın suya zıdlığı neden olur?

su ve yağ beraberken niçin
şimdi birbirlerine zıd oldular?

diken gülden, gül dikenden meydana gelmişken
birbirlerini kınamaları nedendir?

bu zahiri bir çekişmedir, hikmeti vardır
her şey O'nun kuvvet ve kudretinin altındadır.

arifin hayreti ne onadır, ne buna
bu bir viranedir, burda hazine ara.

Rumi / Mesnevi, 2530

su şiddetle saldırıp ateşe galip gelir
lakin(su kaba konunca) ateşte onu kaynatır.

su ile ateşin karışmasına tencere mani olursa;
ateş o suyu buharlaştırır, yok eder.

görünüşte erkekler, suyun ateşe olduğu gibi
kadına galipse de gerçekte kadının mağlubudurlar.

Ağustos 01, 2011

Muhyiddin İbn Arabi / Şeceret'ül Kevn II, Şeytan'ın On Talebi

devamı;
...

Efendimiz sordu, iblis de cevap verdi.
-"rabbinden neler talep ettin?"
iblis cevap verdi;
-on şey talep ettim.

***
Allah'tan diledim ki, beni ademin oğullarının mallarına ortak etsin.
(ki bu "onlara ortak ol, mallarına ve çocuklarına, onlara vaad et, halbuki şeytan onlara en çok gurur vaad eder" 17/64, ayeti ile sabittir.)

beslemelesiz kesilen hayvanın etinden yerim, faiz ve haram karışan malın ortağıyım.
cinsi münasebet anında, Allah'a şeytandan sığınmayanın karısıyla birleşirim..
ve birleşmeden doğan çocuk sözümüzü dinler, bize itaat eder.

***
Allah'tan diledim ki bana bir ev versin,
bu dileğim üzerine hamamları bana ev yaptı.

***
diledim ki; bana bir mescid versin.
pazar yerlerini bana mescid yaptı.

***
kendim için bir kitap istedim.
şiirleri bana okuma kitabı yaptı.

***
istedim ki, bana da ezan versin.
mezmurları verdi.

***
diledim ki, bana yatak arkadaşı versin.
bana sarhoşları verdi.

***
istedim, bana yardımcılar versin.
bunun için de kaderiye mensuplarını verdi.

***
istedim ki, bana kardeşler versin.
israfçıları, masiyete(boş yerlere) para harcayanları verdi.
(bu da şu ayetle sabittir; "o kimseler ki mallarını boş yere harcarlar, onlar şeytanın kardeşi olmuştur", 17/27)

***
onlara görünmeden, onları görmek istedim.
bu isteğim de kabul edildi.

***
ve istedim ki, ademin oğullarının kan mecralarını bana yol yapsın..
böylece onların içinden akıp geçeyim.
bu isteğimi de kabul etti.

iblis söyledi;
bana tüm bu isteklerim verildi.
ben bu hallerimle iftihar ederim.

MUHYİDDİN İBN ARABİ / ŞERERET'ÜL KEVN

Kıyamet Suresi, Ahmed El-Acemi


Temmuz 29, 2011

Zikr-i Bala / Uyan Zerreler Raks Ediyor!

Ey gün, uyan, zerreler raks ediyor.
Bütün evren raks ediyor
Mutluluktan perişan olmuş ruhlar raks ediyor.
Kulağına rakslarının onları nereye götürdüğünü söyleyeceğim
Havadaki ve çöldeki bütün zerreler
İyi bilin, onlar sanki deliler
Her bir zerre mutlu ya da mahzûn
Hakkında hiçbir şey söylenmeyen güneşe tutulurlar

Hakikatte hepimiz üç pervâneyiz
Âşıkların dünyasında, efsâneyiz

İlki; mumun yanına geldi
Ve “Aşkın manasını buldum” dedi

İkincisi; alevin yanında kanadını çırptı
Ve “Aşkın ateşinde yandım” dedi

Üçüncüsü; kendini ateşe attı
Evet, evet bu aşkın manasıydı.

Sezai Karakoç / Köşe

Köşe I

Benim geçmiş zaman içinde yan gelip yattığıma bakma
Ben geleceğin kara gözlü zalimlerindenim
Bir tek köşen bile ayrılmamışken bana
Var olan ve olacak olan bütün köşelerinin sahibi benim
Ben geleceğin kara gözlü zalimlerindenim
Sen kaç köşeli yıldızsın


Köşe II

Evlerinin içi gurur döşeli
Benim aşkım binbir köşeli ah binbir köşeli


Köşe III

Sen geldin benim deli köşemde durdun
Bulutlar geldi üstünde durdu
Merhametin ta kendisiydi gözlerin

Temmuz 28, 2011

ZM / İns Şeytanları Üzerine

şeytan uzakta değil, soyut, mecazi de değil, o yakında, burnumuzun dibinde.

"Böylece her peygambere, insan ve cin şeytanlarından bir düşman kıldık. Onlardan bazısı bazısını aldatmak için yaldızlı sözler fısıldarlar. Rabbin dileseydi bunu yapmazlardı. Öyleyse onları yalan olarak düzmekte olduklarıyla baş başa bırak."
Enam Suresi, 112

Enam Suresinde peygamberlere vurgu var, ama nas suresinde;

"Cinlerden ve insanlardan (olan vesvasm şerrinden)..."
Nâs, 6

Bu ayetle ilgili birkaç izah var der Razi (ra);

"Hak Teâlâ sanki şöyle buyuruyor: "Sinsi vesveseci bazan, cinlerden olur, bazan insanlardan." Nitekim başka bir ayette de "İnsan ve cin şeytanları..."(En'âm, na) buyurmuştur. Keza, cin şeytanları bazan vesvese verir, bazan da geri durur, iner. İnsan şeytanları da böyle olur. Çünkü o, kendisini adeta müşfik bir nasihatcı gibi gösterir. Dinleyen onu bu işten menederse, geri çekilir ve vesvese vermeyi bırakır; ama dinleyen onun sözünü kabullenirse, daha da ileri gider.
 "

***
evet, şeytan burnumuzun dibinde, klavyenin ötesinde, bir kadının sesinde, bir adamın gözbebeğinde..
öyle fazla kılığı, kılıfı var ki, biz onu göremiyoruz.
ama belli ediyor kedini, yaldızlı sözleri, farklı olduğu vurgusu, ve idrak yoksunu zekasıyla.

***
ben cinlere, perilere ve şeytanlara inanmayı seven, hayatı rüya gibi, kabus gibi, masal gibi görmeyi seven bi yeniyetmeyim. sürrealim bilime göre, ruhçuyum makul materyelistlere göre. 
bilimin bi çok özelliği bu yaşıma kadar çekmedi beni.
bilimin beş duyuyla var ettiği dünya bana yetmiyor.
gözlerimle görmek bana yetmiyor.
gözlerimin görmediklerini merak ediyorum.
kulaklarım, burnum, ağzım, ellerim.. yetmiyor bana.
belki arsızın tekiyimdir.
***

2011, temmuz

Cemil Meriç / İman, Hayat, Kadın ve Aydın Üzerine

İman üzerine;

"İnanıyorum da inanmıyorum da. Bunlar matematik birer realite değil ki. Zaman zaman inandım. Ama ne kadar inanıyorum, bilemiyorum. Eğer Tanrı olmazsa, hayat bir curcuna oluyor. İntihar tam bir hal çaresi oluyor o zaman. Camus'nun yaptığı da bu.(1) Sisyphos Efsanesi'nde söylediği gibi, ya inanacaksın ya intihar edeceksin. Üçüncü bir hal çaresi yok. Bunlar kaypak kavramlar. Kim ne kadar inanır bilinmez. Tanpınar benden aydınlık görüyor ve 'Evet' diyor. İnanıp inanmadığımı bilemiyorum. Müslümanım, müslüman bir çevrede doğdum. Ancak ne kadar inanıp inanmadığımın cevabını mahşer günü bilebileceğim."

Hayat Üzerine;

"Hugo'nun bir sözünü not etmiştim. "Hayat mezarların çözdüğü dolaşık bir yumaktır" diyordu. Buna mukabil şöyle söyler Neyzen Tevfik: "Çözemez kimse bu dünya denilen kördüğümü/ Yaratan ..... bilir ancak onun içyüzünü/ Bir delikten çıkarak bir deliğe girmekteyiz/ Önü zulmet, sonu zulmet, ..mişim gündüzünü." Bu sözlerin hiçbiri mutlak olarak ele alınmamalı elbette. Hayyam, "Efsane söylediler uykuya daldılar" diyor. Hepimizin söylediği bir efsane var. Hepimiz bir efsane söyleyip uykuya dalıyoruz. Bu, suale sualle cevap vermek. Bu suale cevap verilmez. Zor sualler bunlar. Münker Nekir sualleri gibi. Bir şairde mutlak hakikat aramak yanlış. Şair sözü... İlham var. Sokrat, bütün düşüncelerinin demon'dan geldiğini söyler. "Benim bir demon'um var, beni o konuşturuyor" derdi. Herkesin bir demon'u var. Yukarıdaki mısraları böyle anlamalıyız. Belli anlarda doğar şairin içine bunlar, bazen bir şimşek pırıltısı gelir, aydınlatır insanı. İnsan aydınlandığını zanneder. Şimşek pırıltısı geçtiğinde daha koyu bir karanlığın içinde kalır insan."
 


Nietzsche'nin "Sakın kırbacınızı yanınıza almayı ihmal etmeyin." sözü üzerine; 


 
"Budala. "İnsanın tanrı olmadığının tek belgesi göbekaltıdır" diyor bir yerde de. Küçüklük duygusundan ileri geliyor onun bu özelliği. Kadın bahsinde hiç bir zaman tatmin olmamıştır. Davet edildiği düğünde, geline evlenme teklif eder. Salaktı hazret. Dâhi bir salak. Tam bir erkek değildi çünkü tam bir insan değildi. Farkında olmadığı bir zaafı vardı kadına. Delirdi zaten."

Aydın üzerine;

"Aydın olmanın insana yüklediği büyük sorumluluklar var. Bu sorumluluğun idraki başka, uygulama imkanı başka. Belki ben aydın olmanın sorumluluğunu idrak ediyorum ama icaplarına ne kadar uyuyorum bilemem.
İnsan çok meçhullü bir problemdir. Mesela dilimle Büyük Doğu'ya mensubum. İnançlarımın bir kısmıyla da öyle. Yön de bir tarafım benim."

***
1986, Hüsamettin Aslan'ın, ünlü mütefekkir ve edebiyat tarihçisi-eleştirmeni Cemil Meriç (1917-1987) ile yaptığı röportajdan.
***

Temmuz 27, 2011

Yedi Nefs Makamı

1. Zulmet makamı olup nefs-i natıka, o makamda EMMARE adını alır.

2. Nurlar makamı olup nefs-i natıka, o makamda LEVVAME adını alır.

3. Esrar (sırlar) makamı olup nefs-i natıka, o makamda MÜLHİME adını alır.

4. Kemal (olgunlaşma) makamı olup nefs-i natıka, o makamda MUTMAİNNE adını alır.

5. Vuslat (kavuşma) makamı olup nefs-i natıka, o makamda RAZİYYE adını alır.

6. Fiillerin tecelli ediş makamı olup nefs-i natıka, o makamda MARZİYYE adını alır.

7. Sıfat ve İlahi İsimlerin tecelli ediş makamı olup nefs-i natıka, o makamda SAFİYYE adını alır.

Temmuz 26, 2011

Muhyiddin İbn Arabi / Şeceret'ül Kevn, Şeytanın En Sevmedikleri

bir gün Resullullah(sav) ile beraberdik. ensardan birinin evinde toplanmıştık. tam bir cemaat olmuştuk. sohbete dalmıştık. bu arada dışarıdan bir ses geldi;
-ev sahibi.. içeridekiler.. eve girmem için bana izin verirmisiniz? benim sizden bir dilediğim var.
bunun üzerine herkes Resulullah(sav) efendimizin yüzüne bakmaya başladı. efendimiz duruma vakıf oldu ve;
-"bu sesin sahibi kimdir bilirmisiniz" buyurdu, "o lain iblistir, şeytandır, Allah'ın laneti onun üzerine olsun" buyurdu.

***
...
kapıyı açtılar. içeri girdi ve bize göründü. bir ihtiyar, şaşı, aynı zamanda köse. çenesinde altı ya da yedi tane kadar kıl sallanıyor. gözleri yukarı doğru açılmış. kafası büyük bir fil kafası gibi. dudakları da manda dudağına benziyordu.
...
-buraya gelişim kendi arzumla olmadı, mecburen geldim. izzet sahibi Rabbin katından bana bir melek geldi. dedi ki; Allah Teala sana emir veriyor. Muhammed'e gideceksin. ama düşük, zelil bir halde. tevazu ile. ona gideceksin ve Ademoğullarını nasıl kandırdığını anlatacaksın. sana ne sorarlarsa doğrusunu söyleyeceksin. sonra.. Allah Teala buyurdu; "söylediklerine yalan katarsan, doğruyu söylemezsen.. seni kül ederim, rüzgara savurur.. düşmanlarının önünde seni rüsvay ederim." işte böyle ya Muhammed, o emir üzerine geldim. bana arzu ettiğini sor, şayet doğru cevap vermezsem düşmanlarım benimle eğlenecek. benim için düşmanlarımın eğlencesi olmaktan daha zor birşey yoktur.

***
...
Efendimiz sordu;
- "halk arasında en sevmediğin kimdir?"
-sensin ya Muhammed, Allah'ın yarattıkları arasında senden daha çok sevmediğim kimse yoktur.

- "benden sonra en çok kimlere buğuzlusun ve sevmezsin?"
- müttaki bir gence ki.. varlığını Allah yoluna vermiştir.
- "sonra kimleri sevmezsin?"
- kendisini sabırlı bildiğim, şüpheli işlerden sakınan alimi..
  temizlik işinde yıkadığı yeri üç defa yıkamayı adet edinen kimseyi..
  sabırlı olan fakiri..
  şükreden zengini..

  ***

MUHYİDDİN İBN ARABİ / ŞECERET'ÜL KEVN

Pachelbel - Canon in d Major

Mevdudi / Hicab'tan

"onlar gerçekten "müzebzebin"dir.
yani o tarafımı, bu tarafımı tercih edeceklerini bilmeyen, tereddütün sallantısı içinde bocalayanlardır.

islami değerlerle batı medeniyetinin sosyal prensiplerini meczederek, yarı islami ve yarı batılı bir millet vücuda getirmeye çalışmak ve hatta her iki sistemden kendileri için faydalı gördüklerini almaya çalışmak.

hemen söyleyelim ki bu adamlar herşeyden evvel böyle bir imkansızı gerçekleştirmeyi kafalarına koyan ahmaklardan başka birşey değillerdir.

çünkü cinsleri ayrı olan ağaç dalları aşı tutmaz."

MEVDUDİ / HİCAB


***
ne kadar somut batı. güzelliği bile "göz"le anlar. hissedemez güzelliği.
ne kadar mana doğu. güzelliği bile soyut görür. hicab hisseder.

biri teşhir eder, düşürtür, alçaltır, öteki utanıp diğerinin yerine sanki, yüzü kızarır,
hicap eder.
***

Temmuz 25, 2011

Rüzgar Kar ve Yağmur

Meltemdi. Rüzigardı.
Tatlı, hoş bir esinti.
Rahatlatan, dinlendiren, daldırıp gözleri düşündüren.
Anımsatan, dudaklarda tebessüm bıraktıran. inceden hissedilen, ılık bir rüzgardı.

*

Kardı.
Üşütmeyen, gece yavaşca yağan,
camları buğulandıran, pencereye yapışıp seyredilen.
nedensiz bi hüzün veren ama gene de neşe veren,
evet, o kardı.

*

Yağmurdum.
Su olup, şimşekli çaktığım, yıldırımlı parladığım.
Bir köşeye çekilip cız cız yağdığım.
Sudan olup, ateş gibi yakmaya çalıştığım.
Yavaş, hızlı, birdenbire beklenmedik,
tüm hallerinde yağmurdum.

2011, Mart 30

Hasaretin Sebebi

Var olma kastıyla yok etmeyi isteyip tüm mahluku
yokluğa düşerim.

2010, Eylül 3

Adsız

Aynam mısın
Gülünce yüzüne aynen güldüğün
Somurtunca da aynısını
Yüzüme vurduğun

Bakmasam olmaz mısın
Karşımda durmaz mısın
Söyle
Bir gün bakmasam yüzüne
Olmaz mısın?

2010, Mayıs 8

Kifayetsiz Muhteris

Yolu yok bunun
hiç olmayacak da.

Var olmak isteyeceksin
bir maddesi olcaksın en fazla
bilmiş bir kitabın.

Var etmeye hevesleneceksin
artı biri olacaksın en fazla
dolmuş bir listenin.

Yırtacaksın kendini
'biri' olmak için
içlerinden biri olcaksın en fazla.

Hiçbir düşünce yatıştıramayacak hırsını
dua bile serpemeyecek içine su
yanıp duracaksın.

Hepsi hepsi duvarda bi tuğlasın
bunu bile pink floydun bulduğu.

Yolu yok bunun
hiç olmayacak da.

2010, Ocak 6

Sunan

Bir cümle bile olsam
yazdığın birşeyde
onu görsem.

Belki de bir mısra
çıksa dudaklarından
onu duysam.

Yahut içinden
içinden bi cümle söylesen de
onu hissetsem.

Ve ismim
ilk ne getiriyorsa aklına
onu bilsem.

Sonra bir gün
bir gün uzaklardan çağırsan da
işitip gelsem sana.

2010, Ekim 7

Gök'ün Yüzünde

Ruhuma gir, birleşip uçalım düşlerde
Bir şey var, içinde sen olan düşlerde
Bir şey ki, içimde büyü olan seslerde
Ruhuma gir, söyleyip çoşalım seslerde

2009, Nisan 13

Yeis Öyle Bir Bataktır Ki

Ruhuma mana vermeye çalıştım
Gerçek ve yansımasıyla çakıştım
Keşifler ararken sürgülü kapıda
Kapının kapanışına alıştım.

2008, Aralık 19

Temmuz 22, 2011

Abdulkadir Geylani / Gizliden Sesler'den II

Allah'ın rahmet kapısına teşvik
"kalbini muhafaza et, kalbini.
huzur içinde yaşa, huzur.
şahsiyetini elde tut, elde.
kalb alemine dal.
utan, utan..
Allah, Allah, Allah..
sonra yine Allah, sonuna varıncaya kadar böyle."

iman ağacı
"Ey dünyalıktan mahrum kimse, zamana ve insanlara hoş görünmeyen ve onların bir yanda bıraktığı zavallı insan.
Ey sultanlar yanında hatırlanmayan ve dünya erbabı meclisinde ismi geçmeyen çaresiz adam.
Ey aç, cesedi çıplak, ciğeri susuzluktan yanmış bitkin.
Ey bütün ihtiyaçlarla sıkışan, kalbi darda kalan, gönlü kırılan, hiçbir maksadını yerine getiremeyen, gittiği kapıdan kovulan, mescit köşelerinde kalan, sokaklarda sürünmekle gününü geçiren adam.


Senin bu anlattığım hallerde:
- “Allah beni fakir etti, dünyayı elimden aldı. Beni perişan etti, terk etti. Buğzetti. İşlerimi dağıttı. Hiçbir işimi yerine getirmedi. Bana ihanet etti. Dünyalık olarak yeter derecede mal vermedi. Şerefimi söndürdü. Padişahlar katında, arkadaşlarım arasında beni yükseltmedi. Halbuki başkalarına bol nimetler verdi. Günleri geceleri o nimetler içinde geçer oldu. Halbuki hepimiz de müslümanız. Babamız Adem, anamız Havva. Ben böyle olayım da onlar niçin böyle olsun?” gibi sözler sakın senin ağzından çıkmasın.

Senin bulunduğun hali anlatalım: Bir defa Allah-ü Teala’nın seni bu halde bırakması bir hikmeti icabıdır. Çünkü senin yaratılışında bir hürlük vardır. Allah tarafından sana sabır, rıza, muvafakat verilmişti ki, bunlar en büyük nimetlerdir. Aynı zamanda iman, ilim, tevhid nurları sende vardır. İman ağacın daha eskimemiştir. Tohumları ve fidanları henüz çürümemiştir, kuvvetlidir, yaprağı boldur. Her gün dal salmakta, çeşitli gölgelik vermekte, ayrı ayrı yönlerden büyümekte ve meyve vermektedir. Senin çalı ile değnekle, onu muhafaza etmene, büyütmene, beklemene lüzum yoktur…
Allah sana, dünya işlerinde az fakat rahat edeceğin şeyleri verdi. Ama ahirette hiçbir gözün görmediği ve hiçbir kulağın işitmediği ve hiç kimsenin hatırına gelmeyen büyük nimetleri senin için hazırladı. Bunları orada sana çok bol olarak ihsan buyuracaktır.

 Ayet:
- “Hiçbir nefis, kendileri için öteki alemde hazırlananların neler olduğunu bilmez. Halbuki onlar gayet mesrur edici şeylerdir. Yaptıklarınıza mükafat olarak verilir.”

Bunun manası şudur: Allah’ın emirlerine uydukları ve bu yolda devam ettikleri için bunlar kötülükleri bırakırlar, Allah’a teslim olur ve her işlerini ona ısmarlarlar. İşte o büyük mükafata bu sebepten ererler."

"zaman olur, benliğin tamamen ölür.
bir hayali varlık gibi gezersin.."

hayır ve şer iki meyvedir, hadisi üzerine
"bir kalpte iki sevgi yaşayamaz."

...

ABDULKADIR GEYLANI
FUTUHU'L GAYB

Abdulkadir Geylani / Gizliden Sesler'den I

dünya'nın hali
"sahrada bir adam çıplak kazayı hacete oturmuş. hem edep yeri görünüyor, hem de kötü koku geliyor. sen mecbursun hem burnunu tutacak hem de gözünü kapayacaksın. işte dünyanın hali. ondan kurtulmak için hem gözünü kapa, hem burnunu tut."

kalbin hastalığı
"Allah'ın iradesi dışında birşey isteme. ondan başka birşey istemek boş bir temennidir. akılsızlıktır. böyle bir hevese düşme. merhametinden uzak kalırsın."
"insana en çok yakışan şey istiğfar ve tevbe etmektir."

Allah'a yakınlık
"heves ettiğin şeyler üçe ayrılır.
senin nasibindir, başkasının nasibidir, ne senin ne de başkasının nasibidir.

senin nasibin ise, ihtirasa düşüp ardından koşsan da gelir, koşmasanda. istesen de istemesen de.
başkasının nasibi ise, çırpınman niçin? o şey sana hiçbir zaman gelmez.
kimsenin nasibi değilse, o şey fitne ve tecrübe için yaratılmıştır. böyleyse akıllı kimse kendine celb etmeyi arzu eder mi?

 o halde bir hal içinde bulunduğun zaman başkasını isteme. hiçbir makam arzu etme."

Allah'a vasıl olmanın yolu
"evet, insanoğlunun bu dünyada başına en çok gelen şey bela ve mihnettir. iyilik arasıra gelir.
eğer insan ibret nazarı ile bakacak olsa hayat ve iyi geçimin yalnız öbür aleme mahsus olduğunu anlayacaktır."

hakkı şikayet etmemek
"ademoğlunun başına gelen belalar ancak itirazından dolayı gelir.
dilini şikayetten sakla."

Allah'ın verdiğine razı olmak
"mağrur olma, sonra senden daha şerli kimseleri başına bela eder."
"Allah'ı bırakıp mahluka da güvenme, şirk olur."

"Allah'ın verdiği hükümlere karşı olma, seni ezer.
o'nun işlerine karışma, rezil olursun.
gafil olma, uyandırırsa utanırsın.
sırlarını yabancılara açma, utanırsın.
o'nun gösterdiği yolu, keyfine göre tefsir etme, yerin dibine batarsın."

...

ABDULKADIR GEYLANI
FUTUHU'L GAYB

Temmuz 21, 2011

ZM / Nefs Zedesi

***
iyiyi seçecek kadar güçlü değil. o zaman kötüyü bilmesi, içine girmesi gerekir. kötünün içine girince de en olması gerekir. seçemedi, kazanamıyor. hem kötü hem kaybeden olmak.

kıskanç. beşeri sıfatların hepsinden haberdar. sahip doğması, sahip olması gerekir. doğmadı, olamıyor. hem kıskanç hem kaybeden olmak.

en'liğin ve eşsizliğin hevesiyle geçiyor ömrümüz. haz ve hazımsızlık. bundan başka ne düşüyor payımıza.
hiç.

çare ne ki?
çare sınav, çare sabır.
sonu kahır.
***

Temmuz 20, 2011

Leonard Cohen / The Partisan 1969

Charlotte Bronte / Jane Eyre'den I

"..nefret etmenin ve nefret edilmenin korkunçluğunu gördüm."
syf: 85

"gözlerimi yaklaşan sonuma dikip, huzur içinde yaşıyorum."
syf: 127

"..bu gülümsemenin ince bir zekanın, gerçek bir cesaretin dışavurumu olduğunu biliyorum."
syf: 144

"birçok insanın onu çirkin bir adam sanacağından eminim. yine de tavrında öyle bilinçsiz bir gurur, davranışlarında öyle bir rahatlık, dış görünümüyle ilgili öyle mutlak bir kayıtsızlık, öyle kibirli bir güven, herhangi bir dışsal çirkinliği gideremeyecek başka erdemleri ve güçleri olduğuna ilişkin öyle güvenli, adeta küstah bir inanç okunuyordu ki, ona bakan, onunla birlikte olan insan ister istemez onun bu umursamazlığını paylaşıyor, hatta bir kusur işleyerek, körü körüne onun güveniyle inancına ortak oluyordu."
syf: 271

"bay rochester guruluylu, alaycıydı, her tür bayağılık karşısında acımasızdı, ruhunun derinliklerinde bana gösterdiği kibarlığın, birçok kişiye gösterdiği adaletsiz kabalıkla dengelendiğini biliyordum."
syf: 299

"baktım. bakmaktan şiddetli bir zevk aldım, yine de değerli bir acıydı bu."
syf: 351

"aşık olma niyetinde değildim."
syf: 351

"o, onların türünden değil, onun benimle aynı türden olduğuna inanıyorum. onunla akrabaymışım gibi hissediyorum. yüzündeki ifadenin ve hareketlerinin dilini anlıyorum."
syf: 352

"bayan Ingram gösterişliydi ama samimi değildi. güzeldi, bir sürü parlak yeteneği vardı ama zihni zayıftı, kalbi karakteri gereği çoraktı.
... özgün değildi; kitaplardan okuduğu kulağa hoş gelen sözleri tekrarlıyordu, hiçbir zaman kendisine has bir fikir öne sürmezdi, zaten böyle bir fikri de olmazdı."
syf: 373

"onların hiçbir zaman sebep olamayacakları kadar keskin, şiddetli acılar ve hazlar canlanmıştı içimde bu yüzden onların havası beni ne kötü, ne de iyi yönde etkiliyordu."
syf: 451

"elime yumuşak, siyah bir kalem aldım, ucunu yumuşattım ve çizmeye başladım. kağıdın üzerine geniş ve çıkık bir alın çizdim..."
syf: 457

CHARLOTTE BRONTE / JANE EYRE
CILT 1

paha biçilemeyen elmaslar

"ll ent est de la valeur des hommes comme de celle des diamans, qui, a une certaine mesure de grosseur, de purete, de perfection, ont un, prix fixe et marque, mais qui, par-dela cette mesure, restent sant prix, et ne trouvent point d'acheteurs.."

"elmasların değeri nasılsa insanlarınki de öyledir. nasıl ki elmasların belli bir büyüklük, saflık, kusursuzluk derecesine kadar belli ve sabit bir fiyatı vardır, ama bu derecenin ötesine geçildiğinde paha biçilmez ve alıcısı bulunmaz ise.."

Sebastien-Roch Nicolas Chamfort

Tagore / Rüya

...ama hep o merak
o merak ki
giderek büyüyüp gelişerek kendi kozasında,
ve o merak ki
darmadağın edip kafamı
durmadan hep aynı soruyu sormada;

acaba o da görmüş müdür?
bir saman alevi gibi yanıp sönen
bu huzur dünyasının
tarifsiz mutluluğunu
kendi rüyasında.

Tagore / Öyleyse

öyleyse, son şarkıyı söyle de gidelim.
unut bu geceyi bitince.
kimi sarmak istiyorum kollarımla?
düşler tutsak edilemez ki.
istekli ellerim boşluğu bastırıyor yüreğime,
göğsüm çürüyor.

Notre Dame de Paris / Belle



Notre Dame de Paris Sonudtrack / Belle

Şey

Benim Allah'a sorduğum soruyu bana sordu.
Gözünde neyim dedi.
Gözümde bir şeysin dedim.
Her'i, hiç'i sana kalmış.
Kendi kaderini tayin etme hakkını veriyorum sana dedim.
Bunu duyduktan sonra hiçbir şey olmayı seçti.
Kabul ettim.
Her şey olmayı seçseydi,
her şey olacaktı.
Önüme baktım, bana verilene razı oldum.
Hiç üzülmedim.

2011, Temmuz

Temmuz 18, 2011

ZM / Zaman Üzerine

ne saçma, yaş farkından bahsetmesi insanların. yaş farkı değil, yol farkı, mesafe farkı insanlar arasındaki.
kimi önden gitmiş, beriki daha sonra başlamış yürümeye.
zaman da böyle. saatlerin ne önemi var. ayların. yılların.
insanlar arasındaki tek uzaklık mesafedir. saatlerle, yollarla ölçülemeyen mesafe.
bu yüzden yaş kıstası manasız. ne önemi var, evvelden doğmanın.
ne zaman yürümeye başladın, yollara düşmeye başladın bu önemli.

bırakalım yaşı.. sen, ben, o, öteki, beriki, niceleri yola düşmüş arıyoruz.
benden daha evvel yürümeye başladın diye, seni takip edecek, arkandan gelecek değilim.
benden daha geç yolu buldun diye de, sana yol tarif edecek değilim.
sen yoluna, ben yoluma, o yoluna.
arada çakışır yolları insanların, yoldaşların.
laflarlar.


2011, temmuz 18.

Temmuz 17, 2011

Gigliola Cinquetti / Non Ho L'età 1964

ZM / Varoluşçuluk, Sosyalizm ve İslam üzerine

“sanırım değişen benim, bunu anlamak güç değil, hoş da değil elbette. Başka çıkar yolu yok, bu değişimlerin ben’den olduğunu kabul etmem gerekiyor. Bir şey daha var: çok az düşünen bir adam oldum. “

Ne kadar ben’iyle şahlandırıp öznesini, bitirse de cümlesini Sartre, katılmalıyız ona ve çizmeliyiz altını cümlesinin. Bunu ‘hepsi hepsi duvarda bir tuğla’ olan ben de söylesem doğruluğu değişmeyecek.

İstediği kadar ortada olsun hakikat, biz onu etrafını çevirmiş pencerelerden seyrediyorsak, hepimiz baktığımız yere esas, gördüklerimize de en güzeli diyeceğiz. .

***

“ağzında o kim bilir hangi fırından çıkma şeyi
Bilsin aslanlığını bilecekse o hayvan
Kükresin de görelim ekmeği ağzından sarkıtan
Azan tek duramaz azan azdığıyla kalmaz
Azma bahanesidir azlık
…
O senin ekmeğe diş geçirmiş aslan teranesini
Gel de benim külahıma anlat”

Aslanın ağzından ekmeği alıp, tahtından indirmek isteyen Marksizm.
Dönemin hâkim anlayışı liberal rasyonalizm’e karşı başlıca alternatif diye bahsediyor A. Heywood Marksizmden. Hâkim anlayışın yerine geçmek isteyen hevesli Marksizm.
Gördüğü, dokunduğu, beş duyusuyla var ettiği dünyasının eşit bir yer olmasını düşleyen ümitvar Marksizm.
Sınıf bilinci gelişirse çatışma kendiliğinden olacak, kavga idimizde var diyen, asi, dik başlı Marksizm.
Ve gerçekleştiğinde komünizm, kendi kaderini kendi şekillendirecek insanlar dolacaktı yeryüzünde, hayalci Marksizm.

***

“Bu mekanik aşağılık dünyadan, idare, hukuk, siyaset, çekişme, itişme, keşmekeş, kaba çirkinlikler, mutlu hayatın rezillikleri, günümüzün ahmak ve mutlu azınlıklarının bir kurtuluş kapısıdır.”

Ütopyacılığın alt başlıklarından görülür idealizm. Olması gereken, istenenlerdedir kafası. Çözüm bulamaz, kızar, içerlenir de savaşlara, ‘adil savaş’ların nasıl olması gerektiğini der bize.

Saldırganın ancak adil olarak, bir iyiyi gerçekleştirmek, kötüyü önlemek maksadıyla hareket etmesi gerektiğinden bahseder. ‘Hangi savaşı iyiler başlatır’ı sanki hiç düşünmeden.
Özünde iyi biridir idealizm, zaten onun kalbi hep temizdir.
Keşke mümkün olsa, olabilse de görsek, görebilsek idealizmi.
Belki iyi insanlar olursak görebiliriz.

***

“Çevreye belli bir aşinalık sağladıktan sonra Paris’in 16. Kısmında Götebourg sokağı 15 numaralı apartmanda kapalı kapılar ardında birkaç kitabımla baş başa kalmıştım. İki şey dışında her şey benden ayrılmış veya ben onları terk etmiştim. Herkes ve her şey bende bitmişti. Bu iki şeyden biri Mevlana’nın mesnevisi, diğeri ise yalnızlığımdı.”

“dünya görüşlerini üç kümede toparlayabiliriz, Maneviyatçı, Materyalist ve İslami.” Sonra devam ediyor, Aliya İzzetbegoviç;
“En eski zamanlardan bugüne kadar ortaya atılmış bütün ideoloji, felsefe ve düşünce sistemleri bu üç temel dünya görüşünden birine dayanmaktadır. Bunlardan birincisine göre, yegâne veya esas varlık “ruh”tur, ikincisine göre maddedir. Üçüncüsüne gelince, o ruh ve maddenin bir arada var oluşundan çıkmaktadır.“

Ve zıddiyetler cetveli şeklinde önümüze çıkarıyor düşüncesini. Materyalizmin maddesiyle varlığına, maneviyatçının ruhuyla şuuruna, İslam’ın tek kelime “insan”ıyla tamamlıyor buluşunu.
Reddetmiyor maddeyi, olmaz demiyor ideallere, felsefelerin, bulunan, denenen ideolojilerin üstüne kendince bir buluş bulup, belki de bunu denemeliyiz diyor Begoviç.

Yehova hükmetse de dünyaya biz hala dindışında yaşıyoruz. Ve dinden bahsetmenin güçlüğünü yaşıyoruz.

“evet, ilmektir boynumdaki ama ben
Kimsenin kölesi değilim
Tarantula yazdılar diye göğsümdeki yaftaya
Tarantula benim adım diyecek değilim”

***
Sonuçta ve sonunda,
Baktığımız yerden hep güzel görünenler ve hep gerçek dediklerimiz.
Herkes doğru, söylediklerimizin hepsi de gerçek ama,
Muhakkak vardır bir hakikat.
***

Alıntılar;
[1] J.p Sartre, bulantı, oda yayınları, syf: 10
[2] İsmet özel, Of Not Being A Jew, şule yayınları, syf: 12
[3] Ali Şeriati, yalnızlık sözleri, fecr yayınevi, syf: 135
[4] Şeraiti, syf: 57
[5] İsmet özel, syf:10

2008, aralık 4

noktayım. bu koca alemde.

kendi keşfini bile yapamamış. melankolilerde yaşamış ve hasta düşmüş bir ruh.

varlığı kabul edilmiş ve heryeri kaplamış baş ağrısı. bulanıklık, karartı, yemeğe karşı olan duyarsızlık. nerden geldiği bilinmeyen kızarıklıklar. boğuk, mutsuz bir ses. savunmalarla saklanmış boşvermişlik. bazen geçici duygularla taşsa da bilinmezlik ve ümitsizlikle daralmış bir ruh. hiçbir şeyin tek bir şeye değmediğinin kabullenişi.

burda cümlesini çoktan bitirmiş bir cümle var. onu virgülle yola devam ettirecek cümlelere ihtiyacı var.

noktadan sonsuz cümle sahibine yapılmış bir duaydı. umarım cevabı gelir.

Temmuz 15, 2011

Sen

Sen'sin, sen, bir noktada ben bu kainatta
Bilmem bu söz ne anlama geliyor o katta?

Sis

İçim pis, içim sis, içimde hiç yok his.

Temmuz 14, 2011

Tagore / Uzaktan Uzağa

aslında seninle benim aramda
bir oyun bu
uzaktan uzağa.

ZM / Bumerang

Düşünmekle başlar her şey. Yoktuk ve var olduk. Şimdi o kadar çok varız ki. Ne mi var? Her biri başka bir vücutta hayat bulan düşünceler… Zamanla geliştik, çeşitlendik ve de ayrıldık çünkü artık bir yere sığmıyorduk. Önceleri bir ya da iki çeşittik, her şeyi adlandırmaya yetiyordu bu şeyler. İyiydik ya da kötüydük. Böylece dünyadaki ilk düşüncenin aslı arayan seçenekleri olmuştuk.

Ve iyi düşünmeye başladık, zamanla iyilerimiz değişti. İyi gitmiş iyiler gelmişti. Sonra gördüğümüz, aklettiğimiz ya da hissettiğimiz şeylerde oldu iyilerimiz. Görmekteyse güzel-çirkin, akletmeyse güçlü-güçsüz… olduk bulunduk. Seçenekler çoğalıyordu ve zorlaşıyordu cevabı bulmak. Ve düşünce; o kadar sonsuzdu ki onu bir yerlere sıkıştıramıyorduk.

Aklımızla düşünerek bulacaktık iyiyi. Ve iyiyi kuracaktık dünyamızın üzerine. Ama iyimiz kurallı olmalıydı, herkes de uymalıydı ve sadece ‘benim kanunum’ doğru olmalıydı.  Düşündük ve düşündüklerimizin esiri oldu çoğumuz. Sonra da düşündüklerimize esirler yaptık. Artık düşündüklerimiz yıkmak içindi, çünkü düşünmek farklı bir şeyler aramaktı. Ve düşündüklerimizi görmek istedik, bazen bir düzendi yapmak yahut ta değiştirmek istediğimiz. Değiştiriyorduk ama sağlamlaştıramıyorduk. Binalardaydı düşündüklerimiz, bu yüzden onların ayakta kalabilmesiyle mümkündü, sarsılmaz düşüncelerimiz. Bazen aniden gelen depremler, bazen de yeni bir düşünce-bina yeniliyordu bizi. Yineliyordu bizi.  

Görerek ulaşacaktık iyiye. Bu yüzden güzeli aramakla başlamalıydık. görmek istiyorduk, kamaştırmak istiyorduk ortalığı. Işıltılar, parıltılar doğmalıydı gözlerimize. Güzeller iyiydi fakat çirkinler köyüydü. Ve kötülük çirkinlikle anılmaya başlamıştı. Sefalet, cehalet çirkindi böyle olanlar, hatta doğanlarda. Ve çirkinler güzelleşemezdi, aynalarda görülemezdi.                     

Hissedecektik iyi olmayı, olmasa da öyle düşünmeyi. Haksızlıklar, güçsüzlükler, çirkinlikler bunlara yer vermeyecektik düşündüklerimizde. İyi olacaktık ama kötülüklere hep uzak kalacaktık. Hayaller kuracaktık, gerçekle ilgisi olmayan hayaller. Düşlerdeki Ülkemizde sadece istediklerimizin yapıldığı ‘kraliçe’ olacaktık.  Pembe bulutlu, acıların ve gerçeklerin bulunmadığı bu yerde yenilecek ve kötüleri seyredecektik…

Ve düşünerek…İyimiz burada mıydı? Onu hiç göremedik ve sanırım göremeyeceğiz de. Çünkü o, sadece gözlerle, sadece hislerle ve sadece akılla algılanamaz. Aslında çok kapsamlı her üçünü de içine alabilir çünkü o aslında her şey. Burada ne güçsüz var ne çirkin ne de bir başkası. Dünya üzerindeki tüm ayrımları başlatan ve bir gün belki de sona erdirecek olandır,

Peki, nasıl mı düşünmeliyiz? Aklımızın başlattığı, gördüklerimizin şekillendirdiği ve hislerimizin nihayete erdirdiği bir düşünce. Yani hepimizi içine alan bir düşünce. Bazen düşünceler sadece yıkmak içindir, bazen de birleştirmek.

Düş-ünmekle başlar her şey. Yoktuk ve var olduk. Şimdi o kadar çok varız ki. Ne mi var? Her biri başka bir vücutta hayat bulan düş-ünceler… Zamanla geliştik, çeşitlendik ve de ayrıldık çünkü artık bir yere sığmıyorduk. Önceleri bir ya da iki çeşittik, her şeyi adlandırmaya yetiyordu bu şeyler. İyiydik ya da kötüydük. Böylece dünyadaki ilk düşüncenin aslı arayan seçenekleri olmuştuk.

2008 / Mart   

ZM / Hayatı Çekilebilir Kılan Nedir?

***
Hayatı çekilebilir kılan nedir? Eğer sorgulamışsanız yahut çekmişse şüphe sizi bir kere içine, takılacak bu soru bir gün aklınıza. Niye mi? Çünkü her şey varlığa anlam bulmayla çalışmakla başlamıştı.
Şimdi bir ayrım daha ekleyeceğim ayrımlar listesine. Bazıları yaşarlar. Belki sürdürmektir bu. Evet, bazıları sürdürürler yaşamını. İşte yaşamını sürdürenler ve diğerleri. Bu olsun bu yazıdaki ayrımın adı.
Kalıtım mı yoksa bir şeylerin etkisi mi, ama bazıları sürekli huzursuzdur. Hep rahatsızdır. Kasları bile kendi gibidir bunların. Her şeyin eksik, olmamış, çirkin yönlerini görürler. Bok gibidir çoğu şey bunlara. Belki mükemmeli bilmenin ama ona sahip olmamanın verdiği bir şey, belki bir hasettir bu. Alaycı, kibirli, tek cümlede nefsine yenilmiş beşerlerin tavrıdır bu hazmedemeyiş.
***

2009/ nisan
     

Zeynep

Özüyle zeynini zayi etti aynada Zeyneb.

2010, Mart 18

Kalbi Karnında Olanlar

Karnımda atıyor, nefesim benim
Hepsinde nefesim, nefisim benim.

2010

Kalbi Gözlerinde Atanlar

Göz kırpışı atışlarıydı kalbinin
Gözleriyle yaşardı kendi pür-ama

2011, Mayıs

ZM / Sisin Gidişi veya Bitişi

Sis gibidir. Yoğunluğu derinlik sanılır. Belirsizliği ve kasveti içine çeker. İçinde kaybolmayı düşlersiniz ve kaybolursunuz.  Peşinden yağmur da gelebilir. Gelirse ıslatır. Ama siz haşin tepelere çıkmak istemişsinizdir bir kere. Sisi de yağmuru da sizin sanırsınız. Ama oranındır aslında. Gidilen yerindir sahiplendikleriniz. Bazı günler damlalar düşer üstünüze. Parıldarsınız. Kendinizi parıltılardan biri sanırsınız. Oysa siz parıltılmışsınızdır. Ordasınız diyedir her şey. Sonra başka yerlerde olduğunuzu anlarsınız. Sisi ve yağmuru da anlarsınız. Sizin olmadığını da anlarsınız. Haşin tepenizden atlama zamanıdır artık. Atlarsınız. Ve ölürsünüz. Ve yine sis gelir. Peşinden yağmur da gelebilir. Artık ıslanmazsınız. Parıltı olmuşsunuzdur çünkü.

2008 / ağustos

ZM / Benim Ben'im

        Ben. Acaba hangisi? Olduğum mu, olmak istediğim mi? En iyisi baştan beri olduğumla sürsün bu yazı.
        Ben aslında diğer tüm benler gibi var olmaya çalışan, varlığının bilincinde olmaya çalışan bir ben’im. Beşer doğdum, insan ölmek tüm çabam. Sevgilerim, nefretlerim, zevklerim ruhumdur benim. Ruhum; benimin en kutsal parçası. Korkularım, kaygılarım da var benim. Bunlar ben’imin en içten tepkileri.
        Ben; en çok sevilen şarkıdır aslında. İniş ve çıkışlarında kendini bulduğun. Ben hiçbir zaman güzel bulmadığın vesikalığındır aslında. Ve ben; “çocukluğundan beri etkisinde kaldığın şeylerin özetidir” aslında.
        Devletlerin tarihi, ben’lerinse geçmişi var. Belki gene tekerrürlerle dolu. Hep aynı yapılmazlarla, edilmezlerle dolu.
        Bu bir ben yazısı. Ve benim yazım. İçinde –di’li geçmiş zamanla çekimlenmiş yaşadıklarım olmadı belki. Ama tıpkı benim gibi, bana ait, bana has bir şey oldu.

2010 / mayıs

Gayret

Bela verip başına,
dara düşürürmüşsün
Sevdiğini,
Bölmesine katlanamazmışsın
sevgisini,
Sonra da delilik katıp
sevgisine,
Rüsvaylık yollarmışsın
sevdiğine.

2011, Şubat

Dünyam

Küçüktü dünyam benim
İçinde huzurum olmazdı.
Sorunlar takardım kafama
Kafam sorun sormazdı.

Küçüktü dünyam benim
İçinde barınamazdım.
Zırıltılar duyardım çevremde
Benim çıtım çıkmazdı.
Zıtlıklarıma zırlardım.

Küçüktü dünyam benim
İçinde duramazdım.
Dertlerimi büyütürdüm koca koca
Birinin ölümünü görmek nasip olmazdı.

Küçüktü dünyam benim
İçine sığamazdım.
Sıralanırdı peşpeşe ukdeler
Bir devirimci domino taşı bulunmazdı.

Küçüktü dünyam benim
Ne içine sığar,
Ne de dışında kendime;
bir dünya kurabilirdim.

Zaman yitip giderdi.

2011, Mart

İyi'ye

Gitme içimden uzaklara
Atsamda seni dışarı
Nolur öyle yavaşça
Öyle sakin, sıradan
Çıkarsa da öteki dışarı
Gitme içimden uzaklara.

2011, Nisan.

Adagio

İkindi üzeri
Tepenin üstünde
Sallandı otları mezarının.
Rüzgar uğuldarken
Kırı sarmıştı çoktandır
Unutulmuşluk.
Zaman belki 1743
Güz üstünün ağustosu.
Unutulmuş tepenin
Gizli kalmış yeşilliğinde
Bir ikindi üzeri;
Beyaz taşının yazıları bile okunmazken
Sallanıp durdu otları
Mezarının.

2011, Nisan 21

Haziran 26, 2011

İsmet Özel / Başörtüsü Demoratik Bir Hak Değildir(mi?)

"Kızların üniversiteye başörtülü olarak girmeleri ve başörtülü olarak ders dinlemeleri, kimliklerinde, diplomalarında başörtülü resimlerinin bulunmasının bir demokratik hak olduğunu söyleyenler, bu çocukları istismar ediyorlar ve bunları kullanıyorlar. Çünkü başörtüsü demokratik bir hak değildir, dini bir vecibedir. Üstelik hür ve namuslu kadınlar başlarını örter, cariyelerin başlarını örtmeleri doğru değildir, başını örtmek kadınlara verilmiş bir imtiyazdır, hak değildir. Sadece üstün nitelikli kadınlar başlarını örterler.

Bana sorarsanız, benim yetkim olsa, bazı kadınların başlarını örtmelerini yasaklarım. Çünkü sizin baş örtmeye hakkınız yok derim, siz namuslu ve hür kadınlar değilsiniz, dolayısıyla başınızı örtemezsiniz. Başını örtmek üstün bir şeydir, yüksek bir şeydir, hiçbir zaman başörtülü bir kadın, başı açık bir kadının himayesi altına giremez. Başını örten bir kadın başı açık bir kadını himaye edebilir. Başın açık gezebilirsin diye ona iyilikte bulunabilir, ama tersi olmaz. Çünkü dediğim gibi hür kadınlar başını örter, Hz. Hatice başını örter.

Başörtüsü, ona tahammül edemeyenler için bir sorundur. Sorunu başlatan onlar olduğundan kavga da burada başlamaktadır, yani belirttiğiniz gibi ortada bir horoz dövüşü yok. Başörtüsünü sorun edinen kesimin yıllardır süren zulmü olmasaydı biz durduk yerde sizin deyişinizle "garnizon kafalı demokratlara" neden kafa tutalım ki?, aklımızı mı kaybettik? veya başörtüsünün dini bir vecibe olduğu toplumun her kesimi tarafından kabul edildiği bir ortamda neden "başörtüsü demokratik bir hak değil dini bir vecibedir ve meziyettir" diyelim ki?


Neden? bunu ülkemizdeki başka bir toplumsal vakıa ile açıklayayım; Kürt milliyetçiliğini doğuran bütün etkenler Türk milliyetçiliğinden kaynaklanmıştır.Bir başka deyişle ortada Türk milliyetçilerinin Kürtlere karşı bir önyargısı ve bu yargıdan kaynaklanan davranışları olmasaydı Kürt milliyetçiliği denen bir olgu da çıkmazdı ortaya. Burada Kürt milliyetçiliğinin doğruluk veya yanlışlığından öte onun doğal bir anti-tez olduğundan bahsediyorum. Benzer olarak bizim başörtüsü düşmanlarına karşı bu kavgada yer almamız kadar doğal bir şey olamaz. Bu durumumuz Kürt milliyetçiliğindeki gibi bir anti-tez değildir.

Öncelikle 1400 yıl boyunca devam eden ve teorisi ile pratiği ile doğruluğu ALLAH tarafından ispat edilen bir tezimiz var. Laikler bu teze karşı anti-tez geliştirip bunu ortadan kaldırmaya çalışmaktadırlar.Buna karşı Müslümanların müslümanca bir tepki vermesi gerekir. Onlar bu yasağı demokrasi ve laik devletin gereği olarak savunurken, çoğu Müslüman da demokrasiyi -dini vecibe ikinci plandadır-savunarak bu yasağa karşı çıkmaktadır. Bizim daha doğrusu başörtüsünün sadece bir dini vecibe olduğunu ve Müslüman kadının özgürlüğünün başörtüsü takmakla başladığını savunanların sert tepki ve sıra dışı söylemleri de burada başlamaktadır.

Başörtüsü takmanın demokratik bir hak olduğunu söylerseniz işin içinden çıkamazsınız. Çünkü demokrasinin kuralları sizin yetkinizde olmayıp Batı’nın ve Türk müşriklerinin elindedir. Hak tanımını doğal olarak sadece kendilerinde gördüklerinde bir demokrat olarak size bu haklara sadece uymak kalıyor. Çünkü siz ikinci elden demokrasiyi satın almışsınız ve üzerinde değişiklik yapamazsınız, bu değişikliği ancak demokrasiyi üreten kişiler yapmaktadır. Doğrusu bu bağlamda, geçen yıllarda Fransa’daki demokrasiyi gerekçe göstererek bu ülkedeki başörtüsü yasağının anti-demokratik olduğunu dile getiren Müslümanların da bundan sonraki tepkilerini çok merak ediyorum, Onlara demokrasi dersleri vermeye kalkarlarsa hiç şaşmam. Fransızların veya Batı’nın dinimizi bize öğretmeye kalkması ve dinimizin sınırlarını çizmesi ne kadar küstahlık ve kabul edilemez bir davranışsa bir kısım müslümanın da Batı’ya demokrasiyi öğretmeye kalkışması o kadar saçma ve uygunsuzdur.

Ama yasak başladığı andan itibaren, bu yasağa dini vecibe gerekçe gösterilerek karşı çıkılsaydı bir çok olgu netleşecekti. En azından laiklerin din düşmanı olduğu toplum tarafından daha iyi anlaşılacaktı. Çünkü ortada net bir ayrım olacaktı; Bir tarafta ALLAH’ın farz kıldığı bir başörtüsü karşı tarafta da bunu bütün güçleriyle ortadan kaldırmaya çalışan laik zihniyet."


İsmet Özel

***
başörtüsü "onların demokrasisi"ne göre gerçekten de demokratik bir hak olmasa da;
özgürlüğün bir parçasıdır.
çünkü özgürlük demokrasiden büyüktür.
ve bizim "onların demokrasi"sine ihtiyacımız yok,
İslam her türlü sistemden büyüktür.
***

Ölmeden Önce

"Allahumme Er-Refik el-Ala" (Allah'ım Yüce Dosta!) - Hz. Muhammed

Her şey sona erdi... (Consummatum Est) - Hz. İsa

Asıl ölüm, ilimden payını almayanlaradır. Faydalı ile faydasızı bilenler bilgi sâhipleridir. - Şeyh Edebali

Vur, korkak herif, sonuçta sadece bir adam öldüreceksin. - Ernesto Che Guevara

Vücudumda yaralanmamış yer yok. Gel gör ki, savaş meydanlarında yenilgi yüzü görmeyen Halid, yatağında ölüyor. Ayağa kalkar ve kılıcı üzerine doğrulur şöyle der: Erkekler kılıçları üzerinde ölürler. - Halid bin Velid

Demek böyle ölünürmüş...-Necip Fazıl Kısakürek

Lala, Lala! Bunca zamandan beri sen bizi kiminle biliyordun? Cenâb-ı Hakk’a teveccühümüzde bir kusur mu gördün?-Yavuz Sultan Selim Hân("Artık Allah'la olma zamanıdır." diyen yakın görevliye hitaben...)

Siyah bir ışık görüyorum. - Victor Hugo

Rabbimiz, beni kendi hazretine dâvet ediyor. Artık gitmek zamânıdır. Yâ Azrâil! Çabuk ol! Beni Rabbime çabuk kavuştur!-Hazret-i Mevlana

Komedi Bitti. - Ludwig van Beethoven

("Tanrı ruhunu affetsin" diyen papaza karşılık olarak) Neden olmasın? Ne de olsa kendi malı. - Charlie Chaplin

Biraz dinleneyim. - Namık Kemal

İşte bu fena. - Peyami Safa

Hadi oradan. Son sözler yeterince doğru söz söylememiş aptallar içindir. - Karl Marx

Yaşasın tam bağımsız Türkiye! Yaşasın Marksizm-Leninizm! Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği!! Yaşasın işçiler, köylüler! Kahrolsun Emperyalizm! - Deniz Gezmiş (Devrimci, 1972)

Bir merdiven çabuk bir merdiven getirin. - Nikolay Gogol

Allah memleketi korusun, millete zeval vermesin, haydi Allah'a ısmarladık. - Fatin Rüştü Zorlu

Haşa ben ölümden korkmuyorum. Çünkü ben Müslümanım. Her Müslümana yakışan da ölümü tebessümle karşılamaktır. Hakikaten ölüm ebediyet âlemine açılan ilk perdedir. - Muhammed İkbal

Her şey bitti, artık çok geç. - George Gordon Byron

Biraz daha ışık. - Johann Wolfgang von Goethe

Ya duvar kâğıdı gidiyor ya da ben. - Oscar Wilde

Ben görevimi burada bitiriyorum. - Albert Einstein

Ölümün tadı, dilimin ucunda. Bu dünyadan olmayan bir şey hissediyorum. - Wolfgang Amadeus Mozart

Yüce tanrım ve ölümümün şahitleri: Filozof olarak yaşadım hristiyan olarak ölüyorum. - Casanova

Çalışmalarım olması gereken kaliteye erişmediği için Tanrıyı ve insanlığı gücendirdim. - Leonardo da Vinci

Herşey canımı sıkıyor. - Winston Churchill

Ölmek dışında hiçbir şey istemiyorum. - Jane Austen (İngiliz yazar)

Yakın ışıkları. Eve karanlıkta gitmek istemiyorum. - O' Henry (ABD'li öykücü, 1910)

Çok güzel, yarın onu yukardakilere anlatırım. - Alfred E. Housman (İngiliz şair, 1936, doktorunun anlattığı fıkrayı dinledikten sonra)

Sanırım, öleceğim. Yağmuru seviyorum. Yağmurun yüzüme değmesine bayılıyorum. - Katherine Mansfield (Ingiliz yazar, 1923)

Herkes ölür ama bana bir ayncalık tanınır sanıyordum. Ne olacak şimdi? - William Saroyan (ABD' li yazar, 1981)

Beni bir antika olarak saklamaya çalışıyorsun ama işim bitti, öleceğim. - George Bernard Shaw (Ingiliz yazar, 1950, hemşireye)

Allah korusun, Allah kahretsin. - James Thurber (ABD'li ressam ve yazar, 1961)

Tamam, Mabel, geliyorum. - Thomas Wolfe (ABD'li yazar, 1938, ölmüş karısına)

Sen de mi Brütüs? - Julius Caesar (Roma İmparatoru, M.Ö. 44)

Biraz daha ışık!.. (Mehr Licht!) - Goethe (Alman şair ve Oyun yazarı, 1832)

Bir imparator ayakta ölmeli. - Vespasien (Roma İmparatoru, 79)

Haziran 15, 2011

Balzac / İki Gelinin Hatıraları'ndan

***
"...gözlerine gelince, hem kadife, hem de ateş. ama işte o kadar; yoksa kısa boylu çirkin bir adam."

***
"...soğuk durması insanı sinirlendiriyor. aramıza koymak istediği, koymayı da başardığı çöl, en derin bir gururla dolu; nasıl söyleyeyim? karanlığa bürünüyor bu adam."

***
"bir kral bile olsa hiçbir erkeğe gönlümde en küçük saygı duymuyorum. "

***
"ispanya kraliçelerinden birinin bir bakışı uğruna kendini öldürtüvermiş zavallı bir uşağın hikayesinden bahsetti.
-ölmeyecekti de ne yapacaktı dedim?
bu cevaba pek sevindi. gözlerine bakınca geççekten ürperdim."

***
"dostluk kuvvetleri ile birleşip gene de bağımsız kalan, birbirinin benzeri iki ruh arasındaki kuvvetli bağdır."

***
"bir erkeği güzelliği için sevmenin çok çirkin bir şey olacağı hükmüne vardım."

***
"bir gün olur da onun bir hareketinde, bir bakışında, bir tek sözünün edasında o eski saygının azaldığını sezecek olursam öyle sanıyorum ki her şeyi unutmak kuvvetini göstereceğim."

***
"ne yapayım kardeşçiğim?
aşk bana gelmiyordu; bende Muhammed'in dağa gitmesi gibi, aşka gittim."

***
"...herkesin yanında gözleriniz donuk olsun."

***
"kendi kendime: fedakarlık dedim, aşktan da büyük değil mi?"

***
"sevilmek ister misiniz?
sevmeyin."

***
"...tabutumda da güzel olmak isterim."

Honoré de BALZAC
İki Gelinin Hatıraları

Mayıs 24, 2011

Adl

Allah'ın adaleti sonuçtadır.
5000/1000 de, 5/1 de aynı sonucu verir.
Yani iyi, sağlıklı bir çevrede doğan birinin payı büyük olduğu gibi paydası da büyük olur.

Cemil Meriç / Biliyorum ki

"Ve gece bir deniz kızı gibiydi. Şarkılarla başladı yıldız yıldız; köpük köpük.
Kah bir çöl rüzgarı gibi yakıcı, kah bir çöl gecesi kadar serin.
Hangi beste sözün musikisiyle, sözün füsunuyla boy ölçüşebilir.
Kelime kanattır, kelime buse.
Ve gece bir deniz kızı gibi başladı. Harikulade gözleri vardı gecenin.
Ve saçları bir kucak alevdiler ve dudaklarında bütün yaraları kapayan, bütün zilletlerin hatırasını silen bir iksir.

Salzburg tuzlalarına atılan kuru dallar, bir zaman sonra bir kristal hevengi olarak çıkartılırmış; artık dal kaybolurmuş,
gözleri kamaşırmış insanın. Kainatta farkına vardığımız her yeni güzellik, bizi hayrete düşüren bir keşif olup çıkar.
Aa, deriz, tıpkı onun sesi, tıpkı onun bakışı, tıpkı onun kahkahası.
Kristalizasyon yüzünden günün birinde kendi yarattığımız bir hayale aşık olduğumuzu, hayretler içinde görürüz.
Tecrübe güvensizlik yaratır. Gittikçe kristalizasyon kabiliyetimiz azalır.
İkinci aşk, yozlaşmış bir aşktır.
Aşkın hazları, ilham ettiği korkular ölçüsünde büyüktür.

Yalnız seninim. Ve yalnız beni düşündüğün müddetçe aşkımızın ömrü ebedidir.
Büyüyü ancak ihanetin bozar. Manevi ihanetin.
Bir an için gözbebeklerinde raksedecek herhangi bir yabancı hayal, o zaman bu rüya bir kabusa döner ve bir uçurumun kıyısında uyanırsın.

Cemil Meriç'ten mektuplar